fbpx
Osmanlı Tarihi

2. Mahmut Dönemi Reformların Müthiş Etkileri

Osmanlı İmparatorluğu’nda, gerçek reformların başlaması Sultan II. Mahmut’la başlamıştır. Padişahlık yapmış olduğu 1808-1839 yıllar arasında, büyük devletlerle ve kimi eyaletlerde yaşamış olduğu bir takım problemlere karşın, devletin geri kalmış idari sistemini gerçekleştireceği reformlarla yenileşme hareketine dönük bir siyaset izlemiştir.

Osmanlı toplumu olumsuz etkileyen ve geri kalmasının nedenlerini anlamaya çalışan II. Mahmut idarede, orduda, eğitimde ve hukuk alanında geri kalmış olan bu kurumlarda bir takım reform hareketleri başlattı.

Başlatmış olduğu bu reform hareketleri içerden ve dışarıdan bir takım direnişler göstersede, bütün bu başkaldırılara gögüs geren II. Mahmut, Osmanlı Devleti’nde tam anlamıyla reform hareketlerinin öncüsü olarak gösterilebilr.

Asker olsun, bürokrasi olsun ya da hukuksal- dinsel çevreler olsun, eskiyip geri kalmış olarak gördüğü sistemi hala tutanlar yerlerinde kaldıkça, reformların başarılı olmasının mümkün olmadığını anlayan Sultan II. Mahmut ilk önce otoritesini ve bunun sonucu olarak devletin otoritesini yeniden kurmakla işe başlar.

2. Mahmut Döneminde Yönetim Alanında Yapılan Yenilikler

Nizam-ı Cedit’in yıkılışından 18302’lara kadar geçen bocalama süresi, eski siyasal rejimin yerine yeni bir siyasal sistem geliştirme arayışı sonunda, II. Mahmut merkez dışı eyaletlerin temsilcisi sayılan taşra güçlerinin ortaklığı ile sözleşmeye dayalı bir rejimin tersine, merkezi gücün üstünlüğüne dayalı bir rejim kurmaya çalışmıştır. Bu çalışmaların sonucunda yavaş yavaş ortaya çıkan temel kurallar belirlenmeye başlamıştır. Bu temel kuralların konması için de padişahın gücünün kanunlara bağlanması zorunluluğunu doğurmuştur. Bunu gerçekleştirecek güçler âyân veya esnaf değil, merkez gücün kendi desteği olarak geliştirdiği din, bürokrasi ve ordu olmuştur.

II. Mahmut’un yeni bir rejim arama deneylerinde gelenek doğrultusunda en çok uyan mutlakiyetçi monarşi şekline yöneliş dönemidir. Bunu gösteren özellikler şunlardır;

  • Padişahın mutlak yetki hakkı devam etmektedir.
  • Yönetilenler reaya olmaktan çıkıp, tebaa ve halk olmaktadır.
  • Kapıkulluğu kalkıyor, onun yerine sınıf, din, ırk farkı ayırımı yapılmadan devişirilen bir sivil bürokrasi gelişiyordu.
  • Kapıkulu ordusu yerine farklı şekilde devşirilecek bir askeri örgüt kurulmasına doğru gidiliyordu.
  • Sivil bürokrasi ve ordunun başında bulunanlarla ulemâdan seçilecek kişilerden oluşan en üst yetkili, kanun yapma görevlisi sürekli meclisler kuruluyordu.

Yukarıda sayılanların hiçbiri Tanzimat’ın ilanına kadar tamamen gerçekleşebilmiş değildir. Tanzimat, padişahın yetkilerini kısma gibi bir değişiklikle II. Mahmut rejiminin devamıdır. Bu dönem, kuralları koyma çalışmaları içinde geçen bir dönemdir. Yeni kurulacak olan sürekli meclisler yasa yapma yetkisini halktan değil, mutlak yetkinin toplandığı hükümdardan almaktadırlar.

Temel kuralları koyma işinde hükümet, adliye ve eğitim alanlarında incelediğimiz zaman, bunda eski geleneklerden ayrılan temel farklar olduğu görülmektedir.

II. Mahmut’un eski padişahlardan farklı olarak yaptığı ilk şey halkın arasına katılması olmuştur. Uzun süredir saraya kapanan padişahların aksine, saraydan çıkan ilk padişah olmuştur. Zamanın Avrupa monarklarının giyim tarzına benzeyen kıyafetlerle başlığını, kürkünü çıkararak, sakalını kısaltarak halk karşısına çıkan ilk padişah olmuştur.

Saray yaşamında ilk değişiklikler onun zamanında yapılmıştır. Dönemin çağdaş Avrupa yöneticileri gibi başkentin dışına çıkan, seyahat eden, buharlı gemiye binen, hatta yabancı dil öğrenmeye çalışan da II. Mahmut olmuştur. Bu yaptığı hareketler sebebiyle halk arasında kendisine gâvur padişah diyenlerde olmuştur.

Eski padişahların alışkanlıklarından farklı olarak keyfi idarelerle müsadere yapmaktan kaçınmıştır. Dil, din, ırk ayrımı gözetmeden bütün uyrukları eşit saydığını söylemiş, halkın karşısına çıkan bir padişah olmuştur.

Yönetim alanında yapılan bir diğer değişiklik ise, III. Selim zamanına kadar uygulanan Meşrevet Meclisi’nden farklı nitelikte üç meclis oluşturumuştur. Bu meclislerin eski Meşrevet Meclisi’nden farkı, sürekli devlet organı olarak kurulmaları, belirlenmiş ayrı görevlerinin bulunması, idare, adliye, eğitim ve ordu alanında uygulanacak bir hukuk devleti mekanizmasının kurulmasına doğru birer adım olmalarıdır.

Yeni kurulan bu meclisler, yetkilerini, padişahın iradesini temsil etmeye onun tarafından memur edilmiş olmaktan alıyorlardı. O yüzden bu meclislerin koyacağı kurallara hem yönetenin, hem de yönetilenin uyması için kuralların bağlayıcılık niteliği o dönemde hala zayıf olmuştur.

Yönetilen açısından bu kurallara uymanın zorluğu, bu kurallara alışkın olmayan halkın eski alışkanlıklarından ayrılıp, onları bu yeni kurallara uymaya zorlamak zorunluluğundan ileri gelir. Padişah açısından da aynı. şey geçerlidir. Halkının ilerlemesini isteyen ve yenilikler getirmeye çalışan mutlak bir monarkın iradesiyle konan bu kurallar arasında bir çatışma olduğu zaman, onu kurallara uymaya zorlayacak bir güç ortada yoktur. Tanzimat Fermanı bu sorunu çözebilmek amacıyla ilan edilecektir.

II. Mahmut tarafından kurulmuş olan üç meclise bakacak olursak bunların isimleri ve görev alanları şu şekildedir;

  1. Hükümet Şûrası (Dâr-ı Şûra-yı Bâb-ı Âli) bu meclis merkezi hükümet organı ile ilgili olan temel kuralları hazırlamak üzere kurulmuştur.
  2. Adliye İşleri Yüksek Kurulu (Meclis-i Ahkâm-ı Adliye) bu meclis adalet organı ile ilgili çalışmalar yapmak için kurulan bir meclistir.
  3. Askerî Şûra Dairesi ( Dâr-ı Şûra-yı Askerî) bu mecliste ordu ile yeni kurallar koymak amacıyla kurulmuşur.

Bu meclislerin çalışma amacı yeni temel kurallar belirlemek ve hazırlamaktır. Eski dönem hükümet işleyişinden en önemli fark, bu meclislerin görevleri belirlenmeden, yapacak oldukları kanunlar henüz oluşmadan,yürütme ve uygulama organları bakanlıklar olarak ortaya çıkmadan önce padişahın iredesiyle geleneksel olan iki üst makamın yerleri ve anlamları değiştirlmiştir. Bunlardan birincisi sadrazamlık makamı, bir diğer makam ise şeyhülislamlıktır.

II. Mahmut, sadrazamlığı hükümdarın mutlak vekili olmaktan çıkartıp başvekil adı altında konumlandırmıştır. Başvekilin görevi, meclislerin çalışmaları aralarında birlik kurmak, bu meclislerle padişah arasında bir bağ kurmaktır. Bu da, hükümdara karşı sorumlu bir kabine sistemine doğru o dönem atılmış ilkel bir adımdır.

Ortada henüz bakanlıklar yoktur. iç, dış, maliye, ticaret, sanayi, ziraat ve eğitim işleri ayrı bakanlıklar olarak bir kabine başkanı olarak başvekilin başkanlığına verilmiş değildir. Hepsinin asıl başkanı mutlak padişahın kendisidir.

Şeyhülislamlık’ı da hükümet yönetimi ve planlama kurullarının dışında bıraktı. II. Mahmut Şeyhülislamlık’ı, Müslüman olmayan halkların millet örgütlerinin din başkanlığı anlamına benzer bir biçimde, bir çeşit İslam millet’nin din görevlisi haline getirdi. Sadrazamlık makamının adı değişince eskiden kazasker aracılığıyla o makama bağlı olan kadılıklar, Şeyhülislamlık’a bağlandı.

Yönetim alanında kurulan kurumların içinde en önemlilerinden bir taneside, Adalet Kuralları Divanı (Divan-ı Ahkâm-ı Adliye)’dır. Bu adalet kurumunun kuruluşu, Allah emri ya da padişahın iradesi dışında da insan düşünü ile kurallar konabileceğinin, gerektiği zamanlarda bunların yenilenebileceğinin kabul edildiğini gösterir. II. Mahmut döneminde Allah emri veya padişah iradesi kaynaklarından  başka kaynaktan gelen bir yasama süreci başlamış oluyordu.

Bu dönemde padişahlık kurumunun daha çok dünyasallaştırılmasına paralel olarak, geleneksel hukuktan uzaklaşarak, devletin demokratikleştirilmesine doğru bir adım atılıyordu.

Bu dönem hukuk alanında görülen bir özellikte şimdiye kadar bulunmayan kamu hukuku alanının ilk tohumlarının atılmasıyla görülür. Devletin o zamana kadar ki geleneğinde kamu hukuku ile kişi hukuku ayırımı yoktu. Bu aşamada idare, ceza, eğitim ve ordu alanında çıkarılan kurallar kamu hukukun basit temelleri olmuştur. Bu alanda dünyasallaştırlıyordu o dönemde. Bu alan geliştikçe şeriat ve kilise hukukun alanı daralmıştır.

II. Mahmut’un şeriat alanı dışında kalan hukuk ve adalet işlerini belirleyecek bir meclis kurmuş ve bunun sonucu olarak, 1838’de çıkan kanunname yapılmıştır. Bu kamu hukukunu geliştirmek için atılan bir adımdır. Bu kanunname, idarede çalışanlarla birlikte kadıların da sorumluluklarını belirtir. Buna göre;

  • Görevlerini kötüye kullananlara verilecek cezaları saptar.
  • Rüşvet ve benzeri eylemlere karşı çok ağır cezalar koyar.

Kanunlaştırma alanında yapılan bazı başka yenilikler de henüz eski kanunlardan arınmış değildir. Eski hukukun bir takım yanları devam etmektedir. Cezalar yazılı değildir, cezaları belirlemede hala kadıların yetkisi vardır, kadının vereceği cezada suçlunun dininin ve ya da toplumsal konumunun etkisi oluyordu. Bu dönemde en çok ikileşme kendisini eğitim alanında göstercektir.

eğitim

II. Mahmut Döneminde Eğitim Alanında Yapılan Yenilikler

II. Mahmut döneminde Tanzimata miras olarak kalan yeni terimlerin başında maarif, fen, nafia terimleri gelir. II. Mahmut’un reformlarının uygulanması, onları anlayabilecek ve yaşama geçirebilecek yeterlilikte görevlilerin varlığına bağlıdır.

Oysa o yıllarda padiaşahın idare görevlilerinin yetişmesi ulemanın yetkisindedir ve bu eğitimler medreselerde ve saray okullarında verilmektedir. Bu eğitimler dönemin koşullarına göre yetersiz kaldıkları için eski geleneklerden sıyrılmış çağdaş eğitim kurumlarının yaratılması zorunlu olmuştur. Çağdaş ve yeni eğitim kurumlarına bakış açısı hoş karşılanmaz ve bu yüzden aşama aşama gidilmesi gerekmektedir.

1838’de rüştiye (ortaokul) okullarının açılması kararı da bir bir taraftan ilkokullara öğretmen yetiştirmek, bir taraftan da Tıbbiye ve Harbiye gibi okullara okur yazar öğrenci yetiştirmek düşüncesiyle açılmıştır. Tanzimat döenmine kadar bu alanda hiçbir gelişme olmamıştır. 1839’da Adli maarif okulu altında bir ortaokul açılmıştır. Bu açılan okul daha sonra ikiye bölünerek ikicisine Ulûm-ı Edebiyye adı verildi. Bu okulların görevi, okur yazar memur yetiştirmek idi.

Tanzimat döneminin yükselmiş kişilerinin bazıları bu okullarda yetişmişlerdir. Maarif okullarının görevi mülkiye memurları yetiştirmek, ikinciside hariciye memurları yetiştirmekle görevlidir.

İlköğretim alanında yapılan bir yenilikte, 1824 tarihinde çıkarılan bir ferman ile çocukların bir zanaata konmadan önce bu okullarda eğitim almasıdır. Bu ilköğretimde zorunlu bir eğitim kuralı getirilmiş gözükse bile o dönem geçim sıkıntısı yaşayan ailelerin çocuklarını esnaf yanına çırak vermesinden kaynaklanmaktadır.

Eğer bu fermana uymayan aileler olursa, hoca mahalle imamları tarafından kadılara bildirilmesi şartı getirilmiştir. Yanında öksüz çocuk esnaf bu çocukları mahalle okullarına yollayacaktı.

Yeniçeri Ocağının Kaldırılması

II. Mahmud döneminin en önemli icraatından olan Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması (17 Haziran 1826) Osmanlı devleti tarihinin en öenmli olaylarından birini teşkil eder ve ocağın kaldırılması genelde hayırlı olay olarak anılır. II. Mahmut’un, devletin idari sisteminin Avrupa devletleri gibi merkeziyetçi bir düzeye getirilmesini ve bütün devlet kurumlarının çağın şartlarına uygun biçimde yeniden düzenlenerek hayatta kalmanın bir zorunluluğu olarak görmesi her şeyden önce yeni bir askeri yapılanmayı da beraberinde getirmekte, bütün bunların karşısında en önemli engel olarak duran Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasını kaçınılmaz kılmaktaydı.

Yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra yeni ordu kurulması zorunluluğundan askeri anlamda yeni okullar kurulması veya geliştirilmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bunlardan birincisi Mühendishane, bir diğeri Tıbbiye, üçüncüsü Harbiye olmuştur.

Mühendishane

Mühendishane eski fen okulu olarak genişletilmiştir. 1827’de Bahriye Mühendishanesi ayrılmış ve asıl mühendishanedeki öğrenci sayısı kırktan yüze çıkarılmıştır. Bu okulda okuyan öğrencilerin arasında kırk ve elli yaşlarında öğrenciler bulunmaktadır. Eğitimi Türkçe olarak verilmesine rağmen Fransızca kaynaklarda kullanılmaktadır Mühendishanede.

1826’da Asâkir-i Mansûre taburları kurulduğunda fen subayları olarak Mühendishane mezunları yeterli gelmemiş bu yüzden üst sınıflarda okuyan öğrenciler bu taburlara subay olarak atanmışlardır. Bu subaylara mansûre mühendisleri adı verilmiştir. Buradaki subayların bazıları o dönemde Şam, Bağdat ve Trablusgarp gibi eyaletlerde devlete ait binaların onarılması, yol yapım çalışmaları, istihkamların onarılmasında mühendis olarak görev yapmışlardır.

Bahriye Mühendishanesi bugünkü Deniz Harp Okulu’nun temelidir.

Tıbbiye

II. Mahmut’un yükseköğrenimde özel olarak ilgi gösterdiği okuldur. Tıbbiye kuruluşunda hiçbir engel ile karşılaşmadığı için hem hekimliğin gelişimi, hemde özgür düşüncenin yuvası olmuştur. Batı düşüncesinin ilk başladığı yer burası olmuştur. Tıbbiye’nin açılmasını gerektiren nedenlerin başında;

  • Ordunun sağlık ihtiyaçlarının karşılanması.
  • Yakın Doğu’ya yayılan kolera salgını.
  • Yurtdışından gelen doktorların çoğalması.

Yeniçeri ocağının kaldırılmasından iki sene sonra, 1827’de ilk tıp okulu olan Tıphâne-i âmire olmuştur. Daha sonra Cerrahane adı altında bir okul daha kurulmuştur. 1831’de II. Mahmut’un isteği üzerine bu tıp okullarının yenilenmesine karar verilmiş ve Cerrahhane’nin ıslahı için Avrupa’dan Sade de Galiere adında bir profesör davet edilmiştir.

Esas Tıbbiye’nin kuruluşu,1838’de bu iki okulun birleşmesiyle başlanmıştır. Tıbbiye’nin kuruluşunun tamamlanmasıyla buraya yerli ve yabancı hocalar atanmıştır. Tıbbiye’ye atanan doktorlar arasında yer alan bazı isimler şu şekildedir;

  • Abdülhak Molla
  • Mustafa Behçet Efendi
  • Müneccimbaşı Osman Saip Efendi (anatomi okutmaktadır)
  • Hafız Mehmet Efendi (frengi üzerine batı dillerinden eserler çeviriyordu)
  • Rum Konstantin Efendi
  • Doktor Stefan
  • Ermeni Doktor Boğos (Fransızca okutmaktadır)
  • Karl Ambroso Bernard

Açılan Tıbbiye’nin bugünkü anlamda bir tıp fakültesi şeklinde değildir. Bunun sebebi ise, öğretilecek dersleri anlayacak seviyede ortaokul eğitimi almış öğrencilerin olmamasıdır. O dönemde modern tıp eğitiminin anlamını kavramış kişi sayısı oldukça düşüktür.

Okula kabul edilen Dr. Bernard’ın o dönemde otuz yaşlarında bir genç olmasına rağmen, açılan okulda kısa zamanda çok önemli başarılar elde etmeyi başarmıştır. Yapacağı işlere karışılmaması karşılığında görevi kabul eden Dr. Bernard, Galatasaray binasında açılan Tıbbiye’de baş profesör olarak, iç ve dış hastalıklar dersleri verdiğinden dolayı, öğrenciler için Türkçe’ye çevrilen kitaplar yazmıştır. Öğrencilerinin Fransızca ve Latince öğrenmeleri için çaba sarfetmiştir. Tıbbiye’de kullanılmak için Avrupa’dan malzemeler ve laboratuvar malzemeleri getirtmiştir.

Tıp okulunun açılmasında sonra II. Mahmut eşitlik anlayışı sebebiyle bir kararname yayınlamış ve hangi dinden olursa olsun herkesin tıp okuluna kabul edileceğini açıklamıştır.

Harp Okulu

Yükseköğretim alanında bu dönemin en çok zorlandığı kurum Harp Okulu’nun açılması olmuştur. İstanbul’da Yeniçeri ocağı kaldırıldığı dönemde Nizam-ı Cedid’e tekrar dönmeye cesaret edilemediğinden Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye adı altında bir ordu için asker toplanmaya başlanılmıştır.

18. yüzyıl öncesinde Osmanlı Devleti’nde askeri örgüt sisteminin özelliği profesyonel ordu rejimine dayanmasıdır. Bu sistemde savaş, sırf bu kişilerin bu iş için seçilmesiyle gerçekleşirdi. Zaman içinde sipahi ve kapıkulu ordusunun bozulması ve gerilemesi sonucu ordunun bozulması durumunu yaratmıştır. Ordunun bozulmasından sonra askeri güç, köylü, işsiz, esnaf ve âyânın başıbozuklarından ortaya çıkan eğitimsiz bir güç haline gelmiştir. Böyle disiplinden uzak olan askeri güç profesyonel olmaktan daha ziyade siyasal araç olmaktadır. Nizam-ı Cedid, eski Osmanlı askeri gücünün geri getirilmesi amacıyla kurulmuştur.

II. Mahmut zamanında kurulmasına çalışılan ordu, askerlik hizmeti yükümlülüğü yöntemine göre halktan derlenecek erlerden oluşturulacaktı. Bu ordu hassa ve mansûre olarak iki bölüme ayrılmıştır.

Mansûre sınıfına alınan erlerin kaç sene askerlik yapacağı belirtilmemiştir. Bu hizmetten terhis olanlardan redif taburları kurulacaktı. 1834’te Anadolu’da ve Rumeli’nin çeşitli yerlerinde redif taburları oluşturulmaya başlanmıştır. Her vilayette hemen hemen 10-12 redif taburu bulunmaktadır. Bu dönem redif taburlarının sayısı 50-60 bin civarına ulaşmıştır.

Hassa ordusu başkentte padişahın seçkin askerleri olarak görev yapmışlardır. İşe enderun ağalarından bir tabur kurarak başlanmıştır. En önemli sorun mansûre ve hassa taburlarının subaylarının sağlanması problemi olmuştur.

Modern subay yetiştirecek Harp Okulu’nun açılamayışının nedenleri şu şekildedir;

  1. Genel bilgisizlik en önemli problemlerin başında gelmektedir.
  2. Halkın askerliğe alınması sorunu. Askerlik görevinin sadece Müslüman halkın sırtına yüklenmesi sebebiyle, askerlik süresinin bazı zamanlar çok uzaması nedeniyle askerlikten kaçma olaylarının çok fazla olduğu görülmektedir.
  3. Subay ve komutan yetersizliği, eğitimli subay sayısının az olması. Kuvvetlerin başında bulunan komutanların arasında, harekât planması denen şeylerin olmayışı.
  4. Subay verecek toplumsal bir sınıfın Osmanlı geleneğinde olmayışı.

Bu koşulların varlığı yüzünden Harp Okulu’nun kuruluşu çok ağır gerçekleşmiştir. Harp okulunun modern bir okul halini alabilmesi için uzun yıllar geçmesi gerekmiştir. İlk dönemlerde piyade eğitimleri, istihkâm dersleri ve uygulumalı dersler yapılmıştır. Ancak 1846’dan sonra verilen derslerin sayısı artmıştır bu dersler şu şekildedir;

  • Hendeshane
  • Geometri
  • Tamamî
  • Tafazulî
  • Konik
  • Fizik
  • Mekanik
  • Kimya
  • Köprücülük
  • Balistik
  • Fransızca dersleri okutulmaya başlanmıştır.

Harp Okulu’nun kurulması çağdaşlaşma tarihinin en önemli olayı olarak görülür. Osmanlı Devleti’nde bundan sonraki olayların gelişimi ve belli başlı olayları bu kurumdan ayrı bakılarak yorumlanamaz.

harp okulu

II. Mahmut Döneminde Sağlık Alanında Yapılan Yenilikler

Sağlık alanında da ilk yenilikler II. Mahmut zamanında başlanmıştır. Bu yeniliklerin en başında gelen karantina usulünün uygulanmasıdır. Karantina uygulanmasını gerektiren en önemli neden 1831 ve 1833 yılları arasında Yakın Doğu’dan Avrupa’ya yayılan kolera salgınıdır.

mikroskop kullanımı

Koleranın Avrupa’ya yayılmasında adeta köprü durumunda olan Osmanlı ülkesinde karantinanın uyugulanması emrini II. Mahmut bu yüzden vermiştir. 1835’te ilk Karantina Müdürlüğü kurulmuştur. Dârü’l-Etibba (Hekimler Dairesi) adıyla kurulan kuruma Fransızca çevirmen atanmıştır.

Karantina uygulanan ülkelerden getirilen uzmanların yardımı ile 1838’te Sağlık İşleri Meclisi kurulmuştur. İlk uluslararası sağlık kongresi denebilecek bir toplantının sonunda Türkçe ve Fransızca olarak sağlık işleri kuralları hazırlanmıştır.

Sağlık alanında gelişen bir diğer yenilikte çiçek aşısı sebebiyle olmuştur. 1839’da çiçek aşısı uygulamasına II. Mahmut’un emri ile başlanmıştır. 1839’dan itibaren aşı memurları yetiştirilmeye başlanmıştır.

çiçek aşısı

 

Avrupa’da çok korkulan kolera hastalığına yakalananları, bazen bulundukları evin kapı ve pencerelerini örerek ölmeye bıraktıkları halde, Türkiye’de böyle yapılmadığını, sirke vb maddelerle onları tedavi etmeye çalışmalarını daha insanca bir çaba olarak takdir eder. Doktor DeKay

II. Mahmut Döneminde Başlık ve Giysi Değişimleri

II. Mahmut Döneminde giyim kuşam, kişisel dış görünüş, yaşayış, tutum ve davranış ile ilgili alanlarda da bir takım değişimlere rastlanmaktadır.

III. Selim’in idaresinde kurulan Nizam-ı Cedid’e karşı ayaklanmanın bir sebebide yeni kurulan ordudaki askerlere Fransız örneği tarzında askeri üniforma giydirilmesidir. Nizam-ı Cedid’e karşı olan kişiler halkın arasında kıyafet konusunu sömürerek bu üniformaların İslam anlayışına aykırı olduğu yalanını yazarak halkı ayaklandırıp reformların önünü kesmişlerdir.

Dünya askerlik tarihi incelendiği zaman askeri kıyafetlerin sürekli yenilendiği ve geliştiği görülür. Bunun sebebi gelişen savaş teknikleri ve teknolojisidir.

Napolyon döneminin askerleri, o zamanki kıyafetleri ile bugünkü savaşlara katılacak olmaları durumunda kısa sürede mağlup olacaklardır.

Harp Okulu’nun kuruluşundan itibaren ortaya çıkan üniforma sorunları bu konunun ele alınmasını zorunlu hale getirdi. Kıyafet ve askeri üniforma konusunda Avrupa’lı gözlemcilerin birbirinden farklı görüşleri olsada, bunlar içinde en dikkat çekici olanı Amerikalı doktor DeKay’a aittir. Doktor DeKay’a göre o dönemin Türk askerinin kıyafeti, son yıllarda meydana gelen değişimin bir parçasıdır.

Görünüm açısından bir şeyler kaybedilmiş olsa da, askeri seferlerde etkinlik açısından çok şey kazanılmıştır. Askerlerin yeni kıyafetleri, savaşta hücum ya da geri çekilmede askerin süreatini engelleyecek bollukta değildir. Doktor DeKay’a göre Türk askerlerinin ünifomaları;

  • Deri bağlarla bağlanmış ayakkabılar
  • Yün pantolonlar
  • Vücuda oturan mavi renkli ceketler
  • Kırmızı renkli başa iyi oturan, arkasında püskülü olan bir fes giyiyorlar diye belirtmiştir.

başlık

Sultan II. Mahmut Avrupa’da kullanılan asker başlıklarını getirtip incelediği zaman, Avrupa’da da asker kıyafetlerinde olduğu kadar sivil kıyafelerde de pratik olmayan bir çok örnekle karşılaşmıştır. Bunlar ya pratik değildi ya da aşırı pahalı ürünlerdi. Hüsrev Paşa, Cezayir ve Tunus’ta gördüğü fesi donanma askerlerine giydirdikten sonra başlık sorunu çözülmüş oldu.

Kıyafet konusunda bir başka yenilikte, halkın eşitliği siyaseti ile ilgilidir. Kıyafet devrimi, Müslüman olmayan halkın başlarına,vücutlarına, ayaklarına giydikleri giysilerin biçim ve renk bakımından Müslüman halktan farklı olması geleneğine son vermiştir. Yahudiler, Ermeniler, Rum’larda Avrupalı tarzda kıyafetler giyerken fes takmaya başlamışlardır.

II. Mahmut Döneminde Sosyal Alanda Yapılan Yenilikler

Avrupa dünyası ile tanışma çabalarının ilk olayı olarak Osmanlı dilinde basımevinin kuruluşundan yüz yıl kadar bir zaman geçmiş bulunuyordu. Aradan onca zaman geçmesine rağmen basılan yayınların azlığı ve basımın gelişmemesi sebebiyle, asıl amaçtan uzakta kalınmıştır. 1830’lara gelene kadar Avrupa tarihine yön veren fikirlerin hiçbiri Osmanlı fikir hayatında yer almamıştır. 1831 senesinde Osmanlı dilinde ilk gazetenin çıkması, basımevi ve kitabın yapamadığı bir amacı gerçekleştirmede çok önemli bir adım olmuştur.

gazete

Basım ve kitap Batı dünyası ile tanışmayı ilerletmiş olmakla birlikte, gazetenin çıkmasından önce bu tanışmayı hazırlamakta en büyük rolü başka bir kurum almıştır. Bu kurum İstanbul’da dış ilişkiler ile ilgilenmek üzere kurulan Tercüme Odasıdır. 

Osmanlı Devleti’nde geleneksel olarak tercüme işleri Rum tercümanların tekelinde bulunmaktadır ve tercümanlık giderek önem kazanmaya başlayınca 1821’den sonra Tercüme Odası kurulmuştur. Bu odada baş tercümanlık görevine atanan ilk kişi Yahya Efendi’dir.

Bu Tercüme Odası’ndan, geleceğin ilk Avrupa dillerini öğrenmiş olan aydınlar yetişmeye başlamıştır. Burada öğrenilen Fransızca sayesinde Fransız dili ve edebiyatı ile tanışma dönemi başlamış, bu Divan edebiyatından Tanzimat edebiyatına geçiş bu oda sayesinde olmuştur.

II. Mahmut döneinde çıkan ve ilk gazete olması özelliğini taşıyan Takvim-i Vakayi (Olayların Gazetesi) gazetesi ilk sayılarında en çok görülen haberlerin konuları şu şekildedir;

  • Padşahın seyahat ve ziyaretleri
  • Nişan verme törenleri
  • Askerlik eğitimi
  • Askerlik donanmı
  • Top tüfek yapımı
  • Avrupa’ya ısmarlanan gemiler
  • Ordu tayinleri
  • Piyasa fiyatları
  • Avrupa’da bilim ve teknik yeniliklerle ilgili havadisler

Batılaşma hareketlerini frenlemeye, eski kültürel kurumları saklayıp sürdürmeye çalışan güçlü gelenekçi çevre hep vardır. Öyle de olsa, yol açılmıştır ve 18392’dan sonra, büyük devletlerle ilişkilerinde daha sakin bir dönemden yararlanan reformcuların atılımı daha fazla boyut kazanacaktır.

Bu Yazılarımada Göz Atmak İster Misiniz?

Yararlanılan Kaynaklar


  • Robert Mantran, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi İş Bankası Kültür ayınları
  • Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma Yapı Kredi Yayınları
  • Sina Akşin, Kısa Türkiye Tarihi İş Bankası Kültür Yayınları

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı