fbpx
Osmanlı Tarihi

Islahat Fermanı Hakkında Bilinmesi Gereken 10 Önemli Sır

Islahat Fermanı, Tanzimat Fermanı’nın ilan edilmesinden sonraki dönemde özellikle Hristiyan vatandaşlara yeni haklar tanıyan 18 Şubat 1856 tarihli ferman.

Kırım Savaşı’na yol açan olaylar, Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşayan Hristiyan halkın ayrıcalıkları sebebi ile çıkmıştı. Bu ayrıcalıklar Paris Antlaşması ile devletlerin ortak garantisi altına alındığına  göre, Paris Kongresi’nde bu konuda da bir karar alınması doğaldı.

Osmanlı Devleti’nde yaşayan Hristiyanların hak ve ayrıcalıkları konusu ilk defa 8 Ağustos 1854 tarihinde İngiltere, Fransa ve Avusturya arasında kabul edilen “Dört Nokta” da ele alınmıştı.

Buna göre, bu hak ve ayrıcalıkların devletlerin ortak garantisi altında olduğu belirtilerek, Rusya’nın Osmanlı Devleti’ndeki Ortodokslar üzerindeki kontrolünü önlenmek istendi. Bundan dolayı, bu konu Paris Kongresi’ne taşınmış oldu. Bu kongrede yapılan tartışmalarda, birbirinden ayrı görüşler ortaya çıkmıştır.

Rusya’ya göre, Osmanlı Devleti içinde yaşayan Hristiyanların ayrıcalıkları ortak garanti alınmalı ve konu Paris Kongresi’nde mutlaka kayıt edilmeliydi. Bakıldığı zaman bu görüş “Dört Nokta’dan” farklı değildi.

Rusya’nın amacı Hristiyanların hak ve ayrıcalıklarını ortak garantiye almak suretiyle, Osmanlı Devleti’nin içişlerine müdahale etmekti. Avrupalı devletler Rusya’nın bu niyetini anlayarak bunu kabul etmediler.

Rusya’nın bu görüşünün karşı tarafında yer alan ve en yumuşak formül ise, Osmanlı Devleti tarafından geldi. Osmanlı Devleti’ne göre, kendisi Hristiyan uyruklara hak ve ayrıcalılarını bir ferman ile tekrar açıklamalı ve bu işi büyütmeden kapatmalıydı.

Bütün bu gelişmeler sonucunda Padişah Abdülmecit, 18 Şubat 1856’da, yani Paris Kongresi’nin devam ettiği sırada, Islahat Fermanı’nı yayınladı. Islahat Fermanı, Paris Antlaşması’nın 9. maddesinde de geçiyor ve devletler fermanın kendilerine de bildirildiğini ve bundan da mutluluk duyduklarını belirtiyorlardı.

Bundan sonra, Osmanlı Devleti’nin bir iç sorunu gibi gözüken Islahat Fermanı, aslında uluslararası bir nitelik kazanmıştır.

İçerik

Islahat Fermanı Nedir?

ıslahat fermanı nedir

1856 Islahat Fermanı, 20 konuda Hristiyanlar ile Müslümanlar arasında eşitlik sağlamayı amaç edinmiş bir belgedir. Bu eşitlik çerçevesinde, Hristiyanlar, kendilerine tanınan yeni haklarla, Müslümanların düzeyine getiriliyor ve bu suretle de iki din mensuplarının birbirleri ile kaynaşmalarına çalışılıyordu.

Islahat Fermanı, kaynağını ve ortaya çıkış sebebini yabancı devletlerden almaktaydı. Avrupa devletleri istediği için yayınlanmıştır ve yabancı kaynaklı bir fermandır. Islahat Fermanı, Osmanlı Devleti tarafından dış politik sebepler sonucu açıklanan bir fermandır.

Islahat Fermanı, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş döneminde devletin yıkılmaktan kurtarılabilmesi amacıyla; dini kuruluşlar, kişi hakları ve yeni kurumların kurulması konularında yapılması düşünülen köklü değişiklikler için Sultan Abdülmecid zamanında yayımlanmış olan fermandır.

Islahat Fermanı yabancı devletlerin hazırladığı ve Osmanlı Devleti’nin kabul etmek zorunda kaldığı bir ıslahat programıdır. Osmanlı Devleti, bu fermanı kendisinin ilan ettiğini dünyaya açıklamakla, egemenlik haklarını sadece şekil yönünden kurtarmış oluyordu.

Gerçekte ise, Osmanlı İmparatorluğu’nun Hıristiyan halkın refahını düşünmek ve bu konuda gerekli kararları almak bundan sonra Avrupa büyük devletlerinin eline geçiyordu.

Islahat Fermanı Maddeleri

Tanzimat Fermanı gibi, Osmanlı tarihinde yeni bir devrin başlangıcı olarak kabul edilebilecek olan Islahat Fermanını bölümlere ayırmak mümkündür. 18 Şubat 1856 Islahat Fermanı, 20 noktada Hristiyanlar ile Müslümanlar arasında eşitlik sağlamayı amaç edinen bir belgedir.

Bu eşitlik sonucunda, Hristiyanlar, kendilerine tanınan yeni imtiyazlarla, Müslümanların düzeyine getiriliyor ve bu surette de iki din mensuplarının birbirleriyle kaynaştırılmasına çalışılıyordu.

Bu amaçla Islahat Fermanı’nın da alınmış olan tedbirler ve belirtilen ilkeleri şu bölümlere ayırmak mümkündür:

  • Eski hak ve imtiyazların güçlendirilmesi
  • Din ve mezhep serbestliği
  • Hristiyan ve Müslüman olmayan diğer halkın din ve mezheple ilgili hak ve yetkileri
  • Hristiyan ve Müslüman olmayan diğer halka tanınan siyasi haklar
  • Hristiyan ve Müslüman olmayan diğer halkı ilgilendiren sosyal ve kültür haklar
  • Müslüman halk ile Hristiyan halk arasındaki ilişkilerden doğan adalet işleri
  • Hristiyan halkın kendi arasındaki ilişkilerden doğan adalet işleri
  • Hristiyan ve Müslüman olmayan diğer halkın askerlik meselesi
  • İdari kararlar
  • Mali kararlar
  • Bayındırlık kararlar
  • Çeşitli kararlar

ıslahat fermanı bölümleri

Eski Hak ve İmtiyazların Belirtilmesi

Osmanlı İmparatorluğu’nda her din ve mezhepten olan halka Tanzimat Fermanı kanunları ile söz verilmiş olan garantiler tekrar belirtilerek teyit edilmiştir. Osmanlı Devleti’nde Hristiyan olan ve bundan başka da Müslüman olmayan halkına daha önceden verilmiş olan din ve mezhep açısından imtiyaz ve muafiyetler bu defa da kalıcı hale gelmiştir.

Din ve Mezhep Özgürlüğü

Osmanlı İmparatorluğu’nda her türlü din ve mezheb sahibi olan kişilerin dinini özgürce yaşayabileceği bildirilmiştir. Hiç kimse dininin gereğini yapmak konusunda engellenmeyecek ve bu yüzden de eziyet ve sıkıntı çekmeyecektir. Bunun yanında din ve mezhep değiştirme konusunda kimse zorlanmayacak.

Hristiyan ve Müslüman Olmayan Diğer Halkın Din ve Mezheple İlgili Hak ve Yetkileri

  • Osmanlı Devleti’ndeki yabancı cemaatlerden her biri belli bir zaman içinde, sahip olduğu imtiyaz ve muafiyetlerini inceleyerek, günün şartları ve gereğine uygun göreceğini ıslahatı, Hükümetin gözetimi altında, patrik tarafından kurulacak meclisler tarafı ile inceleyecek ve hükümete sunacak.
  • Fatih Sultan Mehmet ile sonradan yerine geçen padişahlar tarafından patriklere ve piskoposlara verilmiş olan yetkiler, hükümet tarafından kendileri için kabul edilmiş, yeni esaslara uygun hale getirilecek.
  • Osmanlı Hükümeti ile çeşitli yabancı cemaatlerin din yetkisini taşıyan başkanları arasında kararlaştırılacak bir yönteme göre patrik, metropolit, delege, piskopos ve hahamların tayin ve atanmalarında yemin usulü sürekli hale getirilecek.
  • Rahiplere her ne şekil ve isimde olursa olsun verilmekte olan hediyeler ve paralar kaldırılacak ve yerine patriklere ve cemaat liderlerine belirli bir maaş tahsis edilecektir. Diğer rahiplerin rütbe ve makamlarının derecesine göre belirlenecek bir maaş tahsis edilecek.
  • Hristiyan rahiplerin taşınır ve taşınmaz malları, zarar görmeyecek şekilde, rahipler ile halk temsilciliklerinden kurulan meclisler tarafından idare ve kontrol edilecek.

Hristiyan ve Müslüman Olmayan Diğer Halka Tanınan Siyasi Haklar

  • Osmanlı Devleti’nin idaresi altında bulunan halkın tamamı hangi miletten olursa olsun, Osmanlı Devleti’nin hizmetine ve memurluklarına kabul edilecektir. Bu kişiler yeteneklerine ve ustalıklarına göre kanunlara uygun olarak memurluklarda kullanılabilecek.
  • Eyalet ve sancak meclislerinde müslüman, hristiyan, yahudi ve rumlardan oluşan üyelerin seçim usullerinin güvenliğini sağlamak ve oyların özgürlüğünü temin etmek için bu meclislerin düzenlenmesi ve oluşumu hakkında geçerli kanunlar yeniden düzenlenecek.
  • Yabancı cemaat başkanları ile, hükümet tarafından seçilecek olan birer memur, halkın bütününü ilgilendiren işlerin görüşülmesinde Meclis-i Vâlâ’da bulunmak üzere Sadrazam tarafından davet edilecek.
Meclis-i Vâlâ, Tanzimat döneminde Osmanlı Devleti’nin günümüzün Yargıtay ve Danıştay gibi eşdeğeri olarak hizmet veren üst kuruludur.

Hristiyan ve Müslüman Olmayan Diğer Halkı İlgilendiren Cemiyet ve Kültür Hakları

  • Irk, mezhep ve dil farklılıkları nedeni ile Osmanlı Devleti’nin idaresi altında bulunan topluluklar bir sınıfı diğer diğer sınıfa nazaran küçülten bütün sözler ve ayırt edici ifadeler devlet yazışmalarından tam ve kesin olarak kaldırılacak.
  • Osmanlı Devleti’nin idaresi altında bulunan topluluklar, okulların yürürlükte bulunan kural ve düzenlerinde yaş ve sınav konusunda belirlenmiş olan şartları sağladıkları takdirde hiçbir ayrım yapılmaksızın devletin askeri ve sivil okullarına kabul edilecek.
  • Her türlü cemaat eğitim ve sanat okulları açmaya yetkilidir. Fakat bu gibi genel okulların ders konularının tesbiti ve öğretmenlerin seçimi, üyeleri hükümet tarafından kararlaştırılacak, karma bir eğitim kurulunun denetim ve incelemesine tabi tutulacak.

Müslüman Halk ile Hristiyan Halk Arasında  ve Hristiyan Halkın Kendi Aralarındaki İlişkilerden Doğan Adalet İşleri

  • Müslüman halk ile Hristiyan halk arasında yahut Hristiyanlar ile Hristiyan olmayan diğer mezheplere bağlı olanlar arasında çıkacak ticaret ve cinayet davaları karma mahkemelerde görülecek.
  • Davalar bu mahkemelerde açık olarak görülecek.
  • Taraflar, mahkemelerde hazır bulunacak, gösterdikleri şahitler şahitliklerini her zaman mezhepleri üzerine yapacakları birer yemin ile doğrulayacak.
  • Medeni hukuk ile ilgili davalar da eyalet ve sancak karma mahkemeler, vali ve kadının önünde,  şer’i ve yeni kanunlar usulünde görülecek.
  • Bu mahkemelerde de davalar açık olacak.

Hristiyan  ve Müslüman Olmayan Diğer Halkın Askerlik Görevi

  • Vergide eşitlik diğer yükümlülüklerde eşitliği, haklar yönünden eşitlik de görevlerde eşitliği gerektirdiğinden Hristiyan ve Müslüman olmayan diğer halk, Müslüman halk gibi askerlik bakımından daha önceden verilmiş kararlara uymak zorundadır.
  • Müslüman olmayan halkın orduda kullanılması şekilleri hakkında gerekli düzenlemeler yapılcak ve en kısa zamanda yayınlanıp açıklanacaktır.

İdari Kararlar

  • Jandarma teşkilatı, başkentte, il ve köylerde kendi işi ve gücü uğraşan bütün halkın can ve mal güvenliğini sağlamaya yetkili bir hale getirilecek.
  • İnsan hakları ile adalet haklarını uygun hale getirmek için cezaevlerinin ve cezaevlerinde bulunacaklara uygulanacak usullerin en kısa zamanda iyileştirilmesine başlanacak.
  • Cezaevlerinde, disiplin kurallarına uygun olanların dışında kesinlikle işkence edilmeyecek ve insan bedenine zarar verilmeyecek.
  • Disiplin kurallarına aykırı davranan memurlarla, onların kanunsuz emirlerini yerine getirenler ceza kanunları gereğince tespit edilip cezalandırılacak.
Tanzimat Fermanının ilan edildiği 1839 yılı ile Asakir-İ Zaptiye Nizamnamesi (Askeri Kolluk Tüzüğü)’nin yürürlüğe girdiği 14 Haziran günü birleştirilerek, 14 Haziran 1839 tarihi, Jandarma’nın kuruluş tarihi olarak kabul edilmiştir.

Mali Kararlar

mali hükümler

  • Osmanlı Devleti’nin her sene için gelir ve giderini gösteren bütçesinin oluşturulması konusunda daha önceden kabul edilmiş olan kanun hükümleri kesin bir şekilde özenle uygulanacak.
  • Osmanlı halkından sınıf ve mezhep farkı bakılmaksızın vergi alınacak.
  • Bu vergilerin ve aşarın alınmasında yapılan haksızlıkların ortadan kaldırılması için gerekli önlemler hızlı bir şekilde araştırılacak.
  • Vergilerin aracısız alınması usulü, yavaş yavaş uygulanması mümkün oldukça devletin iltizam usulü yerine geçecek.
  • Devletin parası ile mali işlerde itibar sağlanacak, banka ve bunu gibi kurumlar kurularak imparatorluğun servet kaynakları olarak değerlendirilecek.
Aşar vergisi; Osmanlı devleti döneminde köylülerden, ürettikleri tarım ürünleri için %10 oranında alınan vergi. Osmanlı Devleti’nin temel gelir kalemini oluşturan vergi, arazi para ile sulanıyorsa yirmide bir oranında verilirdi.

Bayındırlık İle İgili Kararlar

  • Bayındırlık işleri için, devlet tarafından ayrılacak para ile yapılacak olan kara ve deniz yollarından faydalanılacak olan eyalet ve sancaklardan bu işe harcanmak amacı ile özel bir vergi alınacak.
  • Ülkenin mali kaynaklarını değerlendirmek ve arttırmak için ulaştırmayı daha kolay hale getirecek yollar yapılacak ve kanallar açılacak.
  • Ticaret ve tarımın gelişmesine engel olabilecek her türlü zorluklar ortadan kaldırılacak.
  • Ticaret ve tarımın gelişmesi için de Avrupa’nın eğitim, bilim, sermaye ve tekniğinden faydalanabilinmesi için gerekli çareler etraflıca incelenerek zaman içinde bunlar kullanılacak.

Çeşitli Kararlar

  • Rüşvet, haksızlık ve kargaşalığın yasaklandığına dair belirtilen kanun kararları hangi sınıf ve memuriyette olursa olsun, Osmanlı Devleti’nin çatısı altında yaşayan bütün milletlere doğru şekilde uygulanacak.
  • Devletin kanunlarına ve belediye zabıta kanunlarına uymak ve yerli halkın verdikleri vergiyi vermek üzere, Osmanlı Hükümeti ile yabancı devletler arasında kararlaştırılacak esaslar dairesinde yabancılara emlak edinme hakkı verilecek.

Kararları gruplandırarak sıralanan Islahat Fermanı, Tanzimat Fermanı’nın bir devamı gibi kabul edilse de açıklandığı dönemin şartları bakımından olduğu kadar kapsadığı yeni kararlar bakımından  da ondan ayrılır.

Islahat Fermanı ile alınan bütün bu tedbirler ile, Müslümanlar ile Hristiyanlar arasında bir eşitlik düzeni kurulmaya çalışılmıştır. Bu açıdan bakınca da, Tanzimat Fermanı ile Islahat Fermanı arasında bir ayrılık yoktur. Bu iki ferman arasında, başka bakımlardan farklar bulunmaktadır.

Islahat Fermanı İle Tanzimat Fermanı Arasındaki Farklar

Tanzimat Fermanı (Gülhane Hattı Hümayun) ile Islahat Fermanı, her iki fermanda Osmanlı Devleti’nin zorlu dönemler geçirdiği sırada hazırlanmıştır. Tanzimat Fermanı Osmanlı-Mısır savaşının son dönemlerinde, Islahat Fermanı’da Kırım Savaşı’nın sonlarına doğru kaleme alınmışlardır.

Tanzimat Fermanı ile Islahat Fermanı arasındaki farkları şu şekilde belirtebiliriz:

  • Tanzimat Fermanı, Mustafa Reşit Paşa tarafından yabancı bir devlet etkisi görülmeksizin hazırlandığı halde, Islahat Fermanı’nın esasları Mehmet Emin Ali Paşa ile İstanbul’da bulunan Fransız ve İngiliz Elçileri arasında kararlaştırılmıştır.
  • Islahat Fermanı, kaynağını ve ortaya çıkış sebebini yabancı devletlerden almaktadır. Yabancı devletler istediği için yayınlanan bir fermandır ve yabancı kaynaklıdır. 
  • Islahat Fermanı dış politikada yaşanan olaylar sonunda yayınlanan bir ferman iken, Tanzimat Fermanı’nda bu özellik gözükmemektedir.
  • Tanzimat Fermanı yayınlandıktan sonra yabancı devlet elçilerine sadece, bilgi edinmeleri amacıyla bildirildiği halde Islahat Fermanı Paris Konferansı Devletlerine Paris Antlaşmasının bir maddesinde işaret edilmek izni ile gönderilmiştir.
  • Tanzimat Fermanı, bütün halkın canı, malı, ırz ve namusu gibi doğal olan haklarının güvenliğini sağlamak, vergi düzeninin ve askerlik görevinin adalet esasına uygun bir şekilde düzenlenmesini sağlamak konusundaki prensipleri tespit etmiştir.
  • Tanzimat Fermanı’nda halkın tamamına veya bir kesimine verilmiş olan siyasi haklar söz konusu değildir. Islahat Fermanı’nda ise Müslüman olmayanlara, bütün devlet memurluklarına atanmak ,eyalet meclislerinde ve Meclis-i Vâlâ’da temsil edilmek gibi siyasi haklar da verilmiştir.
  • Islahat Fermanı’nda konu olarak ele alınan kişiler, sadece Hristiyan vatandaşlardır. Bu ferman onlar için yayınlanmıştır ve onlara bir takım yeni haklar tanımak için çıkarılmıştır. Müslümanlar hakkında yeni bir hak söz konusu değildir.
  • Tanzimat Fermanı ise, Müslüman-Hristiyan farkı gözetmemiş, bütün Osmanlı İmparatorluğu vatandaşlarını göz önüne aldığı için, adeta bir insan hakları demeci niteliğinde ortaya çıkmıştır.
  • Islahat Fermanı’nın Paris Antlaşmasına girmesi ve bu surette Osmanlı Devleti’nin iç ve dış siyasetinde bir yabancı müdahalesine açık kapı bırakmasına neden olmuştur.   

Islahat Fermanı Amacı

1856 Islahat Fermanı ile, Osmanlı Devleti’nin idaresi altında bulunanların bütünü,  içerisinde yaşayan gayrimüslimlere yönelik bir takım hakların verilmesini içermektedir.

Fransız İhtilali’nin ortaya çıkardığı milliyetçilik akımlarından etkilenerek Balkanlar’da isyanlar çıkarmakta olan azınlıkları Osmanlı Devleti’ne bağlamayı amaçlamaktadır ve bundan dolayı amaçlanan hedeflerden biri de Avrupalı devletlerin azınlıkları bahane ederek Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmasını önlemektir.

Bu konuda da Islahat Fermanı’ndan, Paris Antlaşması’nın dokuzuncu maddesinde şu şekilde bahsedilir:

Padişah, halkının refahı için sarfetmekte olduğu devamlı yardımları yolunda din ve ırk farkı gözetmeksizin, tamamının durumunu düzeltmekle beraber İmparatorluğun Hristiyan halkı hakkında yardım ve iyilik niyetlerini kuvvetlendiren bir yüksek ferman armağan etmiştir.

Bu konudaki asil düşüncelerine bir delil göstermek istediklerinden bağımsız iradelerinden ortaya çıkmış olan bu Islahat Fermanı’nın Paris Antlaşması devletlerine bidirmeyi uygun bulmuştur.

Osmanlı Devleti, Sultan Abdülmecid döneminde ilan ettiği 1856 Islahat Fermanı ile ne kendi halkı ile olan hükümdarlık işlerine ve ne de devletinin iç işlerine ayrı veya ortak olarak müdahale edilmesini önlemek için hiçbir halde Paris Antlaşması devletlerine bir hak ve yetki vermemeyi amaçlamıştır.

Islahat Fermanı, bir Osmanlı toplumu oluşturmayı amaçlar. Irk, dil, din vb. ayrımı yapmadan bir Osmanlı milleti oluşturmayı amaçlar ki 19. yüzyılda devletin kötü gidişatını durdurmak amacıyla ortaya çıkan fikir akımlarından Osmanlıcılık kapsamındadır.

Osmanlı Devleti, Kırım Savaşına, Rusların ortodoks halk hakkındaki avuktlığına son vermek için girdiği ve bu savaşta da galip devletlerden birisi olduğu halde, Paris Antlaşması devletlerine antlaşmanın dokuzuncu maddesi ile Hristiyan ve Müslüman olmayan diğer milletlerin avukatlığı verilmiş oluyordu.

Islahat Ferman’nın maddeleri, Tanzimat Fermanı’na göre daha gerekli ve daha genişdi. Tanzimat Fermanı’nda  olduğu gibi, Islahat Fermanı’nında da esas düşünce,halkı ırk ve din farkı gözetmeksizin kaynaştırmak ve imparatorluğun kaderi ile ilgili bir Osmanlı topluluğu yaratmaktı.

Bu, hukuksal açıdan olmasa bile işleyiş açısından böyle olmuştur. Islahat Fermanı bu yüzden Osmanlı kamuoyu üzerinde derin etkiler yapmıştır.

ıslahat fermanına tepkiler

Islahat Fermanının Sonuçları

Islahat Fermanı ile konu oalrak ele alınan kişiler, sadece Hristisyan uyruklardır. Bu ferman onlar için yayınlanmıştır ve onlara yeni bir takım haklar tanımak için çıkarılmıştır. Müslümanlar için herhangi bir yeni hak söz konusu olmamıştır.

1856’dan 1876 tarihine kadar devam eden dönem, Osmanlı İmpratorluğu’nda “Islahat Fermanı Dönemi’ni” oluşturur. Bu dönemin en öenmli sonucu, Islahat Fermanı’na dayanan devletletlerin, Osmanlı Devleti’nin iç işlerine bu tarihten sonra daha fazla karışmaları olmuştur.

1856 Islahat Fermanı genel olarak Hristiyan “millet”lerin anayasal gelişmesinin başlangıcı olmuş, onların  ulusal bağımsızlık isteklerinn bir manifestosu olmuştur. Müslüman halk arasında buna karşı ilk siyasal ve kısmen askeri tepki çok geçmeden başlayacaktır.

Islahat Fermanının Osmanlı Devlet Yetkilileri Açısından Sonuçları

Islahat Fermanı’na en büyük eleştiri o dönemde hükümette olmayan Mustafa Reşid Paşatarafından gelmiştir. Padişaha sunduğu bir muhtırada Reşid Paşa, bu belgenin Yüksek Şura’da ya da özel bir meşrevet meclisinde tartışılmadan Avrupa elçileriyle iki hükümet görevlisi arasında kapalı bir komisyonda hazırlandığını bildirmiştir.

Tanzimat Fermanı’nın gerekli herşeyi kapsadığı halde bu ikinci belge ile gereksiz, aşırı ve egemenliğe aykırı imtiyazlar verildiğini, başkentten uzak bölgelerde Hristiyan halk ile Müslüman halk arasında çatışmalara yol açacağını, bu belgenin Paris Barış Antlaşması metninde geçmesi yüzünden de reformların uluslararası bir sorun olmasına yol açabileceğini belirtmiştir.

Islahat Fermanı’nın yürürlüğe girdiği dönemde Dışişleri Bakanı olan Fuat Paşa ise bunun tam tersine, Paris Antlaşması’na bu belgenin yayınlanmış olduğunun belirtilmesi ile yabancı devletlerin müdahalesinin önüne geçileceği sonucuna varmıştır.

Reşid Paşa’ya göre, bu oldu bitti karşısında yapılacak olan şey söz verilen reformların acilen yerine  getirilmesi ve antlaşmadaki bu maddeyi geçersi hale getirmekti.

Mustafa Reşid Paşa, bu konular üzerinde fikirlerini açıkladığı dönemde, hükümetteki konumunu kaybetmişti. Buna rağmen halkın gözünde nüfuzunu korumaktaydı. Bu sebeple eleştirileri halk arasında yayılarak büyük etki yapmıştır.

Devlet adamları arasında, Islahat Fermanı’nın  çekişmesi sürüp giderken İmparatorluğun Müslüman halkı da kendine göre Islahat Fermanı’nı yorumluyordu.

Islahat Fermanının Müslüman Halk Açısından Sonuçları

Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan Islahat Fermanı’na gelinceye kadar Hristiyan halka can ve mülk dokunulmazlığı ve vicdan özgürlüğü tanınmıştı. Hristiyanlar bunun dışında geleneklerine göre kendi işlerini yönetmek haklarına da sahip bulunuyorlardı.

Müslüman halk ile aralarında mevcut fark, devlet idaresinde, ordu ve adliyede kendilerine  yer verilmemiş olması idi.  Osmanlı İmparatorluğu’nun gerilemeye başladığı dönemden itibaren Hristiyanlara bazı anlamsız düzenlemeler getirilmiş olsa da, bunlar mahalli ve yerel anlamda kalmıştır.

Osmanlı Devleti’nde, Türk yönetiminin bu hoşgörülü ve haysiyetli karakterine karşın Müslüman ve Hristiyan halk en çok devlet idaresine katılım konusunda eşit haklara sahip bulunmuyorlardı.

Islahat Fermanı ile gayri müslimlere ve yabancılara özel haklar tanınması, imparatorlukta edindikleri maddi zenginliklerine şimdi siyasal hakların da ilave edilmesi müslümanların da tepkisine yol açtı.

Islahat Fermanı’nın ilan edilmesi sonucunda, Müslüman halk ile Hristiyan halkın haklar açısından eşit olacağının açıklanması, Müslümanlar açısından hoş karşılanmadı.

Islahat Fermanının Hristiyan Halk Açısından Sonuçları

Islahat Fermanı, Osmanlı Devleti’nde yaşayan tüm milletlerin hukuk açısından eşitliği prensibini içerdiğinden dolayı bu fermandan en çok Hristiyan halkın memnun olması gerekirdi.

Islahat Fermanı’na en çok tepki Hristiyanlar tarafından gösterilmiştir. Rum papazları, cemaatlerine önceden verilmiş olan imtiyazlar sayesinde ortodoks halkın idaresini ellerinde tutuyorlardı ve bu imtiyazlarını kötüye kullanarak ortodoks halkı istedikleri gibi yönlendiriyorlardı.

Fakat Islahat Fermanı ile, rahiplere bir takım isim ve şekilde verilmekte olan armağan ve bahşişler kaldırılacağı için papazlar artık bunlardan yararlanıp zengin olamayacaklardı.

Islahat Fermanı’nda bunun dışında, diğer cemaatler gibi Rum cemaatinin de imtiyaz ve muafiyetlerinin incelenerek zamanın şatlarına uygun bir duruma getirileceği belirtilmişti. Papazlar bu durumdan da memnun olmamamışlardır.

Cemaatlerinde yapılacak ıslahat ile yetkilerinin azalacağını ve üzerlerinde devlet ağırlığının artacağını anlıyorlardı.

Islahat Fermanı’ndan köylü, esanf ve tüccar Rumlar da memnun olmamışlardır. Islahat Fermanı’nda anlamını bilmedikleri “hukuk yönünden eşitlik” ibaresinin yanında anlamını çok iyi bildikleri ve kendileri için yeni yükümlülük olan dört yıllık askerlik hizmeti gelmişti.

Kendilerinde vatandaşlık ruhu mevcut olmadığı için askerliğe karşı hiçbir ilgi ve heves duymuyorlardı. Hatta askerlik hizmetini kendi işleri için büyük engel olarak görüyorlardı.

Ermeniler ve Yahudiler de Islahat Fermanı’na tepki göstermişlerdir. Sarraflık, komiyonculuk ve ticaret gibi yüksek gelir sağlayan işlerle uğraşarak rahat bir yaşam süren bu grup, fermanın kendilerine nasıl bir maddi menfaat getireceğini bilemiyorlardı.

Sonuç olarak Islahat Fermanı, ilk dönemlerde Hristiyanlar arasında, sayısı az olan aydınlar hariç, halkın büyük çoğunluğu tarafından şüphe ile karşılanmıştır.

istanbul elçileri

Islahat Fermanın İstanbul’daki Elçiler Açısından Sonuçları

Islahat Fermanı hakkında devlet adamlarının ve halkın iki kutuba bölündüğünü gören ve anlayan elçiler, bu durumu kullanmaya çalışmışlardır. Fransız Elçisi fermanın bu şekilde hazırlanmış olmasından İngiliz Elçisini sorumlu tutmuştur.

Osmanlı Devleti’nin bu kadar fedakarlık edeceğini zannetmiyorduk, İngiliz Elçi Canning ne söyledi ise Bakanlar kabul ettiler. Eğer biraz daha beklemiş olsaydılar kendilerine bir derece yardım ederdim. Fransa’nın İstanbul Büyükelçisi

İngiliz Elçisi ise kendisini savunmak için, fermanın hazırlanmasına çalışıldığı dönemlerde, Ali Paşa’nın fermana konan hükümleri Osmanlı Devleti’nin devamı için gerekli gördüğünü belirterek kendisinin müdahalesinin olmadığını, İmparatorluğunun ihtiyaçlarını Ali Paşa kadar iyi bilemeyeceğini ileri sürerek kendisine yapılan suçlamalardan kurtulmak istemiştir.

Islahat Fermanının Uygulanmasında Yaşanan Zorluklar

Islahat Fermanı’nda geçen hükümlerin uygulanmasını önleyen engeller üç kaynaktan oluşuyordu. Bu engeller şı şekildedir:

  • Osmanlı Devleti’nin yapısı
  • Avrupa’nın Fransız İhtilali’nden beri siyaset, toplum ve ekonomi alanında yaşadığı gelişmeler
  • Paris Antlaşması’na katılan devletlerin Osmanlı İmparatorluğu’nun içişlerine karışmaları

Osmanlı Devleti’nin Yapısından Kaynaklanan Zorluklar

  • Osmanlı Devleti’nin kanun ve nizamlarının teokratrik bir yapıya sahip olması ve devlet idaresini elinde bulunduranların da doğal olarak Müslüman olması.
  • İmparatorluğun genel kamuoyunu Müslüman halkı temsil etmesi.
  • Müslüman kamuoyunun, Hristiyan cemiyet karşısında kesin bir birlik gösterememesi.
  • Osmanlı İmparatorluğu’nun ideolojisinin ümmet anlayışına sahip olması.
  • Osmanlı Devleti’nde vatan anlamının henüz doğmamış olması.
  • İmparatorluğun tek birleştirici unsurunun Osmanlı hanedanı olması.
  • Islahat Fermanı’nı tecrübe edilmeye değer bir program olduğuna inanan aydınların sayısının az olması
  • Islahat Fermanı’nın Fransız Devrimi’nin, ortaya koymuş olduğu bazı prensipleri içermesi. 

Avrupa’daki Gelişmelerden Kaynaklanan Zorluklar

  • Fransız İhtilali’nin ortaya çıkarmış olduğu milliyet, milli hakimiyet ve laiklik prensiplerinin, Avrupa’daki devletlerde eski kanunlarının yerine geçmesi.
  • 1830 Fransız İhtilali’nden sonra Avrupa’daki devletlerin bir çoğunda milliyetçilik ve meşrutiyet isyanlarının başlaması.
  • Avrupa’da başlayan isyanlar sonucunda milliyetçilik fikrinin hızlı bir şekilde yayılması ve yeni devletlerin meydana çıkması.
  • Avrupa’daki hükümdarların yerlerini koruyabilmek amacı ile anayasalarında değişiklik yaparak halka birtakım siyasi haklar vermek zorunda kalmaları.
  • 18. yüzyılın sonlarında İngiltere’de başlayan sanayi inkilabının, Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki yıkıcı etkileri.
  • Avrupa’da yayılan milliyetçilik ve milli duygular ortaya çıkması sonucunda, imparatorluğun içinde yaşayan Hristiyan halkı arasında da, imparatorluktan ayrılma girişimlerinin kuvvetlenmesi.
  • Ekonomik gelişmenin etkisi ile siyasi ihtirasları artan Avrupa devletlerinin, Osmanlı İmparatorluğu’nun devamı ve kurumlarının yenilenmesi hakkındaki düşüncelerinde samimi olmamaları.
[/tie_li
Avrupa’da ki milliyetçilik fikirlerinin ortaya çıkması sonucunda, Peyba Krallığının parçalanması sonucunda, Belçika ve Hollanda milli devletleri meydana gelmiştir.

Paris Antlaşmasına Katılan Devletlerin Osmanlı Devletine Müdahaleleri

Osmanlı Devleti’nin içişlerine yabancı devletlerin karışmaları çok uzun dönemlerde başalamıştır. Bu müdahale, en çok Osmanlı hukukun Hristiyanlara tam olarak uygulanamamasından kaynaklanmıştır.

Osmanlı Devleti, en kuvvetli olduğu dönemlerde, Osmanlı İmparatorluğu’na ticaret ve başka işler için gelip yerleşen yabancı devletlerin vatandaşlarına kapitülasyonlar ile bir takım imtiyazlar ve muafiyetler tanınmıştı.

Bu imtiyazların en önemlisi Hristiyanların hukuk davalarının kendi konsolosluk mahkemelerinde kendi kanunlarına göre görülmesi idi. Hristiyanlara tanıdığı bu haklar ile Osmanlı Devleti, hakimiyetinden feragat etmiş bulunuyordu.

Aynı dönemler de, Avrupa’nın bütün ülkelerinde (diplomatlar hariç) yabancı vatandaşların tamamı bulundukları ülkenin mahkemelerinde, o ülkenin kanunlarına göre yargılanmakta idi.

Bu imtiyazların yanında da ek olarak yabancı devletlere verilen kapitülasyonlar ile, Osmanlı İmparatorluğu içinden yaşayan vatandaşları ile ilgilenmek üzere birtakım haklar da tanınmıştır. İlk olarak Fransa’ya verilen bu kapitülasyonlar daha sonraki dönemlerde, diğer Avupa devletlerini de kapsamıştır.

Bütün bu hak ve imtiyazlar ile, Osmanlı Devleti Hristiyan halk üzerindeki hak ve etkisinin önemli bir kısmını kaybetmiş oluyordu. Bu hak ve etkiden geriye kalan kısmını da Paris Antlaşması Devletleri’nin, Islahat Fermanı bahanesi ile Osmanlı Devleti’nde yapacakları müdahalelerle ortadan kalkması artık bir emrivaki idi.

Bu devletlerden müdahalede bulunlar şunlardır:

  • Rusya
  • İngiltere
  • Fransa
  • Avusturya

Rusyanın Osmanlı İmparatorluğu Üzerindeki Niyetleri

Rusya, Avrupa siyasetinde kuvvetli bir konuma gelmeye başladığı zamandan beri Osmanlı İmparatorluğu’nu yok etmeyi ana siyaset prensibi olarak kabul etmiştir. Bu siyaseti gerçekleştirebilmek için de devletlerarası ilişkilerin yarattığı imkanlara göre üç değişik yol izlemiştir.

  • Osmanlı topraklarını Rus İmparatorluğu’na katmak.
  • Osmanlı İmparatorluğu parçalandığı takdirde bu toprakları ilgili Avrupa devletleri ile paylaşmak.
  • Osmanlı toprakları üzerinde özerk ve bağımsız devletler kurulmasını sağlamak ve bu devletleri günün birinde kendi himayesi altında toplamak.

1856’da Paris Antlaşmasını imzalamakla Rusya, Osmanlı İmparatorluğunu parçalama niyetinden vazgeçmiş değildi. Fakat antlaşmayı imzalamış olan devletler Osmanlı İmparatorluğu topraklarının bütünlüğüne saygı duymaya söz verdikleri için, Rus politikasının 1. ve 2. yolu izleme şansı kalmamıştı.

Rusya 1856’dan sonra, Paris Antlaşması’nın 9. maddesine dayanarak, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Hristiyan halkın avukatluğını tekrar üzerine aldı. Rusya’nın bu konudaki savunması şu şekildedir:

  • Avrupa’da barışın devam edebilmesi için, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Hristiyan halkın refahı sağlanmalıdır.
  •  Hristiyan halkın refahı sağlanmadığı takdirde bu bu durum isyanlara sebebiyet verebilir.
  • Osmanlı hükümeti Paris Antlaşması ile Hristiyan halkın durumunda iyileştirme yapacağının sözünü vermiştir.
  • Bu antlaşmayı imzalayan devletler, verilen bu sözün gerçekleşmesi için  Osmanlı Devleti nezdinde müdahalede bulunmalıdırlar.

Bu konuda Rusya’nın yapılmasını istedikleri yenileşme hareketlerinde özel bir görüşleri bulunmaktaydı. Rusya, Tanzimat Fermanı ile Islahat Fermanı’nda mezhep farkına bakılmadan, kanunlar önünde eşit olan bir Osmanlı halkı meydana gelmesini için konulan prensipleri istemiyordu.

Bu durumun gerçekleşmesi sonucunda, Osmanlı İmparatorluğu güçlenebilir ve sonucunda da, Rusya’ya her türlü müdahale kapısını kapatabilirdi.

İngilterenin Osmanlı İmparatorluğu Üzerindeki Siyasi Prensipleri

İngiltere, Rusya gibi, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasını değil, aksine toprak bütünlüğünün devamını ve bunu yanında da bir dereceye kadar kuvvetlenmesini bile istiyordu. Bu, İngiltere’nin Türk’lere olan sevgisinden değil, fakat aşağıdaki şu sebeplerden meydana geliyordu:

  • O dönemde büyük bir imparatorluk sahibi olan İngiltere’nin en büyük parçasını Hindistan’ın oluşturması.
  • Hindistan’ı örgütlemek, işletmek ve güvenliğini sağlamanın İngiltere açısından en önemli politika olarak görülmesi.
  • Hindistan yolundaki İngiliz çıkarlarını tehdit edebilecek en büyük devletin Rusya olması ve Rusya’nın da Asya ve Uzak Doğu politikasının bulunması.
  • Rusya’nın Osmanlı İmparatorluğu’nun düşmanı olması sebebi ile İngiltere ile Osmanlı Devleti’nin karşılıklı olarak yakınlaşması.
  • İngiltere’nin hem doğu ticaret yollarının güvenliğini sağlamak hem de, Akdeniz bölgesinde ticari ve ekonomik çıkarlar elde etmek için bir politika geliştirmesi.
  • Gerileme döneminde bulunan Osmanlı Devleti’nin, İngiltere’nin bu politikasını tehdit edemeyecek durumda olması.
  • Rusya, Fransa, Avusturya gibi ekonomik gelişme  döneminde bulunan devletlerin de, Akdeniz’e yerleşerek ekonomik güç olmak istemeleri.
  • Bu istekler ise Osmanlı İmparatorluğu zararına ve mevcut Akdeniz dengesinin İngiltere aleyhine değişmesi sonucu gerçekleşebilmesi.
  • Akdeniz’de ortak bir tehlike karşısında bulunması sebebi ile İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ne yakınlaşması.
  • Osmanlı İmparatorluğu’nun varlığını sürdürmesinin İngiliz menfaatlerine uygun olmasından dolayı İngiltere’nin, Osmanlı Devleti’nin kendisini savunacak bir güce ve kuvvete sahip olmasını istemesi.

Fransa’nın Osmanlı İmparatorluğu Üzerindeki Siyasi Prensipleri

İngiltere ve Rusya kadar, Fransa’da Osmanlı İmparatorluğu ile yakından ilgilenmek idi. Fransa, İngiltere’ye Atlantik ötesindeki sömürgelerini kaptırdıktan günden beri Akdeniz’de geniş bir sömürge imparatorluğu kurma niyetine kapılmştır.

Bu amaçla da 1798’de, başarısızlıkla biten Mısır’ı işgal girişiminden sonra, Cezayir‘e yerleşmiş bulunmakta idi. Fransa ara sıra Avrupa’ya baskı yapmaya kalkıştığı gibi, Avrupa’ya baskı yapmaya çalışan başka devletlere karşı da daima cephe almaya çalışmıştır.

Bu iki yönden dolayı da Fransızlar Osmanlı İmparatorluğu’nu gözönünde bulundurmak zorunda kalmışlardı. Avrupa’da hakimiyet kurmak istedikleri zaman karşılarında İngiltere, Avusturya veya Rusya’ya karşı Osmanlı Devleti’ni müttefik olarak çekmeye çalışmışlardır.

Bunun dışında Fransa, Osmanlı İmparatorluğu’nda kapitülasyonlarla ve ekonomik antlaşmalarla elde etmiş olduğu çeşitli imtiyazlara da sahip bulunmaktaydı.

Bu sebeblerden dolayı özellikle 1839’dan sonra, Fransızlar Osmanlı İmparatorluğu’ndaki toprak bütünlüğüne ve yenilik yapmak suretiyle kuvvetlenmesine taraftar gözüküyordu. Fransızlar, bu amaca ulaşmak için Osmanlı Devleti’ni kendi haline bırakmanın doğru olmayacağına inanıyorlardı.

Avusturyanın Osmanlı İmparatorluğu Üzerindeki Siyasi Prensipleri

Avusturya – Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı Devleti’ne komşu bulunan bir devletti. Halkının çeşitli mezheplere sahip olması bakımından da Osmanlı Devleti ile benzerlik taşıyordu. 19. yüzyılda Avusturya – Macaristan’da milliyetçilik hareketleri sebebi ile gerileme devrine girmiş bulunuyordu.

Orta Avrupa’da tarihi ve siyasi konumunu korumak ve Balkanlar’da Osmanlı Devleti aleyhinde genişlemek gibi iki ana amacı bulunmakta idi. Bunu gerçekleştirmek içinde, siyasi kargaşalıklardan faydalanma yolunu seçmiş bulunuyordu.

Osmanlı İmparatorluğu’nun, Rusya tarafından tek taraflı olarak parçalanmasından ya da Rusya ile başka devletler arasında bölüşülmesini görmektense, varlığını korumasını siyasi menfaatleri gereği daha uygun durmaktaydı.

Osmanlı İmparatorluğunda girişilen ıslahat hareketlerini desteklemekle birlikte, bu ıslahatın batıdan alınacak yeni kurumlar ile değil de mevcut Osmanlı kurumlarında düzenleme yapılması şekliyle meydana gelmesini tercih etmekte idi.

Sonuç

Osmanlı İmparatorluğu’nun ıslahat hareketleri tarihinde, 1856’da Islahat Fermanı’nın yayınlanması ile yeni bir dönem başlamıştır.

Islahat Fermanı’nın başlıca ana konusu Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Müslüman olmayan halka devlet tarafından Müslüman halka tanınmış olan hakların tanınmasıdır.

Bu fermanla başlamış olan dönemin baş rollerinde de, Avrupa devletlerinin Hristiyan halk lehinde müdahalelerde bulunmalarıdır. Bu devletlerin her biri kendine göre uygun bir şekilde ıslahat yapılmasını düşünmektedirler.

Islahatların bu şekilde yapılmasının imkansız olması nedeni, Osmanlı Devleti’nin kurumlarını, halkın psikolojisini ve yapısını tanımamış olmalarıdan kaynaklanmıştır.

Avrupa devletleri çeşitli zamanlarda kendi ülkerinde uygulamış oldukları ıslahat hareketlerinin yaratmış olduğu kargaşalıkları da hatırlamıyorlardı.

Avrupa’lı devlet adamlarının istedikleri tek şey kendilerini, Osmanlı hükümeti yerine koyarak, imparatorlukta uygulamak için tasarladıkları projelerin, Osmanlı Devlet adamları tarafından gerçekleştirilmesiydi.

Büyük devletlerin çeşitli bahanelerden faydalanarak, müdahalelerde bulunmaları özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nda, Paris Antlaşmasından sonra patlak isyanlarda görülecektir.

Bu Yazılarıma da Göz Atmak İsterseniz Keyifle Okuyabilirsiniz
YARARLANDIĞIM KAYNAKLAR

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu