fbpx
Osmanlı Tarihi

Yunan İsyanı Hakkında Hiç Bilinmeyen Gerçekler

Yunan İsyanının Önemi

Yunan İsyanı, Yunanlıların Osmanlı egemenliğine karşı başlattığı bir ayaklanmadır. Yunan İsyanı, 1821-1829 tarihlerinde arasında devam eden ve Yunanistan’ın, Osmanlı Devleti’nden bağımsızlığını kazanması ile sonuçlanan bir ayaklanmadır.

yunan isyanı

Osmanlı İmparatorluğu, gerek 18. yüzyılda ve gerek 19. yüzyılda yapmış olduğu birtakım savaşlarda bazı topraklar kaybetmiş, sınırları gerilemeye başlamıştır. Fakat 19. yüzyıldaki toprak kayıplarının esas özelliği, sınırları içinde yaşayan Hristiyan halkların bağımsızlıklarını kazanıp, İmparatorluktan kopmalarıdır.

Yunanistan, Sırbistan, Romanya ve Karadağ 19. yüzyıl içinde, Bulgaristan ve Arnavutluk ise 20. yüzyıl içinde bağımsızlıklarını kazanacaklardır. Bunlardan her birinin bağımsızlığı, her defasında, Osmanlı İmparatorluğu’ndan bir kısım toprağın ayrılmasına sebeb olmuştur.

Yunanistan’ın bağımsızlığını elde etmesi ise, Osmanlı İmparatorluğu’nun bu şekildeki parçalanmasında ilk adımı teşkil etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasında ortaya çıkan bu süreci iki sebebe bağlamak mümkündür.

  • Rusya’nın Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalama ve yıkma siyaseti.
  • 19. yüzyıl boyunca gelişen miliyetçilik akımı.

Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasının bir diğer önemi de, 1815’te Viyana’da düzenlenmiş olan Avrupa haritasının, ilk defa değişikliğe uğramasıdır. Bu haritanın olduğu gibi korunmasını isteyen devletler Yunan isyanına yardımdan başka bir şey yapmamışlardır.

Yunanistan’ın bağımsızlığı, hem bundan sonraki Balkan tarihi ve hem de bundan sonraki Türk tarihi açısından önemli bir olaydır. Yunanistan Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkan toprakları içinde, bağımsız olan ilk devlettir.

Yunanistan’ın, Mora ve kuzeydeki birtakım topraklar üzerinde bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkması bu sorunu bitirmemiştir. Yunanistan, bundan sonra topraklarını hem kuzeyde İstanbul’da hem de Ege Denizi’nden Anadolu yönüne doğru genişleme çabası içinde olacaktır.

yunanistanın bağımsızlık kazanması

Yunan İsyanının Sebepleri

Yunanlıların bağımsızlık için ayaklanmalarına temel oluşturan çeşitli sebepler vardır. Bu sebepler çok fazla olmasaydı, Müdahale Sistemi’nin kurulmasından birkaç sene sonra, Mora’da bir ayaklanma meydana gelmezdi.

Avrupalı Aydınların Yunan Davasına Hizmetleri

Yeni çağın başından başlayarak Hümanizm ve Rönesans hareketleri ile, Avrupalı aydınlar, eski Yunan kültürü ile temasa geçtiler. Bu temasın neticesinde düşünce alanında bir Yunan dostluğu başlamış oldu.

18. yüzyılda bu dostluk özel bir değer kazanmaya başladı. Fransız aydınlarından Voltaire ve Andre Chenier, İngiltere’de Lord Byron Yunan edebiyatının hayranlarıydılar. Bu kişiler aracılığı ile Avrupa aydınları arasında bir Yunan hayranlığı oluştu.

Osmanlı İmparatorluğu aleyhine ve Yunanlılar lehine yazılar yazmaya başladılar. Bunun sonucu olarak Avrupa’da ki halk, bu yazıların etkisi ile Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Rumların geleceği ile ilgilenmeye başladı.

Osmanlı İmparatorluğu’nda çıkarı olan devletlerin siyaset adamları, Yunan davası hakkında yayılmaya başlayan bu düşünce akımından siyasi sonuçlar çıkarmanın mümkün olduğunu düşünmeye başladılar.

Yabancı Devletlerin Yunan Miliyetçiliğini Uyandırma Girişimleri

Rumların bağımsızlık duygularını harekete geçmesinde dış ülkelerin kışkırtmaları da etkili olmuştur. 18. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun iki büyük düşmanı Rusya ve Avusturya’dır. Bu iki devlet fırsat buldukça tek başına veya birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nu içten çökmesini de hızlandırmak için çalışmalar yaptılar.

1768-1774 Osmanlı-Rus savaşında, Ruslar’ın bir dönem Mora’ya ve Yunan adalarına yerleştikleri dönemlerde, milliyetçilik kışkırtmaları yaptıkları görüldü.

Osmanlı-Rus savaşına son veren Küçük Kaynarca Antlaşmasında, Rusların anlaşmaya eklemeyi başardıkları maddeler arasında, diledikleri yerlerde konsolosluk açmak, İstanbul’da bir Rus kilisesi kurmak ve Ortodoks halk lehinde Osmanlı hükümeti nazarında girişimlerde bulunmak gibi maddeler, milliyetçilik propagandasına devam etmek amacıyla eklenmişti.

Rusya’nın Avusturya ile birlikte 1787’de Osmanlı İmparatorluğu’na açtığı savaşın esasını da eski Bizans İmparatorluğu’nu kurmak gayesini taşıyan “Grek projesi” teşkil etmektedir.

Fransız İhtilalinin ortaya çıkardığı “İnsan Hakları” beyannamesi, Napolyon’un Yunan adalarına yerleştikten sonra Rumlar arasında yaptığı kışkıtmalar, 1799-1805 yılları arasında bu adalarda Fransızların yerine geçen Rusların da aynı anlamda yaptığı kışkırtmalar, Rumların Osmanlı İmparatorluğu aleyhine ayaklanmaları için çok etki yapmış ve bağımsızlık fikri Rum aydınlarca işlenmeye başlamıştır.

Yunan Aydınlarının Yunanistan Bağımsızlığı İçin Çalışmaları

Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Rumların kendi içlerinde özellikle edebiyat ve kültür gibi manevi alanda meydana gelen gelişmeler de, Rumları bağımsızlığa doğru itmiştir. Osmanlı Devleti’nin bu alanında hiçbir baskısı altında bulunmayan Yunanlılar, edbiyetçıları ve şairleri ile özellikle 18. yüzyıldan itibaren, Yunan edebiyat ve kültürünü canlandırmaya başladılar.

Bu kişiler arasında yazar olan Korayis ve Teselyalı şair Rigas gibi aydınlar, bir taraftan Yunanlıları bağımsızlık düşüncesine hazırlarken, diğer taraftan Avrupalı aydınları Yunanlıların yardımına çağırdılar. Yunan destekcilerinin katıldığı cemiyetler kurulmaya, okullar açılmaya ve Yunan davasını belirten özel gazetelerle dergiler yayınlanmaya başladı.

Yunan Ayaklanmasında Rum Ortodoks Kilisesi’nin Aktif Çalışmaları

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u aldıktan sonra, bir dönem Edirne’de oturmuştu. Bu dönemde İstanbul’dan Bizanslıların göç ettiği haberini alınca bunun nedenini öğrenmek istemiştir. Rumların dini liderden yoksun kalmalarının göçlerin temelini teşkil ettiği öğrenmişti.

Rum halkının ve papazların isteği üzerine, çok sevilen ve bilgili bir din adamı olan Edirne tarafında saklanmakta olan Gennadios’u İstanbul’a getirtmiş ve dini rütbesi uygun olmadığı halde terfi ettirerek, kendisini patrik yapmıştır.

Fatih Sultan Mehmet’inçok sevdiği bir diğer patrik de, 1476 senesinde patrik olan Maksimos’dur. Padişah onunla da sohbetlerde bulunmuş ve kendisinden Hristiyan dini hakkında bilgiler almıştır. Bu şekilde Rumlar, daha en başından beri her türlü din hürriyetine sahip olmuşlar.

Osmanlı Devleti’nin bu uygulaması, Mora ve diğer topraklar ele geçirildikçe oralarda da aynen uygulanmıştır. Bu uygulama zaman içinde Ortodoks papazlarının, Rum halkı üzerideki liderlik yetkilerinin artarak kuvvetlenmesine sebep olmuştur. Bundan dolayıdır ki, Yunan ayaklanmasında Rum Ortodoks Kilisesi çok aktif rol oynamıştır.

rum ortodoks kilisesi

Fenerli Rumların Devlet İçinde Kazandıkları Ayrıcalıklar

Rumlar açısından Osmanlı Devleti’nin bir başka yönetim özelliği de, İstanbul’daki Fenerli Rumların, devlet içinde olan etkin statüleridir. İstanbul’da Fener’de oturan Rumlar, yabancı dil bildiklerinden, önemli bir görev olan Divan-ı Hümayun tercümanlıklarında kullanılmaya başlandı ve dış ilişkilerde kazandıkları bu ayrıcalıklı durum nedeni ile, Dışişleri Bakanı’nın e yakın çalışma arkadaşı haline geldiler.

Bunun dışında, Eflak ve Boğdan prenslikleri de, 18. yüzyıldan sonra Fenerli Rumlara verilmeye başlandı. Böylece Rumlar, Osmanlı devlet yapılanması içinde önemli bir unsur haline gelmeye başladılar.

Rumlar Osmanlı Devleti’ne gayet sadıktılar ve bu sadakat sadece bir menfaate dayanmayıp, bir gelenek haline de gelmişti. Bununla beraber, 1787-1792 savaşından hemen önce Rusya’ya kaçan ve bir dönem Eflak ve Boğdan’da bulunmuş olan, Fener Rumlarından Alexsandr Mavrokordato, ileride Yunan ayaklanmasının liderlerinden olacaktır.

Etniki Eterya Derneğinin Yunan İsyanını Teşkilatlandırması

Etniki Eterya, Yunan isyanlarını hazırlayan ve idare eden gizli bir cemiyettir. 1814’te Odesa’da, ikisi Rum biri Bulgar olmak üzere, üç kişilik bir tüccar grubu tarafından kuruldu. Cemiyetin amacı, sözde eğitim ve öğretimi Osmanlıların hristiyan halkı arasında yaymaktı.

Etniki Eterya aslında, İstanbul’daki Yunan patriğinin idaresinde olmak üzerine, eski Bizans İmparatorluğu’nu kurmak amacını taşıyordu. Tam bir ihtilal örgütü olup, Rumların ayaklanması için, paralar toplamış, silah dağıtmış ve ayaklanma için propaganda faaliyetlerine girişmiştir.

Cemiyete girenler, servetlerini ve hayatlarını feda etmeye ve cemiyetin faaliyetleri hakkında sır tutmaya, yemin ederek söz vermişleridir. Yunan bağımsızlık fikrini yaymak ve teşkilatlanmak amacı ile İstanbul’da üç kişilik bir komite kuruldu. Amaç, Bizans İmparatorluğu’nu yeniden kurmaktı.

Derneğin İstanbul merkezi, Ekim 1815 senesinde Fenerli üç Rum tarafından kurulmuş ve bundan sonra dernek adalar da dahil olmak üzere, İmparatorluğun her yerinde şubeler açmıştır.

Mora’nınManyot adını taşıyan haydutları ile, Kleft diye anılan dağlı haydutlar, tüccarlar, gemiciler, cemiyetin programını kabul ederek ellerinden gelen yardımı yapmışlardır. Etniki Eterya bu aldığı düzenler sayesinde Rumları, ayaklanacak duruma getirdi, fakat Tepedelenli Ali Paşa’dan çekinmeleri ayaklanmayı geciktirdi.

Tepedelenli Ali Paşa Olayı ve Rum İsyanları İle Olan İlgisi

Tepedelenli Ali Paşa, Veli Bey isminde birinin oğludur. On sekiz yaşında çete reisi olmuş, 1768-1774 Osmanlı-Rus savaşı döneminde devlete yaptığı hizmete karşılık Derbent Paşalığına yükseltilmiş, 1788’de Yanya paşası olmuştur. Akıllı, becerikli ve Osmanlı hükümetine karşı bağlılıktan ayrılmadığı için güç ve servet kazanmıştı.

Derbent, Osmanlı Devleti’nde ulaşım bakımından önemli olan dağ geçitlerinde, boğazlarda, yol kavşaklarında kurulan, asayiş ve huzurun sağlanmasında, yolların imarında büyük rol oynayan karakollara verilen isimdir.

Napolyon’un Mısır’a saldırması yüzünen Fransa’ya savaş ilan edildiği zaman, Tepedenli Ali Paşa’nın Dalmaçya sahillerindeki Fransız kuvvetlerine karşı başarıları görülmüştü. Tepedelenli Ali Paşa 1802’de Hristiyan Arnavutların bir isyanını da bastırmıştı. Bundan dolayı bir ara Rumeli Beylerbeyliğine atanmıştı.

Mora ve civarları Tepedelenli Ali Paşa’nın nüfuzunda bulunduğu için, Mora’daki Rumlar kendisinden çekinmekteydiler. Ali Paşa, Rumların bir ayaklanma yapmak için hazırlık yaptıklarını öğrenmişti.  Rumların ve Etniki Eterya’nın Rumlar arasındaki faaliyetlerini çok yakından takip ediyor ve bunlara ait raporları da İstanbul’a gönderiyordu.

İngiliz Elçisi Osmanlı hükümetine, Rumların ayaklanması ihtimalinden söz etmiştir.

Ali Paşa’nın İstanbul’a yapmış olduğu uyarılar fayda vermedi. Bunda Padişah II. Mahmut’un en yakın danuışmanı olan Halet Efendi, kişisel kıskançlık ve diğer sebeplerle, Ali Paşa’ya karşı cephe almıştı. Halet Efendi’nin oyunları ile Tepedelenli Ali Paşa valilikten alınınca, bu sefer kendisi ayaklandı.

Tepedelenli, Yanya’da Hurşit Paşa kuvvetleri tarafından kuşatılması üzerine, kendisini kurtarmak için Rumları ayaklanmaya çağırdı. Tepedelenli’nin ayaklanması, Rumların üzerinden ağır bir baskının kalkması anlamına gelmekteydi.

Rumlar hem Tepedelenli Ali Paşa’dan kurtuldukları, hem de kendi üzerlerine gönderilebilecek kuvvetleri başka tarafa gönderilmiş olduğunu gördükleri için, isyan zamanının geldiğine karar verdiler.

yunan isyanlarının başlaması

Yunan İsyanlarının Başlaması

Etniki Eterya örgütünün Rusya’daki bölümünün başına, Çar’ın savaş yaveri Aleksandr Ypsilanti getirilmişti. Etniki Eterya’nın başına önce Rus Çarı getirilmek istenmiş, kabul etmeyince yaveri Ypsilanti örgütün başkanlığını üzerine almıştır. Bundan dolayı, Etniki Eterya’nın kuruluşundan Çar’ın haberi olduğu gibi, örgütü ve Ypsilanti’yi de her zaman desteklemiştir.

Yunan ayaklanmasını Aleksandr Ypsilanti başlattı. Yunan isyanı ilk önce Mora’da değil Boğdan’da başlamıştır. İstanbul’daki Fener Rum Patriği de Etniki Eterya’nın üyelerindendi.

Eflak ve Boğdan İsyanı

Ypsilanti 6 Mart 1821 günü üç bin kadar askerle Prut nehrini geçerek Boğdan’a girdi. Boğdan’da bir ayaklanma çıkarmak istedi. Moldovya Prensi Soutzo da Ypsilanti’yi desteklediğini açıkladı. Ypsilanti’nin ayaklanmayı ilk önce Boğdan’da başlatmak istemesinin sebebi;

  • Eflak ve Boğdan’ın Rus sınırında olması.
  • İsyanı bu bölgede başlatıp Rusya’yı harekete geçirmek ve yardımını sağlamak istemesi.
  • İsyan hareketine Rumenler, Sırplar ve Bulgarları da dahil etmek istemesi.

Ypsilanti’nin Boğdan’daki isyan hareketi başarılı olamadı. Bunun sebepleri vardı.

  • Eflak ve Boğdan Beyliği yapan Fenerli Rumların, Romenler tarafından sevilmemesi.
  • Eflak ve Boğdan halkının, Mora Rumları gibi idare edilmemesi.
  • Eflak ve Boğdan halkı ile onları idare eden Rum Beyleri arasında bir menfaat birliğinin olmaması.
  • Eflak ve Boğdan’da bulunan Rum papazların da Rumenlerin sempatisini kazanmamış olmaları.
  • Romenlerin, Rumların çıkarına olan bir ayaklanmaya katılıp, Osmanlı Devleti’yle sorun yaşamak istememeleri.
  • Romen liderlerinin önce Ypsilanti’yi destekleyip, sonra vazgeçince öldürülmesinin Romenler arasında çok büyük tepki uyandırması.

Bu sebepler yüzünden, Osmanlı Devleti’nin Eflak ve Boğdan’da çıkan ayaklanmayı bastırması kolay oldu. Ypsilanti kaçarak Avusturya’ya sığındı. Metternich Ypsilanti’yi hapse attı. 1827 senesine kadar hapiste kalacak, çıktıktan kısa bir süre sonra, 1828’de ölecektir.

Boğdan’daki ayaklanma bu surette bastırılmakla beraber, ayaklanmanın arkası kesilmedi. Ayaklanma bu sefer Mora’ya sıçradı.

12 Şubat 1821 Mora İsyanı

Mora’nın durumu Rumların ayaklanması için oldukça elverişliydi. Bu bakımdan Eflak ve Boğdan’dakinin tersine Mora isyanı gelişme imkanı buldu. Mora’da bütün halk isyana katılım gösterdi. Rum papazlar isyanın idaresini ele aldılar.

Aya Larva Kilisesi’nde Alman asıllı Patras Piskoposu Pol Germanos’un teşviki de ayaklanmanın büyümesinde etkili oldu. Orta çağlarda Piyer Lermit’in yaptığı gibi, bütün Rumları Türklere karşı savaşa davet etti. İsyan bu şekilde milli ve dini bir karakter alarak gelişmeye başladı.

Mora ayaklanması bütün Avrupa’da büyük bir heyecan uyandırdı. Bu durum İstanbul’da hem telaşa hem de kızgınlığa sebep oldu. İmparatorluk sınırları içindeki bütün Rumlara karşı sert tedbirler düşünülmüşse de, İngiliz Elçisinin girişimleri ile Padişah bu düşüncesinden vazgeçmişti. Sadece soruşturma yapılmasına ve suçlu bulunanların cezalandırılmasına karar verildi.

Yapılan soruşturmaların sonucunda, Fener Patriği Gregoryus’un hem Etniki Eterya üyesi hem de ayaklanmada yer aldığı öğrenilinc, resmi elbiseleri ile Patrikhane önünde asıldı. Aynı şekilde, suçlu olarak görülen diğer yerlerdeki metropolitler de aynı şekilde cezalandırıldı.

Bu idamlar sonunda Avrupa kamuoyunun Yunanlıları daha fazla desteklemesine ve Osmanlı Devleti’nin aleyhine dönmesine sebep oldu. Patriğin idamı üzerine ilk harekete geçen devlet Rusya oldu. Rus Çar’ı Fener patriğinin idamının, Rus halkını da heyecanlandırıdığını ve Yunan davasını benimsediğini görünce fikrini değiştirdi ve Rumlar için harekete geçmeye karar verdi.

Rusya’nın harekete geçmesinin ardından, diğer devletlerin de harekete geçmesi, Yunan sorunun uluslararası bir boyut kazanmasına ve kontrolün Osmanlı Devleti’nin elinden çıkmasına yol açtı.

Yunan İsyanına Avrupa Müdahalesi

Rusya, 28 Haziran 1821’de Osmanlı Devleti’ne sekiz gün süreli bir ültimaton verdi. Bu ültimatonda, “Osmanlı hükümeti, Hristiyanlığı, bir Hristiyan halkın kökünün kazınması karşısında, hareketsiz bir seyirci olarak kalıp kalamayacağı sorusu ile karşı karşıya bırakmıştır” diyerek, Hristiyan dünyasını Osmanlı Devleti’nin karşısına çıkardıktan sonra, şu isteklerde bulunuyordu:

  • Müslüman bağnazlığı sonucu yakılan veya tahrip edilen kiliselerin tamiri.
  • Hristiyan dinine sıkı ve ciidi koruma ve güvence sağlanması.
  • Ayaklanma çıkan yerlerde suçlular ile suçsuz olanların birbirinden iyice ayrılması.
  • Eflak ve Boğdan’da, antlaşmaların tam olarak uygulanması.

Bu şekilde davranmak ile Rusya Yunan sorununu bir Hristiyanlık-Müslümanlık davası haline getirmiş bulunuyordu. Rusya bununla da kalmayıp daha da ileriye giti. 4 Temmuz’da diğer dört büyük devlete verdiği notada, Balkanlar’da gözü olmadığı belirtip, şu soruları sordu:

  1. Rusya ile Osmanlı Devleti arasında bir savaş çıkarsa, nasıl bir tutum almayı düşünüyorlar?
  2. Böyle bir savaşın ardında Osmanlı İmparatorluğu yıkılacak olursa, Türk egemenliği yerine nasıl bir düzen almayı teklif ediyorlar?

Rusya bu soruları ile Osmanlı İmparatorluğu’nun yerini kimin alacağı sorusunu açıkça ortaya çıkarıyor ve yakın bir gelecekte Osmanlı Devleti’ne verilen ültimatomun bir savaş kışkırtması olduğunu gizlemiyordu.

Rusya diğer Avrupa devletlerinden beklediği desteği almayı başaramadı. Özellikle İngiltere ve Avusturya, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması kararına kesinlikle karşı çıktı. Prusya’da bu iki devletin yanında yer aldı. Fransa’da bu teklife sıcak bakmadı. Devletlerin bu şekilde tutumu karşısında Rusya harekete geçmeye cesaret edemedi.

İngiltere ve Yunan İsyanı

Osmanlı Devleti, 28 Haziran’daki Rus ültimatonunu kabul etmeyince, Rus elçisi 8 Ağustos 1821’de İstanbul’u terk etti. Osmanlı sınırlarına Rusya asker sevk etmeye başladı ise de İngiltere’den çekindiği için, savaş açmaya cesaret edemedi.

İngiltere, ilk dönemlerde Yunan ayaklanmasının karşısında yer almaktaydı. Bunun sebebi:

  • Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğünün korunması.
  • Rusya’nın Akdeniz’e inmesinin önlenmesi.
  • İngiltere Dışişleri Bakanı, muhafazakarlardan Castlereagh’ın bu politikanın savunucusu olması.
Castlereagh 1822 Ağustos ayında intihar edip yerine Canning geçince, İngiltere’nin Yunanistan politikası tamamen değişerek, Yunan ayaklanması desteklenmeye başlanmıştır.

george canning

Canning’e göre, Yunan ayaklanması bir Hristiyanlık davası haline gelmişti ve bunun önderliğini de Rusya yapmaktaydı. Osmanlı Devleti ise, bu ayaklanmayı bir türlü önleyememektedir. Bu durumda, Yunanlılar en sonunda bağımsızlık kazanacak ve bundan dolayı da Rusya’nın yanında yer alacaktır.

Rusya, Yunanistan sayesinde Akdeniz’e inme şansı bulacaktır. Bu duruma engel olmak için, İngiltere Yunan davasına destek vermelidir. Kurulacak olan bağımsız Yunanistan, Rusya’ya değil İngiltere’ye minnettar olmalıdır. Bu düşünce ile İngiltere 1823 yılından itibaren Mora Rumlarına yardıma başladı.

İngiltere’nin Yunan ayaklanmasına destek olmaya başladığı sırada, uygulamaya soktuğu yeni politikası kolaylıkla başarıya ulaşacak nitelikteydi. Osmanlı Devleti, Mora ayaklanmasına karşı mücadelede bir başarı gösteremiş ve Rumlar 1 Ocak 1822’de Epidor’da bağımsızlık ilan etmişti.

Avusturya ve Yunan İsyanı

Bu kötü durum karşısında Osmanlı Devleti’ne yardım eden tek devlet Avusturya ve Metternich olmuştur. Avusturya’nın Osmanlı Devleti’ne yardım etmesi iki sebebe dayanmaktaydı.

  • Metternich”in müdahale sistemine olan bağlılığı.
  • Avusturya,nın Rusya’nın Yunanistan sayesinde Balkanlar’da kuvvetlenmesinden korkması.

Bu iki nedenden ötürü Avusturya’nın izlediği siyaset ile İngiltere’nin yeni politikası birleşmiş oluyordu.

Metternich, Osmanlı Devleti’nin isyanı engellemekte zorluk yaşadığını görünce, kendisine Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’dan yardım istemesi tavsiyesinde bulundu. Bu yardımı istemeye niyeti çok olmasa da, II. Mahmut, zorla da olsa yardım istemek zorunda kaldı.

Mehmet Ali Paşa’nın yapacağı bu yardıma karşılık, kendisine Mısır valiliğinin yanında Girit valiliği verilecekti. Bu durum ileride sıkıntıya yol açacak diğer bir problem olacaktı, Osmanlı Devleti için. Mısır kuvvetleri hazırlıklarını tamamlayarak 26 Şubat 1825’te Modon’da Mora’ya çıktı.

İbrahim Paşa’nın Mora’ya çıkması,isyanın askeri seyrini değiştirerek Osmanlı Devleti lehine dönmesine sebep oldu. 1825-1826 tarihleri arasında şiddetli çarpışmaların en yoğun olduğu bir dönemdi. İsyancılar on beş ay direndikten sonra Nisan 1826’da teslim oldular.

Yunan Ayaklanmasının Enternasyonalize Olması

İbrahim Paşa kuvvetlerinin Mora’da elde ettiği başarılar ve isyancı Rumların mağlup olmaları Avrupa diplomasisinide harekete geçirdi. Yunan isyanı 1825 yılından itibaren milletlerarası diplomasinin sorunu haline geldi.

Metternich, Osmanlı Devleti’nin Mehmet Ali Paşa’dan yardım istemesinin yanında, Osmanlı Devletine zaman kazandırarak, isyancılar ile başa çıkmasını kolaylaştırmak amacı ile, Yunan sorununu kongreye taşımaya karar verdi.

Metternich, yaptığı kongre teklifini Rus Çarı’na kabul ettirdi ve kongrenin Petersbug’da yapılmasına karar verildi. Rusya’nın Yunanlılar üzerideki etkisni kırmak isteyen İngiltere, toplanacak kongreden önce Rusya’nın Yunan görüşlerini öğrenmek istediği bildirdi.

Rusya da Ocak 1824 senesinde bir mektup ile verdiği cevapta, şu teklifi ileri sürdü.

  • Yunanistan üç parçaya bölünmeli.
  • Doğu Yunanistan, Teselya ve Atik yarımadası olmalı.
  • Batı Yunanistan, Epir ve bölgesinden oluşmalı.
  • Mora

Rusya’ya göre Yunanistan bu üç parçaya bölünmeli ve her üç parça da Osmanlı Devleti’ne bağlı olmalı ama özerk kalmalıydı. Osmanlı Devleti ve Yunanistan bu çözümü kabul etmeyecek olurlarsa, kongrenin kararları zorla bu devletlere kabul ettirilmeliydi.

Rusya’nın üç parçalı Yunanistan istemesinin sebepleri vardı. Bunun nedenleri şu şekildedir;

  • Yunan isyancılarının 1 Ocak 1822’de Epidor’da Yunanistan’ın bağımsızlığını ilan etmelerini Rusya’nın istememesi.
  • Rusya’nın bağımsız bir Yunanistan’ın varlığını düşünmemesi.
  • Bağımsız olan Yunanistan’ı Rusya’nın etkisi altına almanın zorluğu.
  • İngiltere’nin Yunan isyancılar ile bağımsızlıklarını ilan etmelerinden sonra yakından ilgilenmesi.
  • Rusya’nın Yunanistan’dan istediği, Eflak ve Boğdan gibi bir statüde olması.

İngiltere Rusya’dan aldığı bu cevabı, gizli kalması gerekirken, iki ay sonra kamuoyuna açıkladı. Rusya’nın düşüncelerine hem Yunanlılar hem de Osmanlı Devleti oldukça sert tepkiler verdiler ve böyle bir çözümü kabul etmediklerini bildirdiler.

Yunanlılar böyle bir öneriyi kabul etmediler; bu çözüm. Yunanistan’ın bağımsızlığını kabul etmediği gibi, onları parçalıyordu. Osmanlı Devleti de, kendi iç işlerine müdahale saydığı için bu çözüm önerisini kabul etmemiş oldu.

İngiltere Yunan isyancılar ile Osmanlı Devleti’nin bu verdiği tepkiyi görünce, Petersburg toplantılarına katılmama kararı aldı. Bunun nedeni Rusya’nın teklifinin iki taraf tarafından da kabul edilmemiş olmasıydı. İngiltere bu kararların zorla kabul ettirilmesine de yanaşmıyordu.

İngiltere’nin almış olduğu bu tutum sonucunda, Yunan isyancılarının tamamı İngiltere’nin yanında yer almıştır.

Petersburg Kararları ve Devletlerin Tutumu

petersburg kararları

Petersburg görüşmeleri iki ay devam etti. Rusya, en başından itibaren, Yunanlılardan ve Osmanlı Devleti’nden ateşkes istenmesini, devletlerin ortak aracılığını kabul etmelerini ve bunu kabul etmezlerse, kabul etmeyen tarafa zorlama tedbirler alınmasını istedi.

Fransa, Rusya’nın bu sertlik politikasını uygun görmedi. Fransa hem İngiltere ile arasının bozulmasını istemiyor hem de Osmanlı Devleti’nde kaybolan gücünü tekrar kazanmak istiyordu.

Avusturya ise, Çar’a, İngiltere gibi davrandı. Metternich, Avusturya’nın kabul edebileceği tek zorlama tedbirinin Yunanistan’ın bağımsızlığı olacağını bildirdi.

Petersbug’da 7 Nisan 1825’te devletler bir takım kararlar alındı. Bu kararlara göre;

  • Osmanlı Devleti’nden Yunanlılara birtakım ayrıcalıklar vermesi istenecek.
  • Osmanlı Devleti bu teklifi kabul etmez ise, Osmanlı Devleti ile Yunanlılar arasında aracılık yapılacak.

Petersburg’da alınan kararlar Rusya’yı memnun etmedi ve Yunan problemine doğrudan doğruya müdahale etme kararı aldı. Osmanlı Devleti’de Petersbug kararlarını kabul etmedi. Bu dönemde Osmanlı Devleti’nin Mora’daki askeri durumu oldukça iyi bir durumdaydı.

İbrahim Paşa’nın Mısır kuvvetleri, Mora’ya çıktığından beri ilerlemesine devam ediyordu. Bu sırada İngiltere Osmanlı Devleti’ne bir nota vererek, Mısır kuvvetlerinin ilerlemesini durdurmasını istedi. Bu nota üzerine Mısır kuvvetleri bir süre ilerleyişlerini durudurmak zorunda kaldılar.

Yunan İsyanlarında Rusya ve İngiltere’nin İşbirliği

İngiliz politikasının kesin bir zafere dönüştüğü sırada, Rus Çarı I. Aleksandr bir hastalık sonucu hayatını kaybetti (1 Aralık 1825). Rus Çarı seçilen I. Nikola, kararlı ve iradeli bir kişi olarak biliniyordu. Rusya’nın, askeri tarzda yönetilmesi taraftarıydı. Osmanlı Devleti’ni yıkmak veya kendisine bağlamak istiyordu.

Yunalıları sevmeyen ve aynı zamanda da Türk düşmanı olması Yunanlıların işine yaradı. Çar, tahta çıktıktan sonra, 17 Mart 1826’da Osmanlı Devleti’ne bir ültimaton verdi. Buna göre;

  • Eflak ve Boğdan’dan Osmanlı askerinin çekilmesi.
  • Bükreş Antlaşması ile  Sırbistan’a tanınan imtiyazların gerçekleşmesi.
  • İki devlet arasında, 1812 Bükreş Antlaşması’nın uygulanmasından doğan sıkıntıların çözümü için Osmanlı Devleti temsilcilerinden birinin Rusya’ya gönderilmesi.

Bu Rus ültimatonunda Yunan sorunu ile ilgili bir madde yoktu. Fakat Çar I. Nikola Osmanlı Devleti üzerinde baskı kurmakla, Yunanlıların Osmanlı Devleti’ne karşı isyanını kolaylaştırmış oluyordu.

Rusya’nın bu tutumu en çok İngiltere’yi rahatsız etti. İngiltere, Rusya’nın Osmanlı Devletine savaş açarak, Yunan sorununu kendine göre düzenlemesinden çekindi. İngiltere, Rusya ile Osmanlı Devleti arasında ve ayrıca da Osmanlı Devleti ile Yunanlılar arasında aracılık teklifinde bulundu.

Rusya, Yunan sorununda İngiltere’ye danışmadan hareket etmeyeceğini bildirince, Rusya ile İngiltere arasında 4 Nisan 1826’da bir protokol imzalandı. İngiltere bu protokol ile Yunan problemini, Osmanlı Rus anlaşmazlığından ayırmada başarılı oldu. Bu protokole göre;

  • Yunanistan, Osmanlı Devleti’ne bağlı olacak.
  • Osmanlı Devleti’ne her sene belli bir miktar vergi ödeyecek.
  • İç işlerini tamamen kendisi yöneten özerk bir devlet olacaktı.

Bu amaçla, iki devlet Yunanlılar ile Osmanlı Devleti arasında aracılık yapacaklar ve Osmanlı Devleti bunu kabul etmez ise iki devlet, belirlediği esasları, herhangi bir çözümün temeli olarak kabul edeceklerdi.

Diğer devletlerinde bu protokole katılmaları sağlanacaktı. Osmanlı Devleti, süreli olan bu Rus ültimatonunu kabul etmek zorunda kaldı. Bunun sebebi, İstanbul’da orduda yaşanan değişimlerdi, bu yüzden Rusya ile savaşı göze alamayan Osmanlı Devleti, Rus ültimatonunu kabul etmek zorunda kaldı.

Rusya’nın istediği şekilde Akkerman’a Osmanlı Devleti temsilcileri gönderildi. Rusların ağırlığı gösterdiği görüşmelerin sonunda 7 Ekim 1826’da Akkerman Sözleşmesi imzalandı.

Akkerman Sözleşmesi (7 Ekim 1826)

1812’de imzalanan Bükreş Antlaşmasına açıklık getirmek amacı ile yapılan sekiz maddelik sözleşme imzalandı. Bu sözleşmenin maddeleri şu şekilde belirlenmiştir;

  • Eflak ve Boğdan Beyleri, Osmanlı Devleti ve Rusya’nın ortak onayı ile yerel meclisler tarafından seçilecek.
  • Rusya’nın onayı olmadan bu beyler görevden alınmayacak.
  • Sırbistan’ın özerkliği yeniden belirtildi ve Sırbistan’ bir anayasa verilmesi kararlaştırıldı.
  • Sırbistan’ın üç kalesinden başka yerde Osmanlı askeri olmayacak.
  • Rus ticaret gemilerine, Osmanlı Devleti’nin limanlarında ve denizlerde ticaret yapma hakkı tanındı.
  • Karadeniz, diğer devletlerinde de ticaret gemilerine açık olacak (Yabancı devletlerin ticaret gemileri Boğazlardan serbestçe geçiş yapabilecekti).
  • Beserabya ve Kafkasya sınırlarında Rusya lehine bazı değişiklikler yapılacak.

Rusya Yunan sorunundan bu durum ile ilk avantajını sağlamış oluyordu. Eflak ve Boğdan’da Osmanlı Devleti’nin bağları zayıflamış oluyordu.

Londra Antlaşması (6 Temmuz 1827)

londra sözleşmesi

4 Nisan 1826 tarihli Petersburg Protokolü’nü, ilk önce Avusturya daha sonra da Prusya kabul etmedi. Fransa bu katılma kararı aldı. 1827 Nisan ayında, Petersburg Protokolü, Osmanlı Devleti’ne tebliği edildi.

Osmanlı Devleti Yunan ayaklanmasını kendi iç meselesi olarak gördüğünü açıklayarak, protokolü kabul etmediğini açıkladı. Bu durum üzerine Rusya, İngiltere ve Fransa tekrar harekete geçtiler. Yunan isyancılar zor bir durumda olmalarından dolayı, İngiltere ve Rusya’yı, Osmanlı Devleti’ne baskı yapmak üzere sıkıştıyordu.

Bundan dolayı, İngiltere, Rusya ve Fransa 6 Temmuz 1827’de Londra’da bir anlaşma imzaladılar. Bu anlaşma altı maddesi açık bir bölüm ile üç maddelik gizli bir kısımdan oluşmaktaydı. Anlaşmanın açık kısmında yer alan kısımlar şu şekilde belirtilmiştir;

  • Üç devlet, bir bildiri ile Osmanlı Devleti’ne başvurup, Osmanlı Devleti ile Yunan isyancılar arasında aracılık yaparak, ateşkesi sağlayacak.
  • Yunanistan’ın iç işlerinde tamamen özerk olması sağlanacak ve Osmanlı Devleti’ne her sene belli bir miktar vergi ödemesi yapacak.
  • Türk ve Yunan vatandaşlarını birbirinden ayırmak için, Yunan topraklarındaki Türklere ait olan mallar Yunanistan’a devredilecek ve bunların bedelleri Yunanistan tarafından ödenecek.

Londra Anlaşmasının gizli kısmında yer alan esaslar da şu şekilde belirlenmiştir;

  • Osmanlı Devleti’nin bu anlaşma şartlarını kabul etmemesi durumunda, üç devlet, Yunanistan ile ticari ilişkilerini geliştireceklerini ve konsolosluk açmak sureti ile de Yunanistan’ın yanında yer alacaklarını.
  • Osmanlı Devleti bir ateşkesi ve Yunanlılar da bu anlaşma esaslarını kabul etmedikleri takdirde bu üç devlet gerekli tedbirleri alacaklarını bildirdiler.

Bu şekilde, Rusya, İngiltere ve Fransa Yunan probleminde birlikte hareket etmiş bulunuyorlardı. Bu tarihten sonra Yunan ayaklanmasının geleceği bu üç devletin eline geçmiş bulunuyordu.

Osmanlı Devleti’nin şimdiye kadar bütün aracılık tekliflerini reddetiğini  de belirterek, bu defa da 6 Temmuz 1827 antlaşmasını kabul etmeyecek olursa, üç devletin ticari çıkarları ve Avrupa’nın barışı açısından gerekli önlemlerin alınacağı bildirildi.

Londra Antlaşması Osmanlı Devleti’ne 16 Ağustos 1827’de bildirildi. Bu bildirimde üç müttefik olarak bahsedilerek “Hıristiyan devletlerin çıkarları” deyiminin kullanılması da dikkat çekmiştir. Osmanlı Devleti Londra Antlaşmasını da kabul etmedi. Mehmet Ali Paşa’dan yeni kuvvetler yollanması da istendi.

Yunan İsyanı Döneminde Navarin Olayı

1827 Eylül başından itibaren İngiltere ve Fransız donanmaları, Mora’ya yeni Mısır askeri kuvvetlerin çıkmasını önlemek ve İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı donanmasını kontrol altında tutmak için, Mora kıyılarını kuşatmaya başladı.

Ekim ayı ortalarında Rus donanması da gelince, Navarin’i kuşatma altına aldılar. İbrahim Paşa’dan ateşkes istediler. İbrahim Paşa, Osmanlı Devleti’nden izin isteyeceğini belirtince, 20 Ekim 1827’de üç müttefik devlet, Osmanlı-Mısır donanmasına saldırdılar. Osmanlı-Mısır donanması tamamen yok edildi.

Navarin olayı, bütün Avrupa’da sevinçle karşılandı. Rusya, Fransa ve Yunanistan’da büyük gösterilere sebep oldu. Metternich ise, Dörtlü İttifak’ın ve Müdahale Sistemi’nin yıkıldığını üzülerek izledi.

Navarin olayına en fazla Rusya sevindi. Osmanlı Devleti aleyhine faydalanmak için harekete geçti. İngiltere’ye Osmanlı Devleti üzerinde baskıya devam etmek amacı ile kendisinin Eflak ve Boğdan’ı işgal etmesini, İngiltere’nin de Boğazlar’ı zorlamasını teklif etti.

Rusya’nın bu davranışı İngiltere’de endişeye sevk etti. Bunun nedeni, Doğu Akdeniz’de Rusya’ya karşı koyabilecek bir donanma gücünün ortadan kalkmış olmasıydı. Diğer bir sebep, Rusya şimdi yayılmacı emellerini daha açık ifade ediyordu.

Osmanlı Devleti, üç devletten de, Navarin’de yakılan donanma için tazminat istedi. Müttefik devletler, suçu Osmanlı Devleti’nin üzerine atarak tazminat talebini kabul etmediler.

Bununla beraber, İngiltere ve Fransa, Mısır askerlerinin Mora’dan çıkmasına yardımcı oldular. İki devlette, Osmanlı Devleti ile savaşa girme niyetinde değildi. Fakat Rusya için bu durum böyle olmadı.

navarin deniz savaşı

1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı

Navarin Olayı Osmanlı-Rus ilişkilerinin bozulmasına ve iki devletin arasında savaş çıkmasına neden oldu.

Osmanlı kamuoyunda Navarin Olayı, büyük heyecan ve tepkilere sebep oldu. Halk bu olayın tek sorumlusu olarak Rusya’yı gördü. II. Mahmut da aynı düşünceleri taşıyordu. Rusya’nın 1821’den beri Osmanlı Devleti’ne karşı düşmanlık beslediği ve iç işlerini karıştırdığı bildirildi.

Osmanlı devlet adamlarının bu düşüncesi ve halkın da bunu desteklemesi sonunda Rusya harekete geçmek üzere hazırlıklara başladı. Osmanlı Devleti sınırlarına asker yığmaya başladı.

Bu dönemde Rusya İran ile savaş halinde bulunuyordu. İran ile barış yapıldıktan sonra Rusya 26 Nisan 1828’de Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti.

Osmanlı Devleti Rusya ile bu dönemde savaşacak bir durumda değildi. Bunun nedenleri arasında şu sebepler gelmektedir.

  • Mora’da çıkan isyanın sıkıntılarının devam etmesi.
  • Navarin’de Osmanlı donanması yakıldığı için savaşa girebilecek bir donanma olmaması.
  • Yeniçeri ocağının Haziran 1826’da kaldırılması ve yeni bir ordunun henüz düzenlenmesi.

Rusya ile yapılan savaş iki cephede devam etmiştir. Bu cephelerden birisi Tuna cephesi, diğeri ise Kafkas cephesidir. Kafkas cephesinde daha başarılı olan Rusya, aynı başarıyı Tuna cephesinde sağlayamamıştı.

Osmanlı ordusu Tuna cephesinde başarılı direniş gösterdi. Eflak ve Boğdan’a kadar geri püskürtülen Rus ordusu, Osmanlı Devleti’nin yardımına hiç bir devlet gelmemesinden dolayı 1829 senesinde kuvvetlerini toplayarak saldırıya geçti.

Ağustos 1829’da Rus kuvvetleri Şumnu’yu aldıktan sonra, Balkan Dağlarını geçip Edirne’ye girdi. Bu tarihe kadar yapılan Osmanlı-Rus Savaşlarında, Rusların Balkan dağlarını geçmesi ilk kez yaşandı.

Edirne’ye kadar giren Rus kuvvetlerinin, İstanbul’a bu kadar yakınlaşması, İstanbul’da çok büyük telaşa sebep oldu. Rus ordusunun bu sırada asker kuvveti sadece 15.000 civarında bulunuyordu. Bu kadar küçük bir kuvvet ile İstanbul’a saldırma ihtimali olmayan Rusya’da telaşa kapıldı.

Bu kadar az kişi ile Türk toprağında bulunmasından dolayı Rus komutanlar da telaşlandı. Çünkü esas kuvvetlerle ve deniz ile bağları kesilmişti.

Bundan dolayı, Osmanlı Devleti’ne barış teklif edildi. Osmanlı Padişahıda barışa çoktan hazırdı. Rusya ile 14 Eylül 1829’da Edirne Barış Antlaşması imzalandı.

Edirne Barış Antlaşması (14 Eylül 1829)

Osmanlı Devleti Edirne Barış Antlaşması ile çok fazla toprak kaybına uğramadı. Edirne Barışı 16 maddelik esas metin ile Eflak ve Boğdan hakkında imzalanan bir senetten oluşmaktadır.

Çar I. Nikola, Rus askerlerinin işgal etmiş olduğu toprakları, “Osmanlı Padişahı’na karşı beslediği samimi dostluk hislerinin ifadesi olarak ” iade etmiştir.
  • Rusya, Tuna cephesinde ele geçirdiği bütün toprakları Osmanlı Devleti’ne geri verecek.
  • Osmanlı Devleti ile Rusya arasında sınır, Prut olarak kalacak.
  • Kars, Erzurum ve Beyazıd’ı yine Osmanlı Devleti’ne terk edecek, sadece Anapa, Poti, Ahıska, Ahilkelek gibi müstahkem mevkiler Rusya’ya bırakılacak.
  • Eflak ve Boğdan’da daha önce tanınmış olan haklar geçerli olacak.
  • Eflak ve Boğdan beyleri hayat boyu seçilecek, belli durumların dışında, Rusya’nın onay olmadan, bu beyler görevden alınmayacak.
  • Eflak ve Boğdan’da oturan Müslüman Türk’ler 18 ay içinde bu bölgeden başka bölgelere nakledilecekler. (Bu madde ile Osmanlı Devleti’nin fiili bağlantısı kesiliyordu).
  • Rus ticaret gemilerine Karadeniz’de ve Osmanlı limanlarında serbest ticaret hakkı tanınıyor, bu durum ile Rus gemilerinin Boğazlar’dan serbest şekilde geçmesi sağlanıyordu.
  • Osmanlı Devleti, 6 Temmuz 1827’de Rusya, İngiltere ve Fransa arasında imzalanan anlaşma ile yine bu üç devlet arasında Londra’da kabul edilen protokolü aynen kabul ediyordu. Osmanlı Devleti böylelikle Yunanistan’ın bağımsızlığını kabul ediyordu.
  • Osmanlı Devleti Edirne Antlaşması ile Rusya’ya 137 milyon Frank savaş tazminatı ödeyecek.

Yunanistan’ın Bağımsızlığı Kazanması

Osmanlı-Rus savaşının devam ettiği dönemde,Yunanistan’daki olaylar da devamlı surette Osmanlı Devleti’nin aleyhine gelişti. Rusya,İngiltere ve Fransa, Yunan sorununu tamamen kendi ellerine aldılar.

  • Üç devlet, Londra’da 19 Temmuz 1829’da kabul ettikleri bir protokol ile Fransa’nın Mora’ya büyük bir askeri kuvvet çıkarmasına karar verdi.
  • Kabul edilen bu protokol sonunda İbrahim Paşa kuvvetleri Mora’dan çıkmak zorunda kaldı.
  • Fransız kuvvetlerinin Mora’ya gelmesi üzerine, Yunanlılar hemen harekete geçerek İbrahim Paşa kuvvetlerinin elindeki yerleri alarak topraklarını genişlettiler.
  • Mısır kuvvetlerinin çekilmesi üzerine de, üç devlet 16 Kasım 1828’de Londra’da imzaladıkları bir protokol ile de, Mora yarımadası ve kıyılarınındaki adaları üç devletin garantisi altına aldılar.
  • 22 Mart 1829’da Londra’da yeni bir protokol imzaladılar, buna göre Yunaistan, Osmanlı Devleti’ne bağlı bağımsız bir devlet haline getirildi.
  • Yunanistan bir krallık olacak ve başına Hristiyan bir prens atanacak, bu prens İngiltere, Rusya ve Fransa hükümdar ailelerinden olmayacak.
  • Yunanistan’ın kuzey sınırları, doğuda Volo Körfezi ile batıda Arta körfezi arasında çizilen bir çizgi olacak.

Bu protokol imzalandığı zaman, bu sınırları ne Yunanistan ne de Osmanlı Devleti kabul etti. Yunanlılar bu sınırların çok küçük, Osmanlı Devleti’de çok büyük buldu. Lakin Osmanlı Devleti Edirne Barışı ile olduğu gibi kabul etmek zorunda kaldı.

Bunun üzerine İngiltere, Fransa ve Rusya Londra’da 3 Şubat 1830’da yeni bir protokol imzaladılar. Bununla artık Yunanistan’ın Osmanlı Devleti’ne bağlılığından söz edilmiyor, tamamen Yunanistan’ın bağımsızlığından söz ediliyordu.

3 Şubat protokolü de, Yunan Krallığı için 22 Mart 1829 Protokolü’nün esaslarını kabul etti. 3 Şubat 1830 günü imzalanan ikinci bir protokol ile Yunan Krallığına, Prens Leopold’un getirilmesine karar verildi.

Bu karar aynı gün Prens Leopold’a bildiridi. Kendisi, 12 Şubat’ta verdiği cevapta, Yunan Krallığını kabul edebilmesi için, Yunanistan’ın sınırlarının genişletilmesini ve dış saldırılara karşı garanti istedi. Devletler bu isteklerini kabul etmeyince, Leopold Yunan Krallığını kabul etmedi.

Üç devlet 13 Şubat 1832’de imzaladıkları yeni bir protokol ile Yunan Krallığına Bavyera Kralı I. Louis’in oğlu Prens Otto’yu getirdiler. Otto, 1862 tarihine kadar Yunan tahtında kaldı ve bu tarihte çıkan bir ayaklanma ile tahtan indirildi.

Yunanlılar, yerine Danimarka Kralı’nın oğlu olan I. George’yi tahta çıkardılar. I. George’un hanedanı, Yunanistan’daki 1967 Nisan darbesine kadar devam etmiştir.

Bu şekilde Yunanistan bağımsızlığını kazanmış oluyordu. Bağımsız bir Yunanistan’ın kuruluşu Osmanlı Devleti’nin dağılmasında bir başlanıç noktası oluşturmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı bulunan milletler için, Yunan Krallığı örnek olacaktır.

BU YAZILARIMA DA GÖZ ATMAK İSTER MİSİNİZ?
YARARLANDIĞIM KAYNAKLAR

Prof. Dr. Fahir Armaoğlu, 19. yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914)


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu