fbpx
Osmanlı Tarihi

Nizam-ı Cedid Hakkında Hiç Bilmediğiniz Gerçekler

Nizam-ı Cedid, Yeni Düzen anlamına gelmektedir. XVIII. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Osmanlı İmparatorluğu’nun devlet idaresi ve sosyal hayatı büyük bir karışıklık içerisindeydi. 1789’da Osmanlı tahtına çıkan III. Selim, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu problemlere çözüm bulabilmek amacıyla ilk olarak askeri alanda olmak üzere idari, sosyal, ekonomik ve diplomatik sahalarda bir takım yenilik hareketlerine girişmiştir. Osmanlı Devleti’nde, Nizam-ı Cedid adıyla kullanılan bu yeniliklerden idari ve sosyal içerikli olanları da göze çarpmaktadır.

3. selim

Nizam-ı Cedid Ne Demek

Osmanlı Devleti’nde yenileşmenin (ıslahatların) bir bütünlük olduğunu ve yapılacak yenilik hareketlerinin belirli bir plan-program çerçevesinde yapılması gerektiğini ilk kavrayan Padişah III. Selim (1789-1807) olmuştur. XVIII. yüzyılda tahta çıkan diğer Osmanlı padişahları gibi III. Selim’de, devlet kurumlarındaki modernleşmenin öncelikle askeri sahada yapılacak olan ıslahatlarla mümkün olabileceği düşüncesindeydi. Fakat Sultan III. Selim, esas olarak orduda yaptığı yeniliklerden başka idari, sosyal, ekonomik ve diplomatik alanlarda da birçok yenilik hareketlerine girişmiştir. III. Selim’in Osmanlı Devleti’nde oluşturmsk istediği yeniliklerin tamamına Nizam-ı Cedid denilmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk daimi elçi Padişah 3.Selim döneminde, İngiltere’nin Londra şehrine gönderilen Büyükelçi Yusuf Agah efendidir.

Nizam-ı Cedid Hareketinin Amacı

1761 senesinde doğan III. Selim, yenileşme hareketleri konusunda I. Mahmut ile I. Abdülhamit’ten daha fazla çaba gösteren bir padişahdır. Yapmış olduğu Nizam-ı Cedid hareketleri kendisini XIX. yüzyılın reformcu sultan ve sadrazamların gözünde öncü yapmıştır.

III. Selim’in tahta çıktığı sene, Fransa’da gerçekleşen Fransız İhtilali ve yenilik hareketleriyle çakıştığı görülmektedir. III. Selim ile Osmanlı tarihinin yeni bir aşaması başlamıştır ve kendisi tam bir XVIII. yüzyıl insanıdır. Osmanlı Devleti’nin tarihne damgasını vurmuş aydın bir insan olarak bakılır kendisine.

III. Selim yapacağı Nizam-ı Cedid hareketlerinin sadece orduda yapılacak hareketler ile kısıtlı kalmasını istememiş, dünyadaki öteki rejimlerin ve özellikle Fransız rejimi hakkında bilgi sahibi olmak istemiştir.

Saltanatının başlangında Rusya ile yapılan savaşın güçlükleri ile karşı karşıya kaldığı için reform hareketlerine başlamayı ertelemek durumunda kalmıştır. Ne var ki ordunun ve yönetimin kötü yönetiminden sorumluluğu olanları görevlerinden alarak bu makamlara Nizam-ı Cedid hareketini gerçekleştirmek için kendisi ile uyum içinde çalışacakları getirecektir bu makamlara.

Zorunlu askeri ve idari reformlardan başka, ekonomik ve sosyal nitelikte yapılacak yeniliklerin başlangıcını bu sayede başlatabileceklerdir.

Nizam-ı Cedid reformlarının ilk yenilik çalışmaları her zaman olduğu gibi ilk önce ordudan başlayacaktır. O dönemde Yeniçeri ordusu bir düzen içinde değildir. Bunun dışında, III. Selim döneminde yapılan diğer reformlar ise idari ve diplomasi alanlarında da görülecek ve bu örgütlerin daha iyi düzene oturtulmasına çalışılacaktır.

Sultan III. Selim, kendisinden önceki Osmanlı padişahlarından farklı olarak belirlediği ıslahatlar için önceden iyi bir hazırlık dönemi geçirmiştir. O, daha şehzade iken Fransa Kralı XVI. Louis ile yapmayı planladığı ıslahatlar konusunda gizlice kendisin mektup yazıp XVI. Louis’den ıslahatlar için tavsiyeler almıştır. Bu yapmış olduğu çabaları III. Selim’in Nizam- Cedid yolunda kendinden önceki padişahlardan daha ileri gitmek niyetinde olduğunu göstermiştir.

kral 16. louis

Fransa’da ihtilalin patlaması Osmanlı Devleti’ni bir bakıma kurtarmıştır. Düşman ordularının İstanbul’a gelmesi an meselesi iken çıkan ihtilal Avrupa krallık hükümetlerini korkutmuş, İngiliz elçisinin araya girmesi ile ağır bir barış yapılmıştır.

Bu olay III. Selim’e Osmanlı Devleti’nin ne denli uçurumun kıyısında dolaştığını göstermiştir. Savaşlarda alınan bu yenilgiler devlet adamlarının gözlerinin açılmasına neden olmuştur. Herkes düzenli askeri bir oluşturulmasından başka yapılacak bir çare olmadığını anlamıştır.

120.000’den fazla Osmanlı askeri karşısında, sadece 8000 Rus askeri Tuna’yı geçmeyi başarabilmiştir. Düşmanın böyle düzenli askerine bizim askerimiz yeni savaş yöntemlerini bilmediklerinden karşı gelemiyorlardı.

Nizam-ı Cedid dönemi bu tarihten sonra başlamıştır. III. Selim tahta geçmesinden hemen sonra geleneksel olarak başvurulan bir yöntemle 1789’da devlet büyüklerinden, ordu bürokrasisinin görevli ya da görevsiz ileri gelenlerinden, ulemadan kurulu bir danışma meclisi (Meşrevet Meclisi) toplamıştı.

Padişahın huzurunda toplanan bu danışma meclisi, bozuklukların giderilmesi üzerinde durmuş, fakat somut bir reform programı belirlemiştir. Eski toplanan danışma meclislerinde olduğu gibi konuşulan ortak konu bozulan örgütlerin önceki durumlarına geri getirilmesi olmuştur.

III. Selim’in Nizam-ı Cedid rejiminin asıl başlangıcı ise, savaşın sonunda alınan derslr üzerine olmuştur. Padişah III. Selim, iki yüze yakın ileri gelenden reform hareketleri için kapsamlı reform projeleri hazırlamalarını istemiştir. Hazırlanacak bu reform projelerinin tam bir bir özgürlük içinde yapılmasını ve kimsenin bundan dolayı ceza almayacağıda ayrıca belirtmiştir. Sunulan projelerde tartışılacak sorunlar şunlardır;

  • Nizam-ı Cedid ordusu kurulması
  • Kapıkulu ve tımarlı ordu örgütünün ıslahı
  • Yeni kurulacak ordu için yeterli kaynağın sağlanması
  • Askeri sanayi ve eğitim ile askerlik yöntemi üzerine yazılmış kitaplar hazırlanması ya da yabancı dillerden çevrilmesi
III. Selim’e sunulan bu projelerin en önemlileri ordu adamları tarafından değil, sivil bürokrasiden gelmiştir. En önemli projeyi hazırlayan ise Kazasker Abdullah Molla yazmıştır.

Sunulan projeler bir bütün halinde incelendiği zaman görülür ki, hemen hemen hepsi askerlik alanında reform yapılması gerektiği üzerinde durmuştur. Bunlarda başlıca üç eğilim görülür;

  • Tımarlı örgütü ile kapıkulu ocaklarının eski düzenlerine dönecek şekilde ıslah etmek
  • Bunları eski durumlarına döndürme perdesi altında belli etmeden modern yöntemler uygulamak
  • Bunları ıslah olasılığı kalmadığından, Avrupa’da ve Rusya’da olduğu şekilde, İbrahim Müteferrika’nın koyduğu terimle Nizam-ı Cedid kurmak ve bunu eski ocaklar tasfiye edilinceye değin onlarla karıştırmamak.

Sunulan tasarıların ağırlık merkezi yeni, düzenli, eğitimli ordu (Nizam-ı Cedid) olunca projelerin bazılarında iki önemli sorun tartışılması da yer almıştı;

  • Yeni kurulacak Nizam-ı Cedid ordusu için askeri nereden, nasıl devşirecekti?
  • Kurulacak bu yeni ordunun finansmanı işi nasıl sağlanacaktı?

Yeni kurulacak ordu için askerin nereden sağlanacağı konusunda bir proje hariç, hepsi eski Osmanlı devşirme sisteminin hayata geçirilmesinin imkansız olduğu konusunda birleşiyordu. Kimileri kölelerden, kimileri savaş esirlerinden asker yetiştirilmesini öneriyordu, ama kölelerden asker yetiştirilmesine Avrupa’nın kesinlikle karşı çıkacağıda ve kölelerden yeterli saydıda asker sağlanamayacağıda ileri sürülüyordu.

Bazı ileri gelener kurulacak olan yeni orduya, yeniçerilerden ve kapıkulu ocaklarından isteyenlerin ve kandırılanların yeni orduya alınmasını öneriyordu.

Eski devşirme yöntemine bağlı olanlar ise, Anadolu’dan ve Müslüman ve Hristiyan isteyenler devşirilmeli, eskide olduğu gibi bu devşirilenler en yüksek mevkiye gelecek şekilde eğitilmeliydi. Böylece, padişaha bağlı olacak yeni bir kapıkulu ocağı oluşturulacaktı. Bu şekilde kurulacak yeni ordunun saysı 20-30 bin civarına gelincede yeniçeri ocağı kapatılacaktı.

Sunulan projeler içinde eşkiyadan asker toplanmasını önerenler bile olmuştur.

Yukarıda III. Selim’e sunulan projelerin kaynağı ne olursa olsun herkesin buluştuğu ortak nokta, kurulacak olan yeni ordunun eski ordudan ayrı bir örgüt olmasını görüşüydü. Özellikle topçu ve humbaracı birliklerinin ayrı birlikler olmasını ve alacakları yeni eğitim ve yeni silahlarla yetiştirilmeleri kararlaştırılıyordu.

Tımarlı humbaracı ocaklarının kaldırılmasını, bunların maaşlı birlikler haline getirilmesi gerekmekteydi. Humbaracı ve lağımcı ocaklarında çok sayıda cahil asker bulunmakta ve bu yüzden de Avrupa silahlarını kullanamadıkları ve savaşlarda başarısız oldukları bildiriliyordu.

III. Selim’e sunulan projelerde Osmanlı askerlik sisteminin iki zayıf yönüde özellikle belirtilmiştir. Buna göre ordunun zayıflaması ve geri kalmasının altında yatan iki gerçek şunlardır;

  • Geleneksel Osmanlı ordusunun ilkbahar ve yaz ordusu olması sebebiyle ilkbahar ve yaz seferlerine göre yetiştirlmesidir. O günkü şartlarda ise bu mümkün değildir ve onun için kış ordusu kurulmalı ve yeni ordu da yaz ordusu olarak yetiştirlmelidir.  Böylece devletin ihtiyat ordusuda olacaktır.
  • Diğer bir zayıf yönü çok daha önemildir Osmanlı ordusunda, orduda yüksek makamlara, askeri mevkilere yeteneği ve bilgisi olmayan, taktik ve strateji bilmeyen nüfuzlu veya paralı kişiler gelebiyordu.
  • Diğer bir kötü yanıda bu durumda yeniçeri ocağı kendi komutanlarını istedikleri gibi seçebiliyor bu durum da yüksek askeri makamlar ile subaylar arasında otorite boşluğuna sebebiyet veriyordu. Bu durumda yeniçerilerin devlete düşman olmasının yolunu açmaktaydı.  Ama bunun değişmesine yeniçeriler asla izin vermezlerdi.

Nizam-ı Cedid Reformlarının Uygulanması

III. Selim zamanında uygulamasına geçilen Nizam-ı Cedid reformları temel olarak askeri alanda yaoğunlaşmıştır, bunlar o dönemin yapısı göz önüne alındığı zaman hiç de küümsenmeyecek yeniliklerdir. Bunlar şu şekildedir;

  • Yeni ordu kurulması gerekli olan yabancı subayları getirmek.
  • Türk fen subayları yetiştirmek.
  • Dışarıdan gerekli silah ve mühimmat temin etmek.
  • İçeride gerekli olan işyerleri açmak.
  • Gerekli hammadde sağlamak.
  • Yeni kışlalar inşa etmek.
  • Fen subayı eğitimi veren okulları çoğaltmak.
  • Yeni okullar açmak.
  • Askeri eğitim için gerekli olan Fransızca eserleri Türkçe’ye çevirmek ve yazdırmak.
  • Eski mühendishane 1769’da ıslah edilmişti, 1792’de daha genişletilerek yenilenmesine devam edildi.

osmanlı topçu okulu

Mühendishanede verilen eğitimler dört yıl sürüyor, üçüncü ve dördüncü sınıflarda askeri tarih dersleriden başka topografya, trigonometri, balistik, istihkam, astronomi ve yüksek matematik dersleride veriliyordu. Normalde bu okul bir mühendis okulu olmanın yanında harp okulu görünümündedir.

Modern anlamda harp okulunu 1825’te Mısır’da Kavalalı Mehmet Ali Paşa başlatmıştır.

Nizam-ı Cedid ordusunun kuruduğu, 1794’te açıklandı. Ama ilk Nizam-ı Cedid alayının kuruluşuna daha önceden Levent Çiftliğinde başlanmıştı. Koca Sekban Başı tasarısı olarak da bilinen belgenin yazarı neden Levent Çiftliğinde kurulduğunu Ruslarda dolayı olduğunu açıklar. Buna göre Rusya’nın İstanbul Boğazına bir çıkartma yaparak İstanbul’u ele geçireceğinin haberi gelmiştir.

Bu sebeble boğazlar bölgesine gelebilecek hücumu karşılayacak, modern silahlarla donatılmış bir ordu yerleştirilmesi fikri kabul gördü. Böyle bir kuvvet dağınık ve başıboş yeniçerilerden oluşamazdı. Kısa sürede su bentlerine yakın bir bölgede kurulacak olan Nizam-ı Cedid ocağı en güvenilir kişilerden seçilerek oluşturulmuştur.

Nizam-ı Cedid’in kuruluşu ilan edildiği zaman 462 er ve 20 subaydan oluşan bir alay oluşturulabilmiştir. Kışlaların inşaatları tamamlanmadığı için ilk dönem askerler çadırlarda ve barakalarda kalmışlardır. Binaların tamamlanması ile birlikte askerler yeni binalara taşınmışlardı. Kışlaların dışında da, tüfek atölyesi, okul ve iki tanede mescit inşa edilmiştir. Burada eğitim alan askerlere Veli Ağa ile Fransız subaylar eğitim vermeye başlamışlar, Sultan III. Selim’de sık sık kışlaya uğrayıp denetimlerde bulunmuştur.

1799 tarihinde Napolyon’un Mısır’ı işgal etmesi üzerine ikinci bir alay daha kurulur. III. Selim’e verilen tasarılardan birinin sahibi olan Koca Yusuf Paşa’nın tavsiyesi üzerine bu alay, Anadolu’da yerli halktan devşirilen Türk askerleri ile oluşturulmuştur. Bu yeni kurulan alay valilerin gözetiminde eğitimlerini yaparken 1800’lü yıllarda da Üsküdar’da merkezi bir alay kurulmasına ve Selimiye kışlasının yapımına başlanılmıştır.

selimiye kışlası

Osmanlı tarihinde ilk defa bu alayların erleri Anadolu’dan devşirilmiş Türk ve bir çoğuda köylü olan kimselerdir. Bu askerlere daha yüksek ücret ödeniyor, aileleri vergiden muaf tutuluyorlardı. Üsküdar’da kurulan alayın örgütlenmesi ve yapısı, Levent’teki alay ile aynıdır. Her iki alay arasında birlik ve beraberlik kurulması amacıyla III. Selim döneminde “Ocak Kethüdalığı” adında yeni bir daire oluşturulmuştur.

Kethüda bey, ocak kethüdası ve kahya olarak da bilinir. Görevi, ocağın hükümet dairelerindeki işlerini yürütmek olan yeniçeri subayıdır.

nizamı cedid döneminde askerler

Anadolu’da oluşturulan Nizam-ı Cedid alaylarının en başarılı olanları, Karaman ve Alanya bölgelerinde gerçekleşmiştir. III. Selim, merkezi Edirne’de olmak üzere Rumeli Bölgesi’nde de Nizam-ı Cedid birlikleri kurmaya karar vermesine rağmen bu girişimi, Rumeli’de bulunan ayanlar tarafından tepkiyle karşılanmış ve başarılı olamamıştır. Rumeli’de bulunan ayanların direnişleri sebebiyle Rumeli bölgesinden istenen asker ihtiyacı ayan askerlerine kalmıştır.

Tarihinde ilk defa Osmanlı Devleti, savaşlardaki asker ihtiyacını Rumeli bölgesinden değil Anadolu bölgesine sağlamıştır.

Askeri alanda yapılan yeniliklerin yanında çağdaş Batı uygarlığını yeni biçimde anlayan, batının bilimsel düşünü yansıtan bir takım gelişmeler de olmuştur. Avrupa devletler dengesine katılma, Hristiyan dünyasının devletleriyle farklı ilişkiler kurmak gerektiğinin anlaşılması fikri, Padişah III. Selim zamanında ortaya çıkışmıştır.

1795 senesinde bazı Avrupa devletlerine büyükelçiler ve yardımcıları gönderilmiştir. Londra, Berlin, Madrid, Viyana şehirlerine elçiler yollanmış ve bu devletlerle ilişki kurulmaya başlanmıştır.

Avrupa devletlerinin başkentlerine büyükelçi olarak yollanan kişiler gittikleri yerle etkileşimde bulunuyor, oranın kültürü ve yaşantısı hakkında bilgi sahibi oluyordu. Avrupa başkentlerinde bulunan Osmanlı devlet adamlarının buraların askeri, idari ve ekonomik yöntemlerini görüyor ve bunlar hakkında başkente raporlar sunuluyordu.

III. Selim zamanında Avrupa’ya elçi olarak yollanan görevlilerden hiçbirisi yabancı dil bilmiyordu. Bulundukları kentlerde görüşmelerini tercümanlar aracılığı ile gerçekleştiriyorlardı.

III. Selim zamanında getirilen bir yenilikde, Avrupa’ya giden elçilerin yanında yabancı dil öğrenmeleri kaydıyla gençler Avrupa’ya yollanmıştır. Avrupa’ya elçi olarak yollanan veya dil öğrenmeleri için görevlendirilen gençlerin, Avrupa aleyhine veya lehine olan raporları önemlidir. Bunlar arasında en önemli rapor, 1793’te Viyana’ya gönderilen Ebubekir Ratip Efendi’nin raporu önemlidir. Bu raporda yazılanlar bizlere, Avusturya’nın askeri ve sivil idaresi hakkında bilgiler vermektedir. Buna göre;

  • Disiplinli ve iyi eğitilmiş bir ordu.
  • Düzenli ve istikrarlı bir maliye yapısı.
  • Dürüst ve görevinin bilincinde, rüşvet almayan devlet memurları.
  • Halkın ekonomik olarak güvende olması ve refah seviyesinin yüksekliği.

Bu tespitler, o dönemin modern devlet anlayışını iyi bir şekilde özetliyordu. III. Selim yollanan bu raporu gerçekten beğenmiş ve bu raporun, Osmanlı devletinin şartlarına göre uyarlanması amacıyla gençlerden oluşan bir komisyon oluşturmuştu.

Lale Devrinde başlamış olan yenileşme çabaları, III. Selim zamanında kısa zamanda olumlu sonuçlar vermeye başlayacaktır. Osmanlı tarihinde ilk defa ulemanın ocağının yerini alacak olan “aydın” tipi doğmak üzeredir. Batının farklı yönleri bu dönemde anlaşılmaya başlanmış, bilgisizlik ve cehalete karşı olan bilim ve aydınlanma çabaları başlamıştır.

Askeri anlamda başlayan Nizam-ı Cedid düşüncesi bir zaman sonra yönetimsel anlamda Nizam-ı Cedid’e dönüşecektir.

İrad-ı Cedit Hazinesi

Nizam-ı Cedid ordusunun kuruluşunu, askerlerin ihtiyacının finansmanını sağlamak için devletin yeni bir gelir yaratması gerekiyordu. Devletin gelirleri o dönemde kendi masraflarını karşılamaya yetmediği için, yeni ordunun masraflarını karşılayabilmek için kesinlikle yeni bir gelir kaynağının yaratılması şarttı. Yeni kurulacak ordunun masraflarına, kutsal yerlerin masrafları hariç, hazinenin elinde tutulan yerler devredilebilirse (mukataa) de bu gelirlerin yeterli olmayacağı anlaşıldı.

Osmanlı yönetimi tarafından daha önce konmuş olan kahve, tütün ve alkollü içkilere konan resimler ve pamuk resmi gelirleri de yetmeyebilirdi. Yeni ordu için eski gelirlerin yanında yıllık 15-20 kese daha gerekli olduğu tespit edilmiştir. Bu gelirleri sağlayabilmek ve yeni ordunun masraflarını karşılayabilmek amacıyla 1793’te “İrad-ı Cedid” adı altında ayrı bir hazine kurulmasına karar  verilmiştir.

Bu yeni kurulan hazine ile eski tımar ve zeamet siatemini tam olarak ortadan kaldırmamakla birlikte, düzenleme yolu ile gelirleri bir yandan gelirleri arttırırken eski sistemi yavaşça tasfiyeye doğru itmiştir. Nizam-ı Cedid gelirlerinin mali kaynağı bu yönüyle İrad-ı Cedid hazinesi olmuştur.

Nizam-ı Cedid’in Sonuçları

Nizam-ı Cedid’in geleceği bakımından başlıca üç tehlike ile karşı karşıya kalması mümkündü, bunlar esas olarak;

  • Devletin hazine gelirlerinin önemli kısmının devletin yeni ordusunun maliyesine çevrilmesi sebebiyle çıkarı etkilenecek olan bir takım kişilerin karşı çıkmaları veya yenilikleri sabote etmeleri.
  • İltizam işleri piyasasındaki gelişmelerin ortaya çıkaracağı yolsuzluklar.
  • Geleneksel Osmanlı hazinesi ile İrad-ı Cedid hazinesi arasında çıkacak olan hesap uyuşmazlıkları.

Bunların üçüde gerçekleşerek Nizam-ı Cedid reformlarının yıkılmasında etkili olmuşlardır.

Geleneksel Osmanlı sisteminde tımar ve zeamet sistemi üzerinden gelirlere hükmeden güçler vardı, bu güçlerin çıkarları yeni düzen yüzünden sekteye uğrayacaktı, aynı zamanda bu sınıflar istemeden de merkezi otoritenin hükmü altına gireceklerdi.

Bu güçlerden bir tanesi “âyân” sınıfıdır. Bunlar halk tarafından seçilen ve seçimleri fermanla bildirilen kişilerdir. Kasabalarda, Hristiyan toplulukların başları gibi devlet temsilcilerine karşı bir çeşit halk temsilcisidirler. 18. yüzyıldan sonra âyânların hem nüfuzları hemde güçleri artmaya başlamıştır. Bunda devletin otoritesinin zayıflaması ve bozulması başta gelir.

Âyanlık resmen tanınmış bir devlet kurumu olmamasına rağmen sadece askerlik ve maliye gibi işlerde değil, siyasi alanda da önem kazanmıştır. III. Selim Nizam-ı Cedid ordusunun kurulmasına ilk başta âyânların karşı geleceğini öngörememiştir.

Reform hareketlerinin uygulanmasına karşı gelen diğer ikinci bir güç ise “derebeyler” olmuştur. Derebyliğin ortaya çıkması devlet otoritesinin zayıflaması ile başlamıştır.

1798-1804 yılları arasında Anadolu ve Rumeli bölgeleri hemen hemen âyân ve derebeylerin kontrolü altına girmiş bulunuyordu. Bunların dışında, imparatorluğun sahip olduğu yerlerin başında gelen;

  • Suriye
  • Bağdat
  • Mısır
  • Arabistan
  • Tunus
  • Cezayir gibi eyaletlerde de ayrılıkçı akımlar gözükmektedir.

Bu koşulların altında âyân ve derebeyleri yapılacak olan reformlara ve yenilik hareketlerine karşı çıkacaklardı. Nüfus alanlarındaki bölgeler İrad-ı Cedid mültezimleri yoluyla merkezi hükümetin mali kontrolü altına girmesiyle güçleri kırılabilirdi.

III. Selim’in başlattığı Nizam-ı Cedid reformları, devletin normal gelirleri ile karşılanamayacağı için ortaya çıkan İrad-ı Cedid hazines, en sonunda halkın ekonomik durumuna bağlı gelir elde ediyordu. O dönem ekonomik açıdan kötü durumunda olması girişilen reformları ileriye taşıyamadı.

Osmnalı Devleti’nde Nizam-ı Cedid hareketlerinin içeride karşılaştığı sorunların dışında etkilenmiş olduğu birde dış kaynaklı problemler vardır. Bu dönem ilk defa Avrupa ile diplomatik alanda ilişkiler kurulmaya başlanmış ve etkileşim başlamıştı.

Osmanlı Devleti Fransız ihtilali döneminde, Fransız rejimini yakından tanıma fırsatı elde etmiş ve diplomatik ilişkilerini öncelikle bu devlet ile yürütmekteydi. Ama bu durum yabancı dil bilmeyen Osmanlı yöneticilerinin yanlarında tercüman bulundurma durumunu doğurmuş ve bu görevide o dönem Rum tercümanlar ile gerçekleştirmiştir.

Rum tercümanların Avrupa diplomasisi ile ilişkileri ileride Osmanlı Devleti açısından tehlikeli bir duruma yol açacak ilk adımları oluştumuştur. Bunlar şu şekildedir;

  • Rum halkı arasında Fransız Devrimi fikirlerinin, eğitimliler ve aydınlar yoluyla etkili olmaya başlaması.
  • Rumlar arasında biri Rusya diğeri de Fransa yanlısı iki çatışan kolun oluşmuş olması.
  • Padişahın kendi reformcuları arasında da Rusya-İngiltere yanlıları ile Fransa yanlıları arasında bir rekabetin doğmasına yol açmıştır.
Avrupa ile diplomatik alanda elçilikler kurarak ilişkilerin başladığı dönemde, Osmanlı hükümeti diplomatik alanda ilişkilileri yönetecek bir Dışişleri bakanlığı mekanizması kurmamıştır.

Avrupa’da yaşanan çok karmaşık ve diplomatik olayları önceden anlama ve takip etme yeteneğinden yoksun olan Osmanlı diplomasisine ve III. Selim’e en büyük şok o dönem Napolyon’un Mısır’ı işgali resmen darbe indirmiştir.

Napolyon Mısır’a çıkar çıkmaz Müslümanların ve halifenin dostu olduğu söyleyerek Mısır halkını Memlukluların zulmünden kurtaracağını söylemiş, bir diğer amacının da Hindistanda yaşayan Müslümanları İngiliz zulmünden kurtarmak olduğunu belirtmiştir.

Bu bildiri karşısısnda Osmanlı yönetimi tam tersinde bir bildiri ile cevap vermiştir. Aslında Napolyon o tarihte Osmanlı Devleti’nin parçalanması gerektiğini düşünmektedir.

Fransa’nın Mısır’ı işgali III. Selim’in başlatmış olduğu reformların sonu olacak bu aynı zamanda da III. Selim’in felaketi olacak bir harekettir. Fransa’nın yaptığı bu ihanet sonucu reformlara karşı olanların elleri kuvvetlenmiştir.

Nizam- ı Cedid’e karşı çıkartılan ayaklanma küçük bir kıvılcım ile başlamış en sonunda kocaman bir orman yangınına dönmüştür. Levent’te ilk kurulan Nizam- ı Cedid alayı o dönemde, Rusya’dan gelecek bir tehlikeye karşı oluşturulan ilk alaydı. Bu alayın askerlerine Fransız askeri üniformasına benzer şekilde üniforma giymeleri söylenince askerler ayaklanmışlardır. Ayaklanma, kayıkla kaçmakta olan Mahmut Raif’in öldürülmesi ile büyümüştür.

Kabakçı Mustafa önderliğinde oluşacak isyanın arasına hamal, deveci Arnavut, işsiz takımları akın akın katılmışlar ve olay giderek büyümüştür. Kabakçı Mustafa’nın başlattığı isyana halktan, idareden ve ilmiyye sınıfından da Nizam-ı Cedid hareketlerine karşı olanlar destek vererek yardım etmişlerdir.

III. Selim çıkan bu isyan karşısında eski padişahların yaptığı yola başvurarak Nizam-ı Cedid’in kaldırıldığı ilan etmiş ama bu söylem isyancılara yeterli gelmeyince kendisine en yakın olan adamlarını isyancılara teslim etmiştir.

Uzun zamandır düzenli eğitilmiş olarak askeri kışlalarında müdahale için III.Selim’den emir bekleyen binlerce Nizâm-ı Cedîd askeri ise isyancılara karşı kullanılamadan ortada kalmıştır. Nizam-ı Cedid hareketlerinin ve yeniden yapılanma girişimlerinin bu şekilde sona ermesi devletin ilerideki geleceği üzerinde telafi edilmesi imkânsız sonuçlara yol açmıştır.

Osmanlı Tarihi hakkında daha fazla detaya ulaşmak için hemen ziyaret et:https://derliyo.com/osmanli-tarihi/

Kaynakça


  • Niyazi Berkes “Türkiye’de Çağdaşlaşma”
  • David Nicolle “Osmanlı Ordusunda Nizam-ı Cedid 1793-1826” Askeri Tarih Dizisi
  • Robert Mantran “Osmanlı İmparatorluğu Tarihi”

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı