fbpx
Osmanlı Tarihi

Patrona Halil İsyanı (Tellaklıktan Saraya Uzanan İsyan)

Patrona Halil İsyanı Nedir?

Patrona Halil İsyanı 29 Eylül 1730 tarihinde, Osmanlı İmparatorluğu’nda Lale Devri olarak adlandırılan bir dönemin sonunu getiren ayaklanmadır. Patrona Halil ve arkadaşlarının kışkırtmasıyla başlayan ayaklanma 29 Eylül 1730’da başlayıp günlerce sürmüştür.

Sadrazam Damat İbrahim Paşa idam edilmiş; Padişah III. Ahmed tahttan indirilmiş ve yerine I. Mahmud tahta geçirilmiştir. Daha sonradan Lale Devri adı verilen dönem de böylelikle sona ermiştir.

III. Ahmet’in 1718-1730 tarihleri arasındaki saltanatı ve Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın sadrazamlığı zamanında geçen dönem Lale devri olarak anılmaktadır.

Bu dönemden itibaren Osmanlı’da Batı’yı örnek alarak kurumsal açıdan ıslahat düşüncesinin uygulanmaya başlandığı görülür. Yapılan bu çalışmaların Sadrazam Damat İbrahim Paşa kontrolünde yapıldığı görülmektedir. 

O dönemde yapılan çalışmalar ne iyileşme yaratıp devletin durumunu düzeltmiş ne de toplumun yaşam şartlarını iyileştirmiştir. Aksine zaten ülkenin kötü olan maliyesine karşı önemli bir oranda israfın yapılması ve İran ile yapılan savaşında kötüye gitmesi işleri daha da kötüleştirmiştir. 

Bu şekilde gelişen şartlar ortamında özellikle bazı çıkar kesiminin yada mevcut iktidarın dışında kalmış ileri gelenlerin yeniçeri kitlelerini harekete geçirmesi sonucunda bu dönemi sona erdirecek Patrona Halil İsyanını doğurmuştur.

28 eylül 1730 tarihinde patrona halil
28 Eylül 1730 tarihinde Patrona Halil

Patrona Halil İsyanı Öncesi Osmanlı İmparatorluğunun Durumu

Patrona Halil İsyanına giden sürecin anlaşılabilmesi için bu isyan öncesinde Osmanlı Devleti’nde yaşanan olayları bilmemiz bize bu konuyu daha iyi anlayabilmemizi sağlayacaktır.

Osmanlı İmparatorluğu, 1683-1699 yılları arasında 16 sene boyunca Kutsal İttifak Devletleri ile savaşmış ve Karlofça Antlaşması’nı imzalamak zorunda kalmıştır.  Bu antlaşmadan sonra, Osmanlı yöneticileri, devletin eski gücüne dönmesi sağlamak için yenileşme yapmak istemişlerdir.

XVII. yüzyılın sonları Osmanlı İmparatorluğu için gerçekten sıkıntılı geçmiştir. Karlofça Antlaşmasından sonra Osmanlı siyaseti eski tavrını değiştirerek yumuşak bir siyaset izlemeye karar vermiştir.

Karlofça ve Pasarofça Antlaşmalarından sonraki temaslar Avrupa ile daha yakından tanışmaya fırsat sağlamıştır. Barış için aracılıkta bulunan İngiltere, Felemenk ve Fransa elçileriyle gerçekleşen görüşmeler daha kapsamlı olmuştur.

Damat İbrahim Paşa’nın sadrazamlığında Avrupa ile istikrarlı bir siyaset takip etmek isteği devletler arasındaki ilişkileri daha hassas bir noktaya taşımıştır. Avrupa ile yakın temas kurulmak istenmesi sonucu Fransa’ya elçi ve Viyana’ya konsolos gönderilmiştir.

Damat İbrahim Paşa döneminde Osmanlı hükümeti Avrupa ile yakın ilişkilere önem vererek orada yaşanan ilerlemelerden faydalanmak istemiştir.

Patrona Halil İsyanı ve Öncesinde Yaşanan Dış Gelişmeler

Bu dönemde İran da karışıklık içinde bulunuyordu. Bu nedenle Damat İbrahim Paşa, israf politikası sonucu olarak halkın vergi yükünü azaltmak için İran’ın içinde bulunduğu durumundan kazanç elde etmeyi düşünüyordu.

İran’la olan mücadelede ilk dönemde alınan başarılardan dolayı Damat İbrahim Paşa saray çevreleri tarafından tebrik ediliyordu. Bu durum 1723’den 1730 yılına kadar yedi seneye yakın devam etti. Bu yıllarda elde edilen başarılar lale eğlencelerine, helva sohbetlerine neşe kattı.

İran seferi başlatılıp başarılar elde edilmeye başlayınca bir anlaşmaya varmak üzere Tahmasb’ın gönderdiği elçiler kabul edilmemiş, savaşa devam edilmişti. Kafkasya’daki İran toprakları bir anlaşma ile Ruslarla da paylaşılmıştı.

Azerbaycan ve Irak-ı Acem gibi İran’ın en verimli yerleri ele geçirildi. En sonunda Nadir Ali Han’ın Tahmasb’a bağlanması sonucunda durumlar Osmanlının aleyhine gelişmeye başladı.

İran Seferinde Yaşanan Başarısızlıklar ve Patrona Halil İsyanı

İlk önce Eşref Han’ın mağlup edilerek Isfahan’ın geri alınması ve ardından Osmanlılardan Tebriz ve Hemedan’ı geri almaları İbrahim Paşa’ya olan öfkenin artmasına neden oldu. İbrahim Paşa’nın aleyhinde olanlar harekete geçtiler, halkı sadrazam aleyhine kışkırtmaya başladılar.

Durumun ciddiyetini gören İbrahim Paşa, Tahmasb’ın gönderdiği elçisi Rıza Kuluhan ile savaşmadan anlaşma yapmayı düşündü. Tarafların arasında varılan anlaşmaya göre alınan kararlar şunlardı:

  • Kirmanşah, Hemedan, Erdelan, Luristan, Tebriz ve Huveyze tamamen İran’a bırakılacak.
  • Revan, Kâht, Tiflis ile merkezi Şemahı olan Şirvan hanlığı Osmanlılarda kalacak.
  • Osmanlı hükümeti Tiflis ile Şirvan hanlığını  Kırım hanlığı gibi yarı bağımsız olarak idare edecek.

Bu antlaşma gereğince Tebriz komutanı Kara Mustafa Paşa’ya kaleyi boşaltıp Şah Tahmasb’ın komutanına teslim etmesine dair emir gönderilmişti. Kara Mustafa Paşa almış olduğu emir üzerine Tebriz’i terk ederken sınırda istenmeyen olaylar yaşandı.

Osmanlının kazançlarından bu kadar fedakarlığına karşı anlaşmanın temelsiz olduğu sonradan anlaşıldı. İranlılar bu şekilde belirlenen anlaşmaya karşı Osmanlıların tekrar savaşa girmek istemediğini anlayarak onay sürecini geciktirdi. Ardından da saldırıya başladılar.

İranlıların saldırıya geçmeleri üzerine padişah sınır komutanlarına emirler göndermiş ve bu saldırıya saldırıya karşı gelinmesini istemiştir. İran savaşının kötü gidişatı karşısında Padişah III. Ahmet’in sefere gideceği açıklandı ise de tereddüt etmesinden dolayı yerine serasker göndereceği söylenmeye başlandı.

Tebriz’in İranlılar tarafından ele geçirildiğinin duyurulması kıvılcım etkisi yaptı. Tebriz’in düşmesinin sadrazam tarafından verilen gizli emirle olduğu duyuldu ve İbrahim Paşa aleyhinde kuvvetli muhalefet ortaya çıktı.

O sırada Tebriz’de bulunan Osmanlı askerinin, sadrazamın emri ile geri çekildiği söylentisi yayılınca, gergin olan ortamda yeniçerilerin isyan hareketine başlaması için bir kıvılcım oldu.

osmanlı rus mücadelesi
Osmanlı-Rus Savaşı

İran Üzerinden Osmanlı-Rus Mücadelesi

1772 yılında, Safevi Devleti’nin başkentinin Afgan kabilelerinin eline geçmişti. İran’ın bozguna uğramasından yararlanan Osmanlı devleti, batıdaki toprak kayıplarını telafi etmek için asker gönderip bu devletin bir çok bölgesini ele geçirmişti.

Bilindiği gibi; Baltık Denizi taraflarında toprak elde etmek isteyen Ruslar 1700 yılında İsveç ile savaş başlatmıştı. Rus hükümdarı I. Petro, 1709 yılında Poltava Savaşı’nda XII. Şarl’ı yenmiş, XII. Şarl ise Osmanlı topraklarına sığınmıştı.

I. Petro, XII. Şarl’ı takip etmek bahanesi ile büyük bir ordu ile Osmanlı topraklarına girmişti. Rusların esas amacı Karadeniz kıyılarına çıkmaktı. Fakat, 1717 yılında Prut Nehri civarında, Osmanlı ordusu, Rus ordusunu kuşatma altına altı.

Zor durumda kalan Rus ordusu barış istedi ve daha önce elinde olan Azak Kalesi’ni de geri vermeyi içeren Prut Antlaşması’nı kabul etti. Bu yenilgiden sonra, Osmanlı Devleti ile mücadeleye gücünün olmadığını anlayan Ruslar, Hazar’ın güney kıyılarını işgal etti.

Amacı Azerbaycan ve İran’ın kaynakları ile ipek üretiminin kontrolünü sağlamaktı. Bu nedenle, aynı sene Ağustos ayında o bölgede Rus tüccarlarının öldürülmesini bahane ederek harekete geçti. Derbent Kalesi’ni ele geçirdi.

Rusların bu hareketlerinden rahatsız olan III. Ahmet, Ruslardan halkı Türk-Müslüman olan bölgelerden askerlerini geri çekmesini istedi. Aksi durumda Osmanlı ordusunu Ukrayna’ya göndererek Rusya ile savaşacağını ilan etti.

Osmanlı ordusu ile bir kez daha karşı karşıya gelmekten çekinen Rusya, Derbent’te küçük bir askeri birlik bırakarak Rusya’ya geri döndü. Buna rağmen, denizden az miktarda askeri kuvvet yollayarak Hazar’ın güneybatı kıyılarındaki işgaline devam etti.

Osmanlı, Rusya’nın İran sınırlarında ilerlemesini engellemek için, 1722 yılında ordusunu İran topraklarına gönderdi. Azerbaycan bir bölümü ile İran’ın Batı bölgesini kontrolü altına aldı. Bu durum karşısında Osmanlı-Rus savaşı tehlikesi ortaya çıktı.

İran Topraklarının Osmanlı ve Rusya Arasında Paylaşılması

Rusların İran’a isyan eden Şirvan kuvvetleri üzerine Hazar Denizi yoluyla sefer başlatması ve Dağıstanlıların Osmanlı himayesini kabul etmeleri üzerine Osmanlılarla Rusları karşı karşıya getirdi. Bunun üzerine İstanbul’daki Fransız elçisinin araya girmesi ile iki devlet İran topraklarını paylaşmak için görüşmelere başladı.

Yapılan görüşmelerden sonra, 1722 tarihinde Rusya ile Osmanlı devleti arasında bir anlaşmaya varıldı. İmzalanan antlaşmaya göre:

  • Hazar kıyısı boyunca Derbent’ten başlayarak Astrabad’a kadar olan bölge Rusya’da kalacak.
  • Doğu Gürcistan, Azerbaycan’ın büyük bölümü ve Batı İran Osmanlı Devleti’ne bırakılacak.
  • Taraflar aralarında yapılan antlaşmayı Şah II. Tahmasb’a kabul ettirecek.

Fakat Tahmasb tarafların arasında yapılan bu antlaşmayı kabul etmedi. 1726 yılında güçlü bir asker olan Nadir Şah’ın İran Şah’ına katılması ile beraber İran eski gücüne kavuştu. Önce Afganlıları İran’dan çıkardılar, daha sonra ise Osmanlı Devleti ile mücadeleye başladılar.

Nadir Şah’ın Osmanlı Devleti’ne yönelerek elinde bulunan önemli merkezleri ele geçirmesi, halkın Osmanlı idaresine olan güvensizliğe neden oldu. Sadrazam Damat İbrahim Paşa, bu durumu düzeltmek için ancak Padişahın sefer şahsen çıkması gerektiğini düşündü.

III. Ahmet istemeyerek de olsa sefere çıkmayı kabul etmiş ve bunun için Üsküdar’a geçmiştir. Padişah sefere çıkmak konusunda tereddüt gösterince de İstanbul’da Patrona Halil İsyanı başlamıştı.

Sultan III. Ahmet döneminde (1703-1730) Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, 1718-1730 tarihleri arasında uzun bir dönem görevde kalmıştır.

Patrona Halil İsyanı Neden Çıkmıştır?

Ayaklanma 1718 Pasarofça Antlaşması’na kadar uzanan bir dizi ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmeye karşı bir tepkinin sonucudur.

Eylül 1730’da, İstanbul’da Sultan III Ahmed’in (1703-1730) devrilmesi ile sonuçlanan ayaklanma, Osmanlı Devleti’nin siyasi hayatına büyük etkiler yapmış önemli bir tarihi olaydır. Ayaklanmanın nedenleri ve içeriğine farklı bakışlar vardır. 

Bazı tarihçiler ayaklanmanın nedeninin Damat İbrahim Paşa’nın başarısız dış politikası olduğununu belirtmektedir. Diğerlerine göre; ülkenin içinde bulunduğu ekonomik nedenler, Patrona Halil İsyanının temel nedenidir.

Patrona Halil İsyanını diğer ayaklanmalardan ayıran yön, devlet adamlarının Osmanlı İmparatorluğu içinde kültür ve medeniyet bakımından, bir inkılap yapmak istemeleri; eskiye bağlı olanların, kuvvetli bir şekilde muhalefetleriyle karşılaşmış bulunmalarıdır.

Yenilik hareketlerini başarmayı üzerlerine alanların, kendilerini zevk ve sefaya kaptırmaları, ekonomik sıkıntılar içinde bulunan halkın öfkesine sebep olmuştur. 

toprak kayıplarının patrona halil isyanına etkisi
Osmanlı Devleti’nde toprak kayıplarının Patrona Halil İsyanına Etkisi

Toprak Kayıplarının Patrona Halil İsyanına Etkisi

İsyanın nedenleri arasında, 1699 yılında Osmanlı Devleti’nin mağlubiyeti ve Avrupa’da yaşanan büyük toprak kayıpları gösterilebilir. Yapılan savaşlar nedeni ile devletin maliyesi ve ekonomisi bozulmuştur.

1703 yılında tahtta çıkan III. Ahmet, devlet hazinesini doldurmak için çaba sarfetmiş olsa da, bu durumu düzeltmek mümkün olmamıştır. Diğer yandan saray çevresinde yaşanan zevk ve sefa, israf noktasına gelen eğlenceler, helva sohbetleri halkın daha çok kızmasına neden olmuştu.

İran topraklarında yaşanan başarısızlıklar da halkın yönetime karşı olan tutumunda olumsuz yönde değişikliğe neden olmuştu.

XVIII. yüzyılın başlarında Osmanlı idarecileri Batı’nın sahip olduğu üstünlüğü kabul etmekle birlikte, Avrupa’nın ileride olmasına sebep olan şartları kendisine uygulamak için girişimlerde bulunmuşlardır.

Bu gelişmeler sonucunda Osmanlı, Batının ekonomik, askeri, politik ve teknolojik alanda  Batının gerisinde kaldığını da kabul etmeye başlamıştır. Özellikle üst üste gelen askeri mağlubiyetlerin ardından devlet çözüm arama yoluna girmiştir. 

Sonuç olarak bu konuda Avrupa seviyesine ulaşabilme amacıyla yenileşme hareketlerine başlanmıştır. 

Ekonomik ve Mali Sıkıntıların Patrona Halil İsyanına Olan Etkisi

III. Ahmet’in Sadrazamı Damat İbrahim Paşa’nın görevde bulunduğu dönemde askeri, idari ve ekonomik sistemin düzeltilmesi için harekete geçilmiştir. Patrona Halil İsyanı’nın çeşitli nedenleri arasında en önemli unsurun mali ve ekonomik konular olduğu bilinmektedir.

III. Ahmet’in döneminde hazineyi kuvvetlendirmek için vergiler arttırılmış, maaşlar ise azaltılmıştır. Aynı zamanda sikkelerin değeri düşürülmüştür. Bazı mahallere yeni vergiler de getirilmişti. İran seferleri yüzünden yeniden seferi vergiler de konmuş ve halk, zor duruma düşmüştür.

Damat İbrahim Paşa’nın bir yandan İstanbul’u imar çalışmaları, diğer taraftan inşa ettirdiği köşklere fazla masraf yapılmamış olsa da, köşklerin inşasına, askerden kesilen para ve halktan alınan vergiler sırasında başlanılması kamuoyu üzerinde kötü bir etki bırakmıştır.

Sürekli lale eğlenceleri, helva sohbetleri, elçi davetleri ve sünnet düğünleri yanında, yeni vergilerin getirilmesi, halkı saraya, padişaha karşı, kışkırtmaktan başka bir şeye yaramamıştır.

Devletin yapılan yolsuzlukları önleyememesi, memurların vergi tahsili ve miktarı konusunda halka sıkıntı vermeleri, ülkede genel bir hoşnutsuzluk meydana getirmiştir. Böylece, sürekli artan memnuniyetsizlik ve fakirlik yüzünden İstanbul’a göç edenlerin, Patrona Halil İsyanı’nda büyük etkileri vardır.

Toplumsal Faktörlerin Patrona Halil İsyanına Olan Etkisi

Patrona Halil İsyanı’nın nedenleri arasında, İbrahim Paşa döneminde göze çarpan eğlencelerin etkisi bulunduğu kesindir. Halk zor koşullarda yaşamını sürdürürken, devleti yönetenlerin israf ve zevk içinde bulunmaları, isyanın öncelikli nedenleri arasındadır.

İstanbul’un çeşitli yerlerinde saraylar, kasırlar, bahçeler yaptırıp buralarda eğlenceli ve şatafatlı bir yaşam süren devlet adamlarının bu yaşatıları halkın sürekli kızgınlığına neden olmuştur.

Patrona Halil İsyanı öncesinde İstanbul’da açık şekilde kriz yaşanmakta olup, halk işsizlik, parasızlıktan şikayet etmektedir. Zor şartlar altında yaşamaya çalışan halk, devlet ve millet işlerini ihmal eden hükümet yetkililerine karşı sürekli büyük öfkeye neden olmuştur.

Damat İbrahim Paşa dönemindeki zevk ve sefa eğlenceleri bunlar için yapılan saray ve köşkler Patrona Halil İsyanı’nın en önemli nedenlerinden biri olmuştur.

Siyasi Etkenlerin Patrona Halil İsyanına Olan Etkisi

1730 Patrona Halil İsyanı’nın nedenleri arasında siyasi faktörler de bulunmaktadır. Savaşların uzun süre devam etmesi halk üzerinde olumsuz etkileri meydana getirmiştir. III. Ahmet ve Damat İbrahim Paşa, İstanbul’dan ayrılıp savaşa katılma için harekete geçmiyordu.

Sefer konuları, sınır kumandaları aracılığı ile idare ediliyordu. Doğuda savaşların beş seneden beri devam etmesine rağmen, hükümet adamlarının, sadece sınırlarda bulunan paşalara emir vermesi tepkilere neden oluyordu.

Diğer yandan Hemedan Komutanı Abdurrahman Paşa, komutasında yeterli asker olmasına rağmen, 1730 tarihinde savunma için bir girişimde bulunmamış ve şehri terk etmişti. Bunun hemen ardından ise, Osmanlı askerleri dağılmış bir durumda doğu cephesini terk etmişti.

Böyle bir durumda, İstanbul’daki Safevi Elçisi Rıza Kulu Han ile yapılan görüşmeler sonunda bir anlaşmaya varılmıştı. Bu antlaşmaya göre, Gence, Tiflis ve Revan Osmanlılar’a, Hemedan, Kirmanşah ve Tebriz ise Safeviler’e verilecekti.

Yapılan bu antlaşma II. Tahmasb ve Nadir Şah’ı memnun etmediği için, Nadir Şah, ordusuyla Tebriz önüne geldi. Damat İbrahim Paşa bu konunun savaş yapılmadan çözülemeyeceğini anladı. Tekrar sefer hazırlıklarına başlandı, III. Ahmet’in doğu seferine çıkacağı açıklandı.

Üsküdar tarafına geçen III. Ahmet, sefere çıkmak konusunda kararsız bir tutum ortaya koydu. İşte bu sırada, Safevi ordusunun Tebriz’i ele geçirdikleri ve şehirde büyük katliam yaptıkları haberi İstanbul’da yayıldı.

İran savaşları sırasında ve daha çok son dönemlerinde yaşanan bu kararsızlılar, halkın sabrının taşmasına ve Patrona Halil İsyanı’na neden oldu.

İktidar Mücadelesinin Patrona Halil İsyanı’na Olan Etkisi

III. Ahmet, Nevşehirli İbrahim Paşa’ya özel ilgi göstermiş, kendisini yüksek makamlara getirmiştir. İbrahim Paşa, Şehit Ali Paşa’nın eski eşi olan padişahın kızı Fatma Sultan ile evlenmiş ve saraya damat olmuştu.

Damat İbrahim Paşa, Avusturya ile barış yapılması taraftarı olduğundan bu düşüncesini padişaha kabul ettirdi ve sonunda 9 Mayıs 1718 tarihinde sadrazamlığa atandı. İbrahim Paşa, göreve gelmeden önce, güvenebileceği kişileri iş başına getirmiştir.

Sadrazamlık makamına atandıktan sonra İbrahim Paşa, önemli görevlere kendi istediği kişileri atamıştır. Damat İbrahim Paşa, aynı zamanda rakip olarak gördüğü kişileri, şüphelendiği şahısları devlet idaresinden uzak tutmak için çaba harcamıştır.

İbrahim Paşa’nın rakiplerini uzaklaştırması, kendi yakınlarını yüksek makamlara getirmesi siyasi gerilimi daha çok arttırdı. Damatlarının arasında yaşanan geçimsizlik siyasi rekabeti daha çok hızlandırdı. Sadrazamın iki damadını birbirine dünür yapmasıda fayda sağlamadı.

Büyük damadı Mustafa Paşa’nın gözü sadrazamlık makamındaydı. İbrahim Paşa ise küçük damadını daha çok tutuyordu. Sefer kararı alındığı sırada kaptan paşalığa ek olarak İstanbul kaymakamı olarak da atanan Mustafa Paşa ilk fırsatta İbrahim Paşa’yı devirmeye karar verdi.

Reformların Başarısız Olması

O dönemde askeri reform yapılması planlanıyordu, fakat bu düşüncelerin uygulanmaya geçirilmesi yeniçerilerin tepkisine neden olmuştur. O dönemde matbaanın kurulması da çok önemli bir olaydı. Bu yaşanaların yanında, Fransa’dan getirilen saray ve bahçe planlarına göre önemli imar çalışmalarına başlanıldı.

Padişah kasırları, konaklar, medreseler ve çeşme gibi yapılar yapıldığı görülmektedir. Kağıthane’de Padişah için Sadabad Sarayı yapılmıştı. Yazın Çırağan eğlenceleri, kışın helva sohbetleri düzenlenmekte ve eğlenceler için masraflarlar yapılmaktaydı.

Uygulamaya geçirilen yenilikler büyük sıkıntılar yarattı. Bu dönemde yapılan çalışmalar devletin durumunu düzeltmemiş ve toplumun yaşam koşullarını iyileştirmemiştir. Yapılmaya çalışan yenilik hareketleri daha çok Batı’yı taklit durumundadır.

1730 patrona halil isyanının başlaması
1730 Patrona Halil İsyanının başlaması

Patrona Halil İsyanın Başlaması

İsyancılar 25 Eylül 1730’da isyanı başlatmak istedilerse de halkın kendilerine katılmaması endişesi ile bunu ertelemişlerdi. Sonbahar döneminde devlet yetkililerinin yazlık bölgelerde bulunması Patrona Halil İsyanını kolaylaştırdı.

İsyancılar 28 Eylül sabahı, Bayezid Camiinin Kaşıkçılar Kapısı önünde toplanmaya ve örgütlenmeye başladılar. Asiler, üç bayrak altında, üç gruba ayrıldılar; birincisi Patrona Halil’in, ikisi de arkadaşlarının yönetiminde olmak üzere, üç koldan çarşıya girdiler.

“Şer’ ile davamız vardır” sloganı atarak ayaklanan, esnafın ve halkın katılımı ile kalabalıklaşan isyancılar sipah ve bit pazarlarına da uğrayıp silahlandılar. Buldukları silahları yağmalayarak sayılarını arttırmışlar ve “Et Meydanı’nda” toplanmışlardır.

Patrona Halil İsyanı sırasında İstanbul’da sadece Kaymakam Kaymak Mustafa Paşa ve Yeniçeri Ağası bulunuyordu. Kaymak Mustafa Paşa’da isyanı yalısında bulunduğu sırada haber almış gelmişti. Ardından durumu Padişaha bildirmek için Üsküdar’a geçmişti.

Yeniçeri Ağası Hasan Ağa yanında bulunan kuvvetle harekete geçip işyerlerinin yeniden açılmasını isteyip halka güven vermeye çalıştı. 300 kadar kuvvetle İstanbul’da dolaşan Hasan Ağa isyancıları yatıştıramamış, bu arada subaylar ortadan kaybolmuştu.

Et meydanına doğru hareket eden isyancılar kalabalıklaşmaya devam ediyordu. Üç koldan hareket eden grup meydana gelip birleştiler. Ardından Birinci Ağa Bölüğü kazanını meydana getirip bayrak açtılar. Halkı davullar çalarak isyana davet ettiler.

İsyancıların Talepleri

29 Eylül 1730’da Haseki Ağa, isyancılara taleplerini sormak için Et Meydanı’na gönderilmiştir. İsyancılar, İbrahim Paşa ile damatları, Şeyhülislam Abdullah Efendi ile 28 kişinin daha kendilerine teslim edilmesini istiyordu. Herkese ders olsun diye cezalandırılcaklarını, mallarını devlet hazinesine aktaracaklarını belirtiyorlardı.

İsyancılar Yeniçeri Ağası’na padişaha karşı değil, yüksek vergilerle ülkeyi mahveden, topraklarını kaybeden hükümete karşı olduklarını belirttiler. Bu nedenle istedikleri kişilerin mahkemeye verilmesini talep ettiler.

İsyancılar sadece hükümete karşı olduklarını ve başka kimseye zarar vermeyeceklerini açıkladılar. Rum, Ermeni ve Yahudilere kendi güvenlikleri nedeni ile dışarı çıkmaları yasaklandı. Esnafa da isyan sırasında zarar görmemeleri için işyerlerini kapatmaları emredildi.

Öte yandan akşama doğru isyancıların sayısı otuz bine yaklaştı. İsyancıların seçtiği yeniçeri ağası isyancılara yağma ve şiddeti yasakladı. Asilerin sayısı bir gecede iki kat artmış altmış bine ulaşmıştı. Aynı gün, isyancılar ev hapsinde bulunan ulemadan Mirzazade’yi getirip müftü seçtiler.

Patrona Halil İsyanı ve Saraydaki Durum

İsyanı öğrenen Padişah ve devlet idarecileri Üsküdar’dan saraya geçerek isyana çare aramaya başladılar. Sadrazam İbrahim Paşa ise Kaymak Mustafa Paşa’nın konuyu önemsemediğini düşünüp kızmıştır.

Halbuki ayaklanma gecesi isyancıların yanındaki kalabalık evlerine dağıldığı için sayıları çok azalmıştı. Saraydan o anda isyancıların üzerine bir baskın yapılsa isyancılar dağıtılacakken gereksiz görüşmelerle zaman harcanmıştır.

Sarayda yapılan görüşmelerde Sancak-ı Şerif ve Hırka-i Şerifi çıkarıp halkın etrafında toplanabileceği düşünüldü. Ancak bu beklendiği gibi olmayınca bu defa III. Ahmet, isyancıların tekliflerini öğrenmek için Et Meydanı’na temsilci gönderdi.

Haseki Ağa isyancılara isteklerinin neler olduğu sordu. Padişahtan memnun olduklarını bildiren isyancı liderler, Sadrazam İbrahim Paşa, damatları Kaymak Mustafa Paşa, Mehmet Paşa ve Şeyhülislam Abdullah Efendi ile diğerlerinin teslimini istedi.

Bu sırada isyanı önleyebileceği düşüncesi ile saraya davet edilen eski İstanbul Kadısı Zülali Hasan Efendi ve olaylara karışan ulema ile görüşmeler yapılmıştır. Zülali Efendi aslında isyanı yönlendiren kişilerin başında gelmektedir.

Sadrazam Damat İbrahim Paşa ve Damatların Öldürülmesi

III. Ahmet, Patrona Halil İsyanını başlatan asilere teslim edilmesi istenen paşaları kurtaramayacağını anlayınca kendisini kurtarmaya çalışmıştı. İsyancıların yaptıkları tayinleri kabul etti. Damadı İbrahim Paşa ile diğerlerinin canlı olarak isyancılara teslim edilmesi uygun görülmemiştir.

Bundan dolayı padişahın mührü Damat İbrahim Paşa’dan alındıktan sonra kapı arasına gönderilmiş ve damatları ile birlikte boğularak cesetleri At meydanına gönderilmiştir. Eski Şeyhülislam Abdullah Efendi ile Damat İbrahim Paşa’ya bağlı olanlar sürgüne gönderildiler.

İstanbul Kadısı Raşit Efendi’de İstanköy adasına sürüldü. Sadrazamlık makamı, Ayşe Sultan’ın eşi Silahtar Mehmet Paşa’ya verildi.

Padişah III. Ahmet’in Tahttan İndirilmesi

III. Ahmet isyancıların talep ettiği idarecilerden damadı İbrahim Paşa’yı, Kaymak Mustafa Paşa’yı ve Mehmet Paşa’yı 1 Ekim 1730 gecesi idam ettirdi. Ulemadan talep edilenler ise sürgüne yollandı. Öküz arabaları ile Bab-ı Hümayun önüne getirilen cesetler isyancılar tarafından Et meydanına götürüldü.

Fakat isyancılar bu yapılanlarla yetinmedi. Bu kez kendi güvenlikleri bakımından III. Ahmet’in tahttan ayrılmasını istediler. Sultan durumu görüşmek üzere bir heyeti Et meydanına gönderdi. Gönderilen heyet isyancıları sakinleştirmek yerine padişahın tahttan indirilmesi konusunu görüşerek saraya geri döndü.

Gelişmeleri önce ulemaya bildirip onların da onayını aldıktan sonra İspirizade Ahmet, III. Ahmet’e padişahlığının sona erdiğini bildirdi. Padişah kendisinin ve evlatlarının hayatlarına güvence verilmesi sonunda saltanattan vazgeçti. Yeğeni Şehzade Mahmut’u tahtta geçirerek kendisini tebrik etti.

Patrona Halil İsyanı Sonrası Tahtta Çıkan I. Mahmut Dönemi

Padişah I. Mahmut Alay Köşkü’nde Patrona Halil’i kabul ederek kendisine bağışda bulundu. I. Mahmut’un tahtta çıkması üzerine İstanbul kadısı Deli İbrahim Efendi’nin gayretiyle 120’den fazla köş ve kasrın yakılması gündeme geldi.

Padişah yayınladığı fermanla köşklerin sahipleri tarafından üç güne kadar yakılması emredilerek isyancılar yatıştırılmaya çalışıldıysa da başarılı olunamadı. Asiler, ev sahiplerinden önce davranarak köşkleri yakmakla kalmadı, yetişmiş ağaçları bile kestiler.

Ancak isyanın liderleri, ileride padişah tarafından cezalandırılma korkusuyla pişman olduklarını açıkladılar. Kendilerine çadırlarını meydandan kaldırıp bundan sonra taşkınlık yapmamaları şartıyla af sözü verildi. Patrona Halil İsyanını başlatanlar da meydanı boşalttılar.

En sonunda esnaf dükkanlarını açtı ve yaşam normal düzenine geri döndü. Meydanın boşatılmasına rağmen isyanı yürütenler sadrazamlık, sadaret kaymakamlığı gibi önemli makamlara oldular. Hükümete müdahaleden vazgeçmeyen isyancılar, istemdikleri devlet adamlarını görevden alıyor bazılarını da sürgünden geri getiriyorlardı.

İsyancılar ileride ceza almaktan çekindikleri ve kendilerini güvence altına almak için Bursa’da oturan eski Kırım Hanı Kaplan Giray’ı üçüncü defa Kırım Hanı olarak atanmasını zorla kabul ettirdiler. Aynı şekilde isyancılar, zeamet, tımar işlerine de el atarak bunları istediklerine verdirdiler.

patrona halil ve arkadaşlarının öldürülmesi
İsyancı Patrona Halil ve arkadaşlarının öldürülmesi

Patrona Halil ve Arkadaşlarının Sonu

Bu isyanda parmağı olan kişiler çoğunlukla tellak ve kaldırımcı Arnavutlardı. Patrona Halil her isteğini yaptırıyordu. Arkadaşı olan Muslu Beşe isyan sırasında fırsatı kaçırmamış bir ay içinde kul kethüdalığına getirilmişti.

Ardından Patrona Halil’in sadaret kaymakamlığına getirilmesini talep ettiler. İşsiz güçsüz kişilerin Yeniçeri Ocaklarına kayıt yaptırmaları özellikle Yeniçeri subayları arasında tepkilere neden olmaktaydı. Bu durum isyancıların askerler arasında da güvenilirliklerini kaybetmelerine neden oldu.

I. Mahmut, bu duruma son vermek ve hükümet otoritesini geri almak için harekete geçti. El altından isyancıları ortadan kaldıracak kişi aranmaya başlandı. Sonunda isyancılara yönelik saray içinde ve dışında iki grup oluşturuldu.

Saray içindeki grubun başına Hacı Beşir Ağa, dışarıda ise Kaplan Giray buluyordu. İsyanın ilk zamanlarında Patrona Halil’in bağlı olduğu 17. ortanın kumandanı olan Pehlivan Halil Ağa gizli cemiyete alındı.

Kaplan Giray konudan haberdar edildi. Daha sonra Pehlivan Halil Ağa aracılığı ile Patrona Halil ve adamlarına dağıtılmak üzere padişah tarafından beş bin altın verildi. İsyancıların ilk olarak Ağa kapısında öldürülmesi düşünülmüşse de bunun Paşa Kapısında yapılması uygun görüldü.

Patrona Halil’in saraya gelmesi Kırım Hanı’na havale edildi. 24 Kasım 1730’da ileri gelen devlet adamları sarayda toplanarak yapılması planlanan İran seferini görüştüler. Bu görüşmelerde isyancıların ileri gelenleri de bulunuyordu.

Kırım Hanının teklifi üzerine bu konunun ileri bir tarihte görüşülmesine karar verildi. Bu görüşmeden sonra Patrona Halil ile Muslu Beşe isteklerine karşı gelmesi yüzünden sadrazamdan şikayetçi olup onun görevden alınmasını istedi.

Bu durumu da Zülali Hasan Efendi ile Kırım Hanı Kaplan Giray’a bildirdiler. Kırım Hanı bu isteğe açıktan onay vererek bu konunda Patrona Halil ile görüşmek istedi. 25 Kasım günü sarayda ikinci toplantı için gerekli tedbirler hükümet tarafından alındı.

Patrona Halil’in Öldürülmesi

Sarayda yapılan toplantıda tekrar İran seferi bir kez daha görüşmeler yapıldı ve sefere devam kararı alındı. Bu sırada kendisine vezirlik görevi ile Rumeli valiliği verilmek istenen Patrona Halil orada kürk giymeyi kabul etmedi.

Kırım Hanı, padişahın huzurunda kürk giymesi konusunda arabuluculuk yaptığı sırada Pehlivan Ağa yönetimindeki silahlı adamlar ortaya çıktı. Pehlivan Halil Ağa ve adamlarına işaret verilemesi üzerine bunlar derhal odaya girerek isyancıları öldürdüler.

Bu şekilde asilerden on sekizinin cesetleri III. Ahmet çeşmesinin önüne bırakıldı. Patrona Halil İsyanına katılan diğer isyancılar ise teslim olmak zorunda kaldılar.

Patrona Halil İsyanı Hangi Padişah Döneminde Olmuştur?

28 Eylül 1730 tarihinde İstanbul’da başlayan Patrona Halil İsyanı, Osmanlı tahttında bulunan III. Ahmet’in padişahlığı sırasında başlamıştır. İsyancıların amacının kendisini tahttan indirmek olduğunu anlayan III. Ahmet, bunu kabul edip, yerine, tahtta, şehzade Mahmut’u geçirmeyi kabul etmiştir.

Patrona Halil İsyanı sırasında Damat İbrahim Paşa ve damatları öldürülmüş, III. Ahmet’e ve evlatlarına bir zarar gelmeyeceği konusunda isyancılar tarafından garanti verilmiştir. İsyancıların sözü üzerine 2 Ekim 1730 tarihinde kardeşi II. Mustafa’nın büyük oğlu Şehzade Mahmut Osmanlı tahttına çıkmıştır.

Patrona Halil İsyanının Sonuçları

  • Osmanlı Devleti’nin mevcut yapısının, zamanın şartlarını kaldıracak durumda olmadığı anlaşıldı.
  • Patrona Halil İsyanının bastırılmasından sonra saraya ulaşan bilgiler, ayaklanma olayına karışanların çoğunluğunun Arnavut asıllı olduğu anlaşılmıştır.
  • İsyan büyük ölçüde Osmanlı devletinin içinde bulunduğu ekonomik, siyasi ve kültürel hayatındaki çalkantıların sonucu olarak meydana gelmiştir.
  • Başta padişah ve sadrazam İbrahim Paşa olmak üzere yönetimde bulunan kişilerin ıslahat ortamında aşırı harcamaları halkın nefretine neden olmuştur.
  • Ayaklanma, kültür merkezlerini, sohbet kasırlarını yıkmayı ve dönemin yeniliklerinde rol alan Damat İbrahim Paşa’nın ölümü ile padişahın tahttan inmesine neden olmuştur.
  • I. Mahmut’un tahtta geçmesinden sonra iktidara ortak bir tavır sergileyen Patrona Halil ve arkadaşları kısa zamanda kendilerini. zevk ve eğlencenin cazibesine kaptırmışlardır
Sık Sorulan Sorular

Patrona Halil Kimdir?

Patrona Halil İsyanı olarak tarihe geçen ve Lale Devri’nin kapanmasıyla sonuçlanan olayın sorumlusu olan Patrona Halil, 1690 yılında Arnavutluk’nun Horpeşte bölgesinde dünyaya geldi. Patrona adı Osmanlı donanmasında gemilerin ikincisine verilen isimdir.

Lale Devrini Başlatan Olay Nedir?

Lale Devri Osmanlı Devleti’nde,1718 yılında Avusturya ile imzalanan Pasarofça Antlaşması ile başlayıp, 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanı ile sona eren bir dönemdir

Lale Devrinin En Ünlü Şairi Kimdir?

Lale Devri’nin en ünlü şairi olarak şair Nedim bilinir. Ününü Osmanlı Devleti’nin 1718-1730 yılları arasındaki Lale Devri’nde kazanmıştır. Yaşamı ve eserleri ile o Lale Devri ruhunun temsilcisi olarak kabul görmektedir.
YARARLANDIĞIM KAYNAKLAR:

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Instagram Hesabımı Takip Et, Yeni İçerikleri Kaçırma