fbpx
Türk Tarihi

12 Adımda Ermeni Sorunu ve Bilinmeyen Gerçekler

Ermeni Sorunu veya Ermeni Meselesi, Osmanlı devrinden başlayarak Türkiye dönemine kadar uzanan ve Batı ülkeleri arasında yaşanmakta olan Ermeni konusudur.

Ermeni Sorununun Mahiyeti

1877 – 1878 Osmanlı-Rus Savaşından önce Osmanlı İmparatorluğu’nda bir Ermeni meselesi bulunmamaktadır. Fakat bu savaşla birlikte böyle bir konu ortaya çıkmış ve çeşitli aşamalardan geçerek İmparatorluğun yıkılmasına kadar devam etmiştir.

Rusya bu savaşla, Anadolu’da bazı Türk şehirlerini işgal etmiş ve bu bölgede yaşayan Ermenileri bağımsızlık amacıyla devlete karşı kışkırtmaya başlamıştır.

Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları ile Ermenilerin yaşadığı yerlerde ıslahatlar yapılması istenmiş ve bu durum Osmanlı’nın içişlerine müdahalele edilmesi sonucunu doğurmuştur.

Bu dönemde Ermeniler kışkırtıldığından dolayı istenmeyen olaylar yaşanmış ve bu surette Ermeni Sorunu, Rusya’nın ve İngiltere’nin çabalarıyla uluslararası bir nitelik kazanmıştır.

ingiliz büyükelçisi ve osmanlı padişahı

Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Durumu

Ermenilere Osmanlı İmparatorluğu’nun hemen hemen her bölgesinde rastlanmıştır. Anadolu’nun doğusunda ve güneydoğusunda toplu halde yaşamışlardır. Fakat hiçbir yerde, Türklere göre çoğunluğu oluşturmamışlardır. Yoğun olarak yaşadıkları şehirler şu şunlardır:

  • Erzurum
  • Bitlis
  • Elazığ
  • Diyarbakır
  • Erzincan
  • Şanlıurfa

Bu şehirlerde yaşayanların ancak %39’u Ermenilere mensup kişilerden meydana gelmiştir. Adana’da ise bu oran çok daha düşük seviyelerde gözlenmiştir. Orta ve Batı Anadolu ile, Rumeli’nin bazı şehirlerde oturan Ermenilere gelince, Rumlardan da daha az oranda bu bölgede bulunmuşlardır.

Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu’na komşu olan İran ve Rus topraklarında daha yoğun şekilde Ermeni toplulukları bulunmuştur. Ermeniler dini yönden de birlik gösterememişler ve üç kilise etrafında toplanmışlardır. Çoğunluk, Gregoryen Kilisesine bağlı bulunmaktadır. Bunun dışında Ermeni Katolik Kilisesine gelmektedir. Ermeni Protestan Kilisesi, 19. yüzyılın ilk yarısında kurulduğu için henüz gelişme aşamasında bulunmaktaydı.

Ermeniler, yaşadıkları hiçbir yerde çoğunluğu oluşturmadıkları ve dini bakımdan da birlik olamadıkları için Rumlar, Bulgarlar, Sırplar ve Yunanlılar gibi milli kültürlerini korumaya çalışmamışlar ve bir çok bakımdan Türkleşmişlerdir.

Çoğunluğu Türkçe konuşurken, Ermenice konuşmak isteyenler bile, Türkçeden bir çok kelime almak şekliyle dillerini kullanmışlardır. Ermeniler, Türk adetlerini ve geleneklerini de benimsemiş, içlerinden Türk edebiyatı ve sanatı hakkında bilimsel inceleme yapanlar bile çıkmıştır.

Doğu Anadolu kasaba ve köylerinde yaşayan Ermeniler, genellikle şu meslekler ile ilgilenmişlerdir:

  • Çiftçilik
  • Yerel Sanayi
  • Küçük Ticaret

Çiftçiler, Rumeli’de olduğu gibi, büyük çiftliklerde ağaların hizmetinde değil, sahibi oldukları toprakları işletmişlerdir.

Şehirlerde yaşayan Ermeniler’in uğraştıkları mesleklerde şu şekildedir:

  • İç ticaret
  • Dış ticaret
  • Sarraflık
  • Kuyumculuk
  • Bankerlik
  • Müteahhitlik
  • Mültezimlik

Ermeniler askerlik görevini yapmamaları karşılığında da devlete belli bir oranda vergi vererek bu görevden muaf tutulmuşlardır. Bundan dolayı da her zaman kendi işleri ile meşgul olma imkanına sahip olmuşlar ve Türklerden daha rahat bir konumda bulunmuşlardır.

Bu sebepledir ki, Osmanlı Devletinin kuruluşundan II. Abdülhamit dönemine kadar Türklerle birlikte huzur ve güvenlik içinde yaşamışlardır.
osmanlıda ticaret yapan ermeniler

Devlet Görevlerinde Çalışan Ermeniler

Ermenilerin, Türk kültürünü benimsemeleri ve Avrupa hakkında düşünce sahibi olmaları, Osmanlı İmparatorluğundaki diğer Hristiyan toplulukları gibi, bağımsızlık düşüncesine takılmamaları, devlet memuriyetlerinde de yer almalarına sebep olmuştur.

Özellikle Yunan isyanlarından sonra ve Tanzimat Fermanının ardından Sarayda, Dışişleri Bakanlığında daha önce Rumlar tarafından yapılan işler Ermeniler tarafından yapılmaya başlanmıştır.

Islahat fermanından sonra ise devletin öncelikli hizmetlerine getirildikleri görülmüştür. Nitekim Vali, Genel Vali, Müfettiş, Elçi ve hatta Bakan olarak atanmışlardır.  Bunlarından başka Mustafa Reşit Paşa, Ali ve Fuat Paşa’lar, hatta Mithat Paşa, Ermeni danışmanlar kullanmışlardır.

II. Abdülhamit 1893 tarihine kadar Ermenilerle iyi geçinmiş ve Ermeni Bakanlar görevlendirmiştir. Böyle bir duruma rağmen bu dönemde birden bire kanlı Ermeni olaylarının meydana gediği görülmüştür. Ermeni olaylarının hazırlayan etkenler arasında zaman sırasına göre, Protestan misyonerlerin çalışmalarını ön plana almak gerekecektir.

Protestan Misyonerler ve Ermeniler

Protestan misyonerlerinin, Osmanlı İmparatorluğundaki çalışmalarını özellikle 1840 tarihinden itibaren genişlettikleri görülmektedir. Görünüşte bu faaliyetler dini bir amaca yöneltilmiştir. Gerçekte ise amaç başkadır. Bilindiği üzere, Osmanlı İmparatorluğunda Katoliklerin koruyucusu Fransa ve Avusturya’dır. Ortodoksların ise Rusya’dır.

Bu üç devlet, 1840’dan sonra, Lübnan ve Suriye’de Müslümanlarla Hristiyanlar arasında meydana gelen olaylardan faydalanarak mezheptaşlarını koruma bahanesi ile müdahalede bulunmak suretiyle etkilerini arttırmaya başlamışlardır.

İngiltere’de bu ülkelerin gücünü dengede tutabilmek için dinsel bir himaye kurmak istemiştir. Fakat böyle bir himayeye konu olacak bir Protestan topluluğu olmadığı için önce bu topluluğu oluşturma yoluna gidecektir. Bu amaçla 1840’da Kudüs’te bir Protestan kilise inşa etmek için izin istemiştir. Osmanlı Hükümeti önce bunu kabul etmemişse de 1842’de Kudüs’te ilk Protestan kilisesi kapılarını ibadete açmıştır.

Protestan kilisesi açıldıktan sonra kiliseye Protestan cemaat sağlanmasına çalışılmıştır. Yurt dışından gelen Protestan misyonerleri, İngiliz konsoloslarının desteklemesi sayesinde para ve daha başka menfaatler sağlamak şekliyle başka mezheplerde bulunan halkı Protestan yapmaya çalışmışlardır.

1856’da ilan edilen Islahat Fermanı, din ve vicdan hürriyeti prensibini, İngiltere’nin ve Fransa’nın istediği şekilde yani mezhep değiştirme özgürlüğü şeklinde tesbit ettiği için Protestan misyonerler çalışmalarını daha kolay uygulama imkanına sahip olmuşlardır.

İngiltere’nin sayesinde kolejler de açmışlar, Protestan kilisesi ile kolejlerin etkisi en fazla Ermeniler arasıdan görülmüştür. Lübnan, Anadolu ve İstanbul’da aktif olan kolejlerde Ermeniler tarihleri, edebiyatları hakkında bilgi sahibi oldukları gibi, insan hakları, milliyet düşünceleri konuları üzerine de bilgiler edinmişlerdir.

Kilise ve kolej dışında da devam eden mezhep propagandasının etkisiyle bir çok Ermeni Protestan olmaya başlamıştır. İngiltere’de bu sayede Osmanlı İmparatorluğu üzerinde koruma hakkı iddia edebileceği küçük bir Protestan topluluğuna sahip olmuştur.

kudüs israil

Rusyanın Ermenileri Harekete Geçirmesi

1877-1878 savaşı sırasında, Rus orduları, Anadolu’nun kuzeydoğusundaki şehirleriden bazılarını işgal etmişler ve buralarda yaşayan Ermeniler ile temasa geçmişlerdir. Rus ordusunda Ermeni erleri ve subayları dışında Ermeni generaller de görev almışlardır.

General Loris Melikov bunlardan birisidir. Rusya, DoğuAnadolu ile Dicle ve Fırat havzası hakkında düşüncelerini gerçekleştirmek için bu bölgedeki Ermeni unsuruna güvenmeyi kararlaştırmıştır.

Rus ordusunda bulunan Ermeniler bu amaçla Osmanlı Ermenilerini, devlet aleyhine kışkırtmakta kusur görmemişlerdir. Ermeni Patriği Nerses’i Ayastefanos’ta Prens Nikala’nın karargahına yollayıp Osmanlı Hükümeti’ne karşı kabul ettirilecek antlaşmada da Ermenilerin lehinde hüküm koydurması için girişimde bulunmuşlardır.

Rus generallerden ve subaylardan bir bölümü de o dönem Ayastefanos’ta, Ermeni evlerinde misafir edilmişlerdir. Bu generaller ve subaylar da Ermenileri, Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtmışlardır.

Sonuçta sözde Ermenilerin isteği üzerine Rusya, Ayastefanos Antlaşmasının 16. maddesini Ermenilerin lehine olarak Osmanlı Devleti’ne kabul ettirmiştir. 16. madde şu şekilde düzenlenmiştir:

  • Osmanlı Devleti, Ermenilerin yerleşmiş bulundukları eyaletlerde bölge menfaatlerinin gerektirdiği ıslahat ve düzenlemeleri zaman kaybetmeden uygulayacağını ve Ermenilerin Kürtlere ve Çerkeslere karşı güvenliklerini koruyacağını kabul eder. ( Ayastefanos Antlaşması 16. madde)

Bu madde ile Ruslar Anadolu’nun içişlerine karışmayı düşünmüş ve ileride Ermeni sorunu adını alacak olan olayların başlangıcını meydana getirmişlerdir.

Bu madde ile, Ermeni adı ilk defa bir uluslararası antlaşmaya girmiş oldu. Daha önce Osmanlı Hükümetinin imzaladığı hiçbir antlaşmada Ermeni adı yer almıyordu; ilk defa Ayastefanos Antlaşması’nda açıkça Ermenilerden söz edilmiştir. Artık Ermeniler, uluslararası politika gündemine getiriliyorlardı. Osmanlı Ermenileri tarihinde bu, bir dönüm noktasıydı. Fakat Ayastefanos Antlaşması yürürlüğe girmedi, onun yerini Berlin Antlaşması alacaktı.
Ayastefanos Antlaşması, Osmanlı döneminde Sevr Antlaşması gibi kâğıt üzerinde kalan bir antlaşmadır.

İngiltere ve Ermenilerjean jacques rousseau

İngiltere Ayastefanos Antlaşmasının 16. maddesinden oldukça çekinmiştir. Bu madde ile Rusların Ermenileri koruma amacı ile Doğu Anadolu’yu kendine göre dizayn edeceğini düşünmüş ve savaşla kazanmış olduğu topraklar sayesinde etkisini Basra Körfezine kadar ilerleteceklerini düşünmüştür.

Rusya bunun dışında gerektiğinde bütün Anadolu ve İstanbul’u da kolaylıkla tehdit edebilecekti. Kısacası Rusya, Osmanlı İmparatorluğu’nu tek taraflı olarak hakimiyeti altına almak için Ermenileri bir dayanak noktası olarak kullanacaktır.

Londra hükümeti, Osmanlı İmparatorluğu’nun tek başına Rus planlarına engel olabileceğinden ümidini kesmiştir. Rus planlarının gerçekleşmesi ise İngiltere için ciddi ve ağır sonuçlar yaratabilirdi.

Bunu önlemenin yolu, Osmanlı İmparatorluğu hakkında, toprak bütünlüğüne dayanan geleneksel politika prensibinden, görünüşte ayrılmamakla birlikte İngiltere için gerekli topraklara sahip olmak veya bunlar üzerinde etkisini kuvvetlendirmekti.

Bu yeni politikayı inşa etmek ve geliştirmek için de Londra hükümeti, Ermeni sorununu esas olarak kabul etmiştir. Bunun için ilk adım olarak da Berlin antlaşması öncesinde Osmanlı’yı tehdit etmek şekliyle Rusya’ya karşı bir savunma antlaşması imzalatarak Kıbrısı, gerektiğinde Rusya’ya karşı bir üs olarak kullanmak için üzerine almıştır.

Bunun başka, “Doğu Anadolu’da, Hristiyanların bulunduğu eyaletlerde” kaydıyla Osmanlı hükümetine ıslahat yapması konusunda bir taahhüt elde etmiştir. Bu şekilde Ermeni davası, bir İngiliz davası haline gelmiş ve İngiltere kendine göre bir çok faydalı sonuç elde etmeyide başarmıştır.

Osmanlı İmparatorluğunda, 19. yüzyılın başından itibaren devam eden Hristiyanların isyanlarında, milliyetçilik veya özerk olma hareketlerinde, girişimler hep bu topluluklardan gelmiş ve büyük devletler, ancak bu girişimleri desteklemişlerdir.

Oysa ki Osmanlı-Rus savaşından önce Ermenilerin böyle bir amacı olmamıştır. Ruslar, Ermeniler herhangi bir istekte bulunmadan Ayastefanos Antlaşmasına Ermeni meselesini eklemişlerdir.

İngiltere’de aynı durumda  ve Ermenilere hiç de sormaya gerek görmeden aynı şekilde “Kıbrıs” anlaşmasına Ermeni meselesini eklemişlerdir. Görülüyor ki. Ermeni meselesi Ermenilerin değil, Osmanlı İmparatorluğunda çıkarlarları çatışan iki devletin, İngiltere ve Rusya’nın meselesi olarak ve en önce politik bir kimlik ile meydana getirilmiştir.

Berlin Antlaşması Sonrasında Ermeni Meselesi

Ermeni isyanları Berlin antlaşmasından sonra bu davanın avukatlığını ele almış olan İngiltere’nin ve zaman zaman aynı şekilde bu işe karışan Rusya’nın hesaplarının bir sonucu olarak görülmüştür.

Bu konu, Türkler aleyhine yapılan olumsuz yayınlar ile kapatılmak istenmiş ve Ermeni davasının bütün sorumluluğu Türklere yükletilmek istenmiştir. Fakat tarafsız gözlemcilerin gerçekleri ifade etmelerine engel olmamıştır.

Türkiye’de elli sene yaşamış olan George Washburn İngiltere’nin Ermeni konusundaki rolünü şu şekilde açıklamıştır:

Ermenilerin durumu, özellikle Anadolu’nun içerisinde, Berlin kongresinden sonra giderek kötüleşmeye başlamıştı. Bu durumdan İngiliz politikasının sorumluluk payı büyüktür. İngiltere, Ermenilerin haklarını savunmaya, onlar için ıslahat sağlamaya çalışmış ve Ermenileri özerk bir Ermenistan eyaletinin kurulacağı düşüncesi ile kışkırtmıştır. Bunu kısmen Hristiyanlık amacı ile fakat daha çok doğrudan doğruya kendi amaçları için yani özerk bir Ermenistan’ın Rusya’nın ilerlemesine engel olabileceği düşüncesi ile yapmıştır. George Washburn, Fifty years in İstanbul, S. 200-201

Berlin Kongresinde Ermeni Meselesi

1878 berlin kongresi radziwill sarayı

Berlin kongresi öncesinde, Ermeni patriği, Ruslardan Osmanlı Ermenilerini korumaya devam etmesini ve Berlin kongresinde davalarını savunmasını rica etmiştir.

Belki de Çarın düşüncelerinin bir sonucu olarak eski İstanbul patriği başkanlığında bir heyet, Avrupa başkentlerini ziyaret ederek devlet adamlarını Ermeni davasına kazandırabilmek için propaganda yapmışlardır. Bu propagandanın ana fikirleri şöyle tespit edilmiştir:

  • Ermeniler, Osmanlı egemenliğinden çıkmak gibi amaca sahip değildirler.
  • Anadolu’nun doğusunda, kalabalık bulundukları yerlerde Lübnan sancağının statüsüne benzer bir idare şekli istemektedirler.
  • Bu bölgeler, hükümet tarafından atanacak ve büyük devletlerce onaylanacak Ermeni bir genel vali tarafından idare edilecektir. 
  • Yerli bir jandarma birliği oluşturulacak.
  • Toplanan vergilerin bir kısmı ülkenin kalkınması için kullanılacak.
  • Islahatın yapılmasına büyük devletler tarafından seçilen, uluslararası bir komisyon eşlik edecektir. 

Ermenilerin istedikleri Berlin kongresinde görüşülmüş, fakat Rusya ile İngiltere’nin dışında kalan devletler, henüz Ermeni davası ile alakalı olmadıkları için özerklik yerine ıslahat formülü üzerinde karar alınmış ve Berlin Antlaşmasının 61. maddesinde şu şekilde tespit edilmiştir:

  • Osmanlı Devleti, Ermenilerin oturdukları vilayetlerde yerel ihtiyaçları karşılanması gerekliliğini düzenleme ve yenilemeyi zaman geçirmeden uygulamak ve Çerkezler ile Kürtlere karşı o bölgelerin güvenliğini sağlamayı kabul eder.
  • Hükümet, bu konudaki tedbirlerin uygulanmasını kontrol edecek olan büyük devletlere belli zamnalarda bildirecektir.

Berlin kongresinde büyük devletler Ermenilerin oturdukları yerlerde ıslahat yapılmasını Osmanlı Devleti’ne bir görev olarak vermişler ve bunun yerine getirilmesini denetleme yetkisine de sahip olmuşlardır.

Avrupalı Devletlerin Ermeniler Lehine İlk Müdahalesi

Berlin Antlaşmasını imzalayan devletler de 61. maddeyle kararlaştırılan ıslahatın nelerden meydana gelmesi konusunda ortak düşünceye sahip olamamışlardır. Islahat fikrini ortaya çıkartan Rusya ve İngiltere aslında, Ermenileri değil, Anadolu’da ve civar bölgelerindeki menfaatlerini düşünmüşlerdir.

Çıkarları farklı olduğu içinde Ermeniler hakkındaki düşünceleri de aynı olmamıştır. Rusya, kendi topraklarında yaşayan Ermenileri asimile etmeye çalışmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ermenileri kışkırtarak Osmanlı Devleti’ne sıkıntı vermeye çalışmış fakat kendilerini özerk bir topluluk olarak da görmek istememiştir.

Böyle bir durum kendi egemenliğinde olan Ermeniler için kötü örnek oluşturabilirdi. Gerçekten Berlin antlaşmasından sonra bir Ermeni heyeti Rus Çarına ıslahat için aracılık etmesi için müracat olumsuz cevap almışlardır.

11 Haziran 1880’de büyük devletler Berlin Antlaşmasının Karadağ ve Yunanistan ilgili maddelerinin yerine getirilmesi için hükümet nezdinde müracaatta bulundukları zaman, Ermeni ıslahatı konusunu da kaşımışlardır.

Bu konuda hükümet ile karşılıklı notalar verilmiştir. Verilen notalarda, yapılmakta olan ıslahattan bilgi edinemediklerinden ve ıslahatı kontrol etmek için davet edilmemiş olmalarından dolayı şikayet etmişlerdir. Hükümet idari, mali, ve adli alanda yapmak düşüncesinde olduğu tedbirleri açıkladığı zaman da şikayette bulunmuşlardır.

Ermenilerin yerleşik, Kürtlerin ise göçebe olduklarını öne sürerek buna göre ortak değil fakat ayrı ayrı yasalar yapılmasını istemişlerdir. Doğuda merkeziyetçi olmayan bir idarenin kurulmasını, memurların ve subayların atanmasında Müslüman ve Hristiyan halkın nüfus oranının dikkate alınmasını öne sürmüşlerdir.

Bu isteklerin yerine getirilmesi halinde, doğu illerinde bir çeşit muhtariyet idaresi kurulması anlamına gelecekti.

Osmanlı Hükümeti, Avrupa kamuoyunu tatmin etmek için doğu illerinde bir araştırma heyeti gönderdi. Heyetin raporu üzerine hükümet, 3 Ekim 1880’de büyük devletlere bir nota verdi ve Erzurum, Van, Bitlis ve Diyarbakır illerinde aşağıdaki ıslahatları yapacağını bildirmiştir.

  • Mahkemelerin düzenlenmesi
  • Polis ve jandarmanın düzenlenmesi
  • Gümrük, posta, telgraf ve dolaylı vergi geliri hariç diğer vergilerden gelen paranın bu dört vilayetin bütçesine ait olması
  • Adliye memurlarının seçilmesi
  • Yapılacak ıslahatların bir mareşal aracılığı ile kontrol ve denetiminin yapılması

Ermeni Cemiyetlerin Kurulması
ermeni cemiyetleri

1880 tarihine kadar yabancı devletlerin Ermenilerin lehinde yaptıkları müdahale ve isteklerinin ısrarcı olmamalarının sebepleri arasında, Osmanlı İmparatorluğu’nda göze batacak ve Avrupa kamuoyunu harekete geçirecek anlamda Ermeni olaylarının olmamasından kaynaklanmıştır.

Kamuoyunu harekete geçirmek içinde teşkilatlanma yolunu seçmişlerdir. Misyonerlerin hazırlamaları ve İngiltere ile Rusya’nın teşvik ve korumaları ile ilk Ermeni cemiyetleri Avrupa’da kurulmuştur. Başlıca faaliyet merkezleri Londra olmuştur. Programlarının ilk maddesi, Ermeniler için ıslahat isteğinden oluşmuştur.

Ermeni davası sözcülüğünü üstlenmiş olan bazı aydın Ermeniler, ancak büyük devletlerin müdahalesi ve koruması ile amaçlarına ulaşabilceklerini anlaşmışlardır. Bu kişiler Osmanlı İmparatorluğu’nun kötü idaresi hakkında düzenledikleri bir yazıyı 1881’de İngiliz hükümetine sunmuşlardır.

Ermeniler, Rusya’yı Türklere karşı kamuoyunda yarattıkları heyecen ile savaşa sürüklemiş olan Bulgar olayları gibi olaylar çıkartmak suretiyle İngiltere’yi aynı şekilde kendileri için hareket etmeye zorlayabilecekleri fikrine kapılmışlardır.

Böylece gizli ihtilal cemiyetleri kurmuşlardır. Bu cemiyetler, Türkleri, Bulgaristan’da yaptıkları gibi Ermeniler üzerinde de bir şekilde sert hareket etmeye mecbur bırakacaklar, bundan doğan buhrandan dolayı da Avrupa’nın bağımsız bir Ermenistan yaratılması için müdahaleye mecbur olacağına inanmışlardır.

Bu amaçla 1887’de Hınçak Ermeni ihtilali cemiyeti kurulmuştur. İki sene sonra da Taşnak adlı yeni bir cemiyet kurulmuştur. Bu cemiyetlerin kurulmasında Osmanlı Devleti’nde servet sahibi olmuş Ermeniler ile, bazı misyoner kolejleri tarafından yetiştirilmiş kişiler ve yabancı konsolosların büyük etkileri görülmüştür.

Bu cemiyetlerin düşünce, amaç ve yöntemleri çeşitli bölgelerde kurulup faaliyette bulunan gizli cemiyetlerin bir program dahilinde birleşip bir teşkilata bağlanması olarak açıklanmıştır. Kongreye cemiyetin şubesi bulunan şu illerden ve merkezlerden temsilciler katılmıştır:

  • İstanbul
  • Van
  • İzmir
  • Adana 
  • Samsun 
  • Tokat
  • Antep
  • Kilis
  • Harput
  • Bulgaristan
  • Romanya
  • Kıbrıs
  • Mısır
  • Halep

Cemiyetin prensipleri Karl Marx’ın Komünist Manifesto’sundan esinlenerek hazırlanmış olup üyelerinin çoğu Rusya Ermenileri idi. Hınçak isminde bir de yayın organı çıkarmışlardı.

Komitenin amacı, Batı Ermenistan’ı Osmanlı Devleti’nden kopararak Rus ve İran Ermenistanı ile birleştirmek, bu suretle Büyük Ermenistan’ı kurmaktı. Silahlı eylem yoluyla isyanlar ve olaylar çıkararak amaçlarına ulaşabileceklerini düşünmüşlerdi.

Sason Olayları ve İngiltere’nin Müdahalesi

 

sason

1894’de İngiltere’nin Van konsolosu sözde incelemelerde yapmak amacıyla Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı yerlere yaptığı seyahat, Sason olaylarının yakın sebeplerinden birini oluşturmuştur.

Ermeni halkı, konsolosun bölgede incelemelerde bulunmasını, Osmanlı otoritesine karşı bir ayaklanmaya geçilmesi şeklinde anlamıştır. Merkezi Tiflis’te olan Hınçak cemiyetinin üyeleri de sınırı geçerek Osmanlı Ermenileri arasına sızmışlar ve ayaklanma saatinin geldiğini bildirmişlerdir.

Ayaklanma alanı olarak da o dönemde Bitlis vilayetine bağlı olan Sason kasabası seçilmiştir. 8 Ağustos 1894’de Sason’un Şenik köyünde koyun meselesi nedeniyle Ermeniler, ele geçirdikleri Müslümanları öldürmeye başlamışlardır.

Diğer köylerde de vergi vermemek ve hükümet memurlarına direnişte bulunmak gibi pasif bir karşı koymak da mevcut olduğundan dolayı silahlı ayaklanma süratle gelişmiştir.

II. Abdülhamit isyanın bastırılması için 4. ordu komutanlığına emir vermiş ve emir yerine getirilirken de çok şiddetli çatışmalar yaşanmıştır.

Olaylarda bir çok Ermeni hayatını kaybetmiştir. Tamamen yabancı kışkırtması sonucu meydana gelen Sason olaylarına Avrupa, Ermeni katliamı adını vererek bütün sorumluluğu II. Abdülhamit’e yüklemiştir. Londra, Amsterdam ve Paris’te mitingler yapılarak büyük devletlerin hızlı bir şekilde bu olaya müdahale etmeleri istenmiştir.

İstanbul’daki İngiliz elçisi, isyan hakkında bir araştırma yapılmasını ve suçluların en şiddetli şekilde ceza almalarını hükümetten talep etmiştir. II. Abdülhamit Sason olaylarının sorumululuğunun Ermenilerine ait olduğunu ve Hınçak cemiyet başkanının Londra’da geniş temaslarda bulunmasının dikkat çekici olduğunu açıklamıştır.

İngiliz elçisi Philip Currie araştırma fikrinde ısrar ederek isyan bölgesine İngiliz konsolosunu göndermeye çalışmıştır. Araştırma komisyonu, Ermeni olaylarının sorumluluğunu hükümete yüklemiş ve bu şekilde hem Hristiyan kamuoyu rahatlamış hemde İngiliz ve Rus ajanlarının Ermenileri tahrik etme konusundaki faaliyetleri gizlenmiştir.

Her şeye rağmen, Rusya ve Fransa, Ermeni meselesine bir şekil verilmesi konusunda İngiltere ile aynı düşüncede olmamışlarıdır. Bu iki devlet, Osmanlı hükümetine özerk bir Ermenistan’a taraftar olmadıklarını gizlice hissettirmişlerdir. Almanya’da aynı düşünceleri paylaştığını belirtince, II. Abdülhamit İngiltere’ye karşı hissedilir bir direnç göstermeye başlamıştır.

İngiltere’nin Osmanlı Devletine Karşı Politika Değişikliği

Padişahın özellikle, Rusya ve Almanya’ya yanaşması, İngiltere’nin Osmanlı İmparatorluğu hakkındaki siyasetinde ortaya çıkmaya başlayan değişiklik daha da keskin bir duruma gelmeye başlamıştır. İngiliz Başbakanı Salisbury, Ermeni olaylarını bahane ederek İstanbul’daki elçisi aracılığıyla Sadrazam Sait Paşa’ya 28 Haziran 1895’de tehditler ile dolu olan şu tebliğde bulunmuştur.

Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu çok büyük tehlikeye dikkat çekerim. İktidara geldiğim günden beri İngiltere’de kamuoyunun Osmanlı Devleti aleyhine döndüğünü hayretle görüyorum. Bu devletin devam etmeyeceğine dair kanaat günden güne atmaktadır. İngiliz Başbakanı Salisbury

ingiliz başbakan salisbury

İngiliz başbakan, Osmanlı devletini özellikle Rusya ve özellikle Almanya’nın yanında olmaktan vazgeçirip İngiltere’nin isteğine göre hareket etmeye davet ediyordu. İngiltere artık istediklerini kendisi formüle ediyordu ki, bu da ön planda özerklik idaresine kavuşmaktı.

II. Abdülhamit bu durumu anlamış olduğu için tereddüt ediyordu. İngiliz başbakan bu tereddütleri ortadan kaldırmak için  1 Ağustos 1895’de Lordlar kamarasında söylediği nutkunda tehditleri açık olarak işaret etmiştir.

Söz verilen ıslahatın yapılmasına dair İngiltere’ye hiç bir teminat verilmemiştir. Eğer Padişah, görünüşte olan bağımsızlığını korumak istiyorsa Avrupa devletleri tarafından Osmanlı devletinde mevcut karışıklık ve zayıflık durumunu yok etmek amacıyla meydana gelen yardımı kabul etmez veya devletlerin nasihatlerini dinlemezse korkunç bir hatada bulunmuş olacaktır ki hiçbir anlaşma ve hiçbir dostluk bu zayıflık ve karışıklığın Osmanlı devletine felaket getirmesine engel olamaz İngiliz Başkanı Salisbury

Bu tehdit üzerine hükümet, önce İngiltere, Fransa ve Rusya tarafından Ermenilerin yaşadığı Doğu Anadolu illerinde uygulanmak üzere kendisine verilmiş olan ıslahat tasarısını yeniden uygulamaya mecbur kalmıştır.

Tasarının şu beş maddesi, Osmanlı Devleti’ni tereddütlü davranmasına sebep olmuştur:

  1. Jandarmada Hristiyanların bulunması.
  2. Nahiye müdürlerinin atanma şekliyle olmayıp seçim ile tespit edilmesi.
  3. Kır bekçileri tayin edilmesi.
  4. Hristiyanlara belli bir oranda memuriyetlik verilmesi.
  5. Hapishaneler hakkında kanunların yürürlüğe konması.
  6. Islahatı kontrol edecek komisyona elçilerin tercümanları aracılığı ile ilgilenmeleri.

Ermeni Islahat Tasarısının Berlin Antlaşmasına Uygun Olmaması

Osmanlı Hükümeti, esas itibariyle ıslahat tasarısının, İngiltere, Fransa ve Rusya tarafından düzenlenmesini Berlin Antlaşmasının 61. maddesine aykırı bulmuşlardır. Fakat devletin zayıflığı sebebi ile itirazda bulunulması  uygun görülmemiştir.

Söz konusu maddeler içinde en çok jandarmada Hristiyan subayların bulunması dikkati çekmiştir. II. Abdülhamit’in etrafında bulunanlar bunun mümkün olmaması gerektiği konusunda görüş bildirmişlerdir.

Bunun yanında Sait Halim Paşa, Osmanlı ordusunda Abdülmecit döneminde Kırım Savaşı sırasında komutanlık yapmış olan Hristiyan subaylar olduğunu bidirmiştir. Sait Paşa, bu tasarının tartışıldığı dönemde bile ordumuzda birçok Alman hatta Almanlardan Mareşal ve kumandanlar olduğunu belirterek tasarının kabul edilmesini tercih ettiğini açıklamıştır.

Bakanlar kurulunda uzun görüşmelerden sonra 23 Ağustosta ıslahat tasarısının yukarıdaki maddelerle kabul edilemesine karar verilmiş ve bir suretinin elçilerine verilmesi kararlaştırılmıştır. II. Abdülhamit, elçilere sözlü tebliğ edilmesi konusunda ısrar etmiş, bu durum padişahın samimiyetinden şüphe hisseden İngiltere ve Fransa’da şiddetli protestolara neden olmuştur.

İngiltere’nin Ermeniler lehindeki müdahalesi, Türklerin dikkatini Mısır üzerinden almak ve İngiltere’nin Ayastefanos Anlaşmasının ardından Osmanlı Devleti’de kaybetmiş olduğu etkiyi tekrar kazanmak istemesinden kaynaklanmıştır.

Ermenilerin Hükümet Üzerine Yürüyüşleriosmanlı hükümeti

II. Abdülhamit’in ve İngiltere ile Fransa’nın tutumları İstanbul’daki Ermenilerin hükümet üzerine bir protesto yürüyüşü yapmalarına sebep olmuştur. Bu yürüyüş Hınçak cemiyeti tarafından hazırlanmıştır.

Ermenilerin barışçı bir gösteri yapmaya karar verdiklerini, fakat bu gösteriye silahla karşılık verilmeye kalkışılırsa doğacak muhtemel sonuçlardan, cemiyetin sorumluluk kabul etmeyeceği Rene Pinon, L’Europe et L’Empire Ottoman, s. 48

Sadrazam Sait Paşa, bakanlar kurulunu toplayarak, gerekli görüşmeleri yapmış ve Ermenilerin kiliselerinde toplanması konusunda bir engel bulunmadığını fakat, kilise dışında toplanıp hükümete yürümeleri halinde buna engel olunacağını açıklamıştır.

30 Eylül 1895’de Ermeniler Kumkapı’da Patrikhane kilisesinde toplanmış ve Osmanlı idaresinden şikayetlerini belirten açıklamalarda bulunmuşlardır. Daha sonra sözde Hınçak komitesince hazırlanan bir bildiriyi Sadrazama vermek için kalabalık halinde hükümete yürümüşlerdir.

Kendilerine, bir heyet seçerek hükümete göndermeleri ve dağılmaları Sadrazam tarafından ihtar edilmiştir. Bunu kabul etmemeleri durumunda kuvvete başvurulacağı da kendilerine bildirilmiş olan kalabalık bu uyarıyı yapan Servet Bey’i şehit etmişlerdir.

Kalabalık Ermeni grubunun amacı Osmanlı hükümetini ele geçirip büyük olayların meydan gelmesi suretiyle Avrupa’nın dikkati çekmeye çalışmak ve onların müdahalesini sağlamaktır.

Ermeni göstericilerin İstanbul’da gösterilerde bulunmaları Müslüman halkın, Ermenilere karşı harekete geçmesine neden olmuştur. Bundan dolayı İstanbul üç gün kadar karışıklık içinde kalmış ve her iki taraftan da kayıplar meydana gelmiştir.

Büyük devletler yaşana bu olaylar üzerine hükümet nezdinde protestolarda bulunmuşlardır. II. Abdülhamit Ermeni olaylarının siyasi sonuçlarından çekinmiş, büyük devletlerin kendisini tahttan indireceğine ihtimal vermiştir.

Bundan dolayı da Sadrazam Sait Paşa’nın yerine Kamil Paşa getirilmiştir. Doğu illerindeki ıslahat çalışmaları için yabancı devletlerin daha önce öne sürmüş oldukları teklifler kabul edilmiştir. Müşir Şakir Paşa, ıslahatın kontrol ve denetlenmesinde görevlendirilmiştir.

Ermenilerin Osmanlı Bankasına Saldırısı

osmanlı parası

Ermeni olayları, en fazla İngiltere’yi Osmanlı Devleti’ne harekete geçirmiştir. İngiltere hükümeti sürekli olarak Osmanlı Devleti aleyhinde açıklamalarda bulunarak kamuoyunu Osmanlı Devleti’nin karşısında yer almasına neden olmuştur. İngiltere’nin bu siyaset değişikliğinin sebepleri şu şekildedir:

  • Osmanlı Devleti’nin İngiltere’nin dostluğuna yüz çevirip zorla Rusya’ya, fakat daha çok Alman nüfuzunun etkisine yakınlaşması.
  • Rus ve Alman etkisinin, Osmanlı dostluğu sayesinde Orta Doğu’ya yayılmasına İngiltere’nin tahammül edememesi.
  • Berlin kongresi öncesinde, Osmanlı hükümeti ile imzalanan ittifak antlaşmasına göre, Anadolu’daki Hristiyanların bir çeşit koruyuculuğunu üzerine almış olması.
  • Ermeniler lehinde istediği ıslahatın bir türlü meydana getirilememesini siyasi itibar yönünden bir darbe görüyor olması.

Bu nedenler yüzünden İngiltere’nin, Osmanlı İmparatorluğu için düşman duruma gelmesi ve Başbakan’ın  şiddetli açıklamalarda bulunması, Ermeni ihtilalci komitelere yeni tertipler düzenleme cesareti vermiştir. Ermeniler belki intikam almak için belki de tekrar Avrupa’nın Ermeniler lehine bir müdahalesini sağlamak için, 26 Ağustos 1896’da Osmanlı Bankasına saldırıya geçmişlerdir.

Osmanlı Bankasına saldırıya kalkışanların sayısı 20 kişi kadardır. Bu kişiler İstanbul’a dışarıdan gelmiş olan ihtilalci komitelere mensup olan kişilerdir. 26 Ağustos akşamı bankaya saldırmışlar ve bankayı korumakta olan askerleri şehit etmişlerdir.

Osmanlı Bankasına saldırı olayı duyulduğu zaman İstanbul halkı son derece taşkınlık göstermiş ve Ermeniler ile Türkler arasında yeni çatışmalar meydana gelmiştir. Hükümet, Ermenileri bankadan çıkartmaya çalıştıysa da büyükelçilerin müdahalesi üzerine konu farklı şekilde halledilmiştir.

Elçilik tercümanları bankaya gelerek Ermenileri almışlar ve limanda demirli bulunan Osmanlı Bankası müdürünün yatına götürmüşlerdir. Osmanlı Bankası olayından sonra Padişah, Ermeniler lehinde ıslahat yapılacağı konusunda büyük devletlere yeniden güvence vermiş ve genel af ilan etmiştir.

Ermeni Olayları Hakkında Sonuç

Ermeni meselesi , Osmanlı İmparatorluğu’nun genel çöküşünden meydan gelmiştir. Birinci meşrutiyetin başarılamaması, İmparatorluktaki Türk ve Müslüman olmayan topluluklara ve özellikle Ermenilere, yabancı koruması aramaları için sebep olmuştur.

İngiltere ise, kendi siyasi çıkarları açısından Ermeni meselesine sürekli şekil vererek kendi menfaatleri çerçevesinde kabul etmiştir.

BU YAZILARIMA DA GÖZ ATMAK İSTER MİSİNİZ?
Kaynakça

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu