fbpx
Osmanlı Tarihi

Patrona Halil İsyanı Nedenleri ve Sonuçları

Patrona Halil İsyanı Nedir?

Patrona Halil İsyanı 29 Eylül 1730 tarihinde, Osmanlı İmparatorluğu’nda  Lale Devri olarak adlandırılan bir dönemin sonunu getiren ayaklanmadır. Patrona Halil ve arkadaşlarının kışkırtmasıyla başlayan ayaklanma 29 Eylül 1730’da başlayıp günlerce sürmüştür. Osmanlı Sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa idam edilmiş; Padişah III. Ahmed tahttan indirilmiş ve yerine I. Mahmud tahta geçirilmiş ve sonradan Lale Devri adı verilen dönem sona erdirilmiştir.

Lale Devri ile birlikte Osmanlı Devleti batılı devletler ile uzun bir barış dönemine girmiş olsada, İran’la savaşlar devam edecekti. Lale Devrine giriş yapmadan önce Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupalı Devletler ile olan ilişkilerine bakmamız bize bu dönemi daha iyi anlatacaktır.

patrona halil isyanı dönemi

Patrona Halil İsyanı Öncesi Osmanlı İmparatorluğunun Durumu

Patrona Halil İsyanına giden sürecin anlaşılabilmesi için bu isyanın öncesinde Osmanlı Devleti’nde yaşanan olayları bilmemiz bize bu konuyu daha iyi anlayabilmemizi sağlayacaktır.

Osmanlı İmparatorluğu, 1683-1699 yılları arasında 16 sene boyunca Kutsal İttifak Devletleri ile savaşmış ve bu savaşın sonunda ilk defa toprak kaybedeceği Karlofça Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır. Barış sağlandıktan sonra, Osmanlı yöneticileri, devleti yeniden eski gücüne dönmesini sağlamak amacıyla devletin işleyişinde değişiklikler yapmak istemişlerdir. XVII. yüzyılın sonları Osmanlı İmparatorluğu için gerçekten sıkıntılı geçmiş ve yaşanan toprak kayıpları sonunda sadrazamlar, Osmanlı Devleti’ni Avrupa savaşların dışında tutmaya çalışarak imparatorluğun eski gücüne gelebilmesi için çalışmışlardır.

Osmanlı Devleti’ni savaş dışında tutmaya çalışan yöneticilerin çabasına rağmen, Baltık bölgesinde Rusya ile İsveç arasında yaşanan savaş sonunda, Osmanlı topraklarına kaçan İsveç Kralı XII. Karl, Osmanlı Devleti’ne sığınmıştır. Kırım Hanı, Polonya’nın ve Osmanlı savaş yanlılarının bastırması üzerine savaş dönemi yeniden başlamıştır.

Prut nehrinde yenilen Rus İmparatoru Büyük Petro, Prut Antlaşmasını imzalamak durumunda kalmıştır. Bu savaşın kazanılması sonucu elde edilen başarıdan elleri güçlenen İstanbul’daki savaş yanlılıları, Ruslara karşı tekrar savaş ilan ederler ve bu savaşın sonunda da Edirne Antlaşması imzalanır. İsveç Kralı’da evine güvenli şekilde dönebilmeyi başarır.

Veziriazam Silahtar Ali Paşa, Venedik’in Ege Denizi’nde ele geçirmiş olduğu yerleri geri alabilmek amacıyla bir kez daha savaş başlatır. Mora yarımadası tekrar geri alınır, Girit’te Suda kalesi ele geçirilir.

Venedik ile yapılan savaşın sonunda, Osmanlı orduları bu kez yönlerini Avusturya’ya çevirirler. 1715-1718 yılları arasında gerçekleşen savaşın sonunda, Osmanlı Devleti Belgrad’ı kaybeder ve Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, Osmanlı ordusunun durumunun farkında olması sebebiyle Pasarofça Antlaşmasını imzalar.

Pasarofça Antlaşması’nın, Damat İbrahim Paşa tarafından imzalanmasından sonra 1718-1730 yılları arasında Avrupalılar ile Osmanlı Devleti arasında on iki yıl süren bir barış dönemi yaşanacaktır.

Sultan III. Ahmet döneminde (1703-1730) Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, 1718-1730 tarihleri arasında uzun bir dönem görevde kalmıştır.

Patrona Halil İsyanı Sebebi

Sadrazam Damat İbrahim Paşa’nın barış isteği İran’la gerçekleşmese bile Avrupa ile bir barış dönemi başlamıştı. Sadrazam Osmanlı Devleti’ni savaş dışında tutmayı başararak yeniçerilerin sayısında bir artış söz konusu olmuyor, bunun sonucu da maliyenin güçlenmesine fayda sağlıyordu.

Barış dönemi içinde bulunan Osmanlı Devleti, Sadrazam Damat İbrahim Paşa sayesinde Avrupa Devletleri ile temaslar kurmak, dışarıya gözlemciler yollamak ve bu devletlerin tekniklerini öğrenmek için elçiler yollamıştır. Bu dönemde Viyana, Paris, Moskova ve Polonya’ya elçiler gönderilmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk defa devamlı bir elçilik görevi için ülke dışına çıkan devlet görevlisi olan Mehmed Çelebi, Paris’te on bir ay görevde bulunmuştur. Mehmet Çelebi dönüşünde, elçilik yaptığı dönemde gördüklerini bir rapor halinde padişaha sunmuştur.

Lale Devri’nin en büyük yeniliklerinden bir tanesi, Paris Elçisi Mehmet Efendi’nin oğlu olan Sait Mehmet Efendi’nin Fransız basımevlerinden etkilenmesidir. İstanbul’a döndükten sonra onun desteklemesi sayesinde, Macar kökenli olan ama daha sonra Müslümanlığı seçen İbrahim Müteferrika tarafından kurulan basımevidir. Bu basımevinde Türk, Arap eserlerinden daha başka, özellikle tarih, coğrafya ve bilim olmak üzere Fransız ve İngiliz kitaplarının çevirileri yayımlanacaktır.

osmanlıda matbaa dönemi

 

Mehmet Çelebi İstanbul’a döndüğü zaman, Fransız kültürü, uygarlığı ve tekniğinin güzellemesini yapmaya devam edecek ve bunu saray çevresi ile hükümete de kabul ettirecektir. Haliç’te Sadabad Sarayı, Boğaziçinde yapılan yalılar yapılması, tatlı suları gibi bahçeler açılması, eğlenceler düzenlenmesi bu yeni dönemin işaretleridir.

Lale Devri olarak adlandırılan dönemde, yönetici konumunda olan kişiler bu zevkli ve pahalı yaşam biçimini benimsemişler ve bu değişiklik farklı bir zümrenin doğmasına yol açmıştır.

III. Ahmet’in saltanat dönemi daha yakından incelendiği zaman yapılan harcamaların çok aşırı olmadığı da görülmektedir. Onun döneminde devletin gelirleri yapılan sıkı denetimler sayesinde arttırılmıştır. Bunda Damat İbrahim Paşa’nın uzun bir dönem görevde kalmasıda etkili olmuştur.

Damat İbrahim Paşa ile III. Ahmet’in bu dönemde mahvına sebeb olan esas olay, İran savaşı olmuştur. Ayaklanmanın sebebi, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın açtığı zevk ve gösterişli yaşamdan memnun olmayan çevreler, bu yapılan harcamaları israf olarak gören ve ekonomik zorluk çeken bir kitle olmuştur. İran seferinden olumsuz haberler gelmesi ve Tebriz’in düşmesi üzerine halk harekete geçmiş, camilerde ve diğer yerlerde olumsuz propaganda yaparak ayaklanma çağrısı yapılmaya başlanmıştı. Bir süredir maaşlarını düzenli şekilde alamayan Yeniçerilerin arasında da huzursuzluk belirmişti.

Bu durumdan memnun olmayan yeniçerilerin, Patrona Halil ile yaptıkları görüşmelerin sonunda ayaklanmanın fitili ateşlenmiş olacaktı. Şeriatın gereğini yerine getirmek gerekçesi ile başlatılan bu isyanda, ekonominin bozuk olması ve ağır vergi yüklerinin getirilmesi, Damat İbrahim Paşa’nın uzun zamandır görevde olması ve kendi kadrolaşmasını sağlaması ve aynı zamanda birtakım çevreler tarafından kabul edilmeyen sarayda yapılan yenilikler ve harcamalar, İran seferine III. Ahmet’in çıkmaktaki isteksizliği ve oradan gelen olumsuz haberler gibi olayların etkisi ile Patrona Halil İsyanı başlamış oldu.

padişah 3. Ahmet

Bu isyanın arka planında ilk kez Osmanlı Devleti’nde yeniliklerin yapılmasının da etkisi büyüktür. Patrona Halil ve isyancılar, isyan süresince hep şeriattan bahsetmişler ve yaptıklarının haklı olduğunu öne sürmüşlerdir. Patrona Halil Ayaklanmasının, saray yöneticileri ve Damat İbrahim Paşa’nın aşırı harcamalarından kaynaklandığı iddasının yanlış olduğu Damat İbrahim Paşa’nın öldükten sonra bıraktığı mal varlığının kayıtları ortaya çıkınca anlaşılmıştır.

III. Ahmet döneminde yapılan saray harcamaları önceki dönemlerle kıyaslandığı zaman çok büyük bir fark olmadığı görülmüştür.

sadrazam damat ibrahim paşa

Patrona Halil İsyanı Gelişimi

Patrona Halil, ayaklanmaya ikna eden kişilerin yönlendirmesi ile öncelikli olarak 1730 senesinin yaz sonunda yanına bir grup toplamış ve ayaklanmanın planlama görüşmesi 25 Eylül 1730 günü yapılmıştır. Bu grubun başında Patrona Halil, yardımcıları Muslu Beşe ve Emir Ali ve kolbaşı kurmaylar olarak Ali Usta, Karayılan, Çınar Ahmed, Oduncu Ahmed, Derviş Mehmed, Erzurumlu Mehmed, Küçük Muslu, Kutucu Halil adlarında daha çok zorba olarak nam salmışçı halk adamları bulunmaktaydı. Bu ayaklanmacılar 28 Eylül Perşembe günü bayrak açıp şeriat için herkesi bayrak altına gelmesini istediklerini bağırarak şehre doğru yürüyüşe geçmişlerdir.

Kapalıçarşı’ya Bayezid Cami’nin Kaşıkçılar kapısı yönünden yürüyüşe geçerek isyanı resmen başlattılar, Kapalıçarşıya girip esnaflara zorla işyerlerini kapattırdılar ve Kapalıçarşı’nın girişlerini tutup vatandaşın alışveriş için içeriye girememesini sağladılar. Patrona Halil İsyanı bir anda kalabalıklaşıp büyümeye başladı. Ana hedef Etmeydanı oldu ve Patrona Halil ve grubu bu yeri kendilerine merkez seçtiler. Diğer bir grup da Üsküdar tarafına geçip orada ayaklanma çıkarmaya başladı. Emniyeti sağlaması gereken Yeniçeri Ağası Hasan Paşa bu kargaşalığa önce önlemeye çalışır göründü ise de kalabalık iyice artınca korkarak kaçmayı denemiştir.

Sultan III. Ahmet, Sadrazam Damat İbrahim Paşa ve devlet yöneticileri isyanın başlamasıyla birlikte İstanbul’a geçip Topkapı Sarayı’na gelmişlerdir. Patrona Halil İsyanı başlayınca Yeniçeriler de isyana katılıp, şeriat için ayaklanan ve o geceyi sokaklarda geçiren isyancı halkın arasına katıldılar. 29 Eylül günü Patrona Halil ve adamları şehrin kontrolünü ele geçirmeyi başarmşlardı. Patrona Halil adamlarına talimatlar verip yağmalar ve baskınlar düzenleyip isyana katılmayan veya isyancıların uygun görmedikleri insanların öldürülmelerine başlandı. İsyanla birlikte Patrona Halil ve adamları şehirde kargaşalık yaratmayı ve çıkan isyana muhalif olacaklara gözdağı verip muhalefeti önlemeyi başardı.

Patrona Halil ve adamları kendi karargahlarında bulunduğu sırada yanlarına gelen arabulucular ne istediklerini sorunca isyan sanki geçerlilik kazanmış gibi gözüktü. Patrona Halil ve adamları,  Nevşehirli Sadrazam Damat İbrahim Paşa ile birlikte bazı devlet yöneticilerinin öldürülmesi istediği belirtildi. III. Ahmet bu duruma el koymak için Sancak-i Şerif’in açılmasını ve müslümanların bu sancak altına toplanmasını emretti. Yapılan çağrıya uyan kişiler Patrona Halil ve adamları tarafından hemen yakalandılar.

30 Eylül’de Topkapı Sarayı’nda Sultan III. Ahmet ile yapılan görüşmelerin sonucunda Sadrazam ve bazı devlet görevlilerinin idam edilmesi kararı alınmıştır. Bu durum padişahın koltukta kalmasını sağlamaya yetmemiştir. Patrona Halil ve yandaşları ile sadrazamın idamından sonra yapılan görüşmelerde isyancılar, padişahın da tahtan inmesini istediklerini belirttiler. Taraflar arasında yapılan görüşmelerin sonunda sarayın arabulucu heyeti, isyanın sona ermesinin ancak padişahın görevinden ayrılması ile biteceğini anlamıştır.

Sultan III. Ahmet kendisine ve ailesine zarar verilmemesi durumunda tahtan çekilmeyi kabul ederek, tahtını yeğeni Şehzade Mahmut’a devretmiştir.

Patrona Halil İsyanı Sonuçları

İsyanın sonuçları İstanbul için oldukça kötü olmuştur. Sokullu sarayı olmak üzere Saadabat’daki köşkler, yalılar ve bir çok konak yıkılmıştır. İşyerleri bu isyan zamanında yağmalanmış, kendilerini güvende hissetmeyen insanlar İstanbul’u terk etmek durumunda kalmıştır. İstanbul kentinin tekrar eski görünümüne ve nüfusuna sahip olabilmesi için uzun bir dönem geçmiştir.

İstanbul’da 1730 ve öncesi yapılan yapıların yok olmasının sebebi bu ve bunun gibi isyanlar yüzündendir. Tahta yeni çıkan I. Mahmut Patrona Halil İsyanına sebeb olan elebaşılarını vereceği görevlerle şehirden uzaklaştırmayı denedi. Kendisine para teklif edilip istediği bir bölgede vali olarak görevde bulunması teklif edilmiş olmasına rağmen bunu kabul etmemiştir. Patrona Halil, esas amacının para ve mal kazanmak olmadığını, esas amacının bozuk olan sistemin ortadan kaldırılmasına çalışacağını belirtmiştir.

Patrona Halil, isyanı sonrası kendi adamları ile karargahından aktif bir şekilde devleti yönetmeye çalışmış, İran’la savaşa girilmesi için padişaha baskıda bulunmuş, yanında bulunan isyancılar için çeşitli makamlar istemiş ve padişahlık makamına küstahca davranışlarda bulunmuştur. Bu kötü davranışları sebebiyle halkın hoşuna gitmesede bu durumu önemsemeyen Patrona Halil başına buyruk hareketlere devam etmiştir. Başlatmış olduğu isyanın başarıya ulaşmasından sonra devlet üzerindeki etkisi çok da uzun sürmemiştir.

Patrona Halil sık sık Etmeydanı’nda bulunan merkezinden silahlı olarak padişahın yanına çıkıp bir takım istek ve önerilerde bulunmakta ve ayrıca şehirde denetimde bulunmaktaydı. 1730 senesinin Kasım ayında, Patrona Halil ve adamları ile Kapıkulu askerleri arasında tartışma yaşanmıştır. Bu tartışmanın altında yatan sebeb Patrona Halil ve adamlarına daha fazla imkan tanınması ve bu durumun Kapıkulu askerleri içinde yarattığı olumsuz durumdu.

Ortaya çıkan bu karışıklığı önlemek için Patrona Halil, padişahtan sadaret kaymakamlığı görevini istemiştir. Padişah kendisinden bu görevi isteyen Patrona Halil’in verdiği zararı iyice anlayınca bu isyancıların tamamen ortadan kaldırılmasının planlamasını yapmıştır. Padişah I. Mahmut yardımcılarına gizli kalmak kaydıyla bir toplantı ayarlamalarını ve yapılacak toplantıya Patrona Halil ve adamlarının da çağırılmasını emretti.

Sarayda yapılan toplantıya katılan Patrona Halil ve adamları bir şekilde sarayın içinde birbirlerinden uzaklaştırıldılar ve bunun sayesinde ani bir baskın ile Patrona Halil ve yandaşları öldürüldü. Kendilerini dışarıda bekleyen adamlarıda yakalanıp idam cezasına çarptırıldı. Patrona Halil ve adamları yakalanıp öldürüldükten sonra, İstanbul’da çok sıkı emniyet tedbirleri alınmıştır. I. Mahmut’un iktidarıda, Patrona ve yandaşları öldürükten sonra tam anlamıyla başlamıştır.

Patrona Halil başlatmış olduğu isyan ile hem kendi canından olmuş hemde bir çok devlet görevlisinin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Bunun yanında Lale Devri’nde yapılan köşklerin yakılmasına, bir çok konak ve işyerinin yağmalanmasına neden olmuştur.

Patrona Halil ve adamları başlatmış olduğu isyanı o dönem yapılan aşırı harcamalara ve rahat yaşamaya bağlamıştır. Halkın ekonomik olarak zor durumunda olmasını fırsat bilerek zenginliği ve lüx yaşamı bahane etmesi ve yöneticilerin böyle yaşamaları doğru değil diye ayaklanmaları bir takım insanların kafalarını karıştırmıştır.

Dönemin belgeleri araştırılırsa, Lale Devrinde yapılan harcamaların, önceki dönemlerdeki harcamalar göre çok da fazla olmadığı görülebilir. Patrona Halil ve adamlarının bunu bahane etmeleri başlatmış oldukları isyan için sadece bir bahanedir.

Sık Sorulan Sorular

Patrona Halil Kimdir?

Patrona Halil İsyanı olarak tarihe geçen ve Lale Devri’nin kapanmasıyla sonuçlanan olayın sorumlusu olan Patrona Halil, 1690 yılında Arnavutluk’nun Horpeşte bölgesinde dünyaya geldi. Patrona adı Osmanlı donanmasında gemilerin ikincisine verilen isimdir.

Lale Devrini Başlatan Olay Nedir?

Lale Devri Osmanlı Devleti’nde,1718 yılında Avusturya ile imzalanan Pasarofça Antlaşması ile başlayıp, 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanı ile sona eren bir dönemdir

Lale Devrinin En Ünlü Şairi Kimdir?

Lale Devri’nin en ünlü şairi olarak şair Nedim bilinir. Ününü Osmanlı Devleti’nin 1718-1730 yılları arasındaki Lale Devri’nde kazanmıştır. Yaşamı ve eserleri ile o Lale Devri ruhunun temsilcisi olarak kabul görmektedir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı