fbpx
Türk Tarihi

Saltanatın Kaldırılmasının Nedenleri ve Sonuçları

Saltanatın Kaldırılması, 1 Kasım 1922 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 308 nolu “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, hukuku hakimiyet ve hükümraninin mümessili hakikisi olduğuna dair” adlı kararname ile gerçekleşmiştir.

Saltanatın kaldırılmasıyla birlikte Cumhuriyet’e doğru yönelişin en büyük aşamalarından birisi gerçekleşmiştir.

Padişahın kişiliğinde toplanmış olan sultanlık ile halifelik birbirinden ayrılmıştır. Dünya işlerinin yönetimine ait  bütün yetkiler millet adına Büyük Millet Meclisi’ne verilmiştir. Padişahın sultanlığı ortadan kalkınca, sadece din işlerine ait görev ve yetkileri yani halifeliği kalmıştır.

Saltanatın Kaldırılmasının Nedenleri

Saltanatın kaldırılmasına doğrudan doğruya yol açan olay, Türk Kurtuluş Savaşı’nın başarı ile sonuçlanmasından sonra toplanması öngörülen barış konferansına Ankara ve İstanbul hükümetlerinin ortak davet edilmeleridir.

Mudanya Askeri Sözleşmesi’nin imzalanıp yürürlüğe girmesi üzerine, Sadrazam Tevfik Paşa, Mustafa Kemal Paşa’ya 17 Ekim 1922 tarihinde bir telgraf yollamıştı.

Gönderilen telgrafta, kazanılan zaferden sonra Ankara ile İstanbul arasındaki ikiliğin ortadan kalkarak milli birliğin sağlanmış olduğunu belirtiliyordu.

Ayrıca başlanacak olan Barış Konferansı’na İstanbul ve Ankara hükümetlerinin ayrı ayrı çağırılacaklarının bilindiğini ilave ediyordu.

Ardından, iki hükümetin ayrı ayrı görüşlerde bulunması halinde bundan yararlanacak olan İngilizlerin “halifeliğin koruyucusu” durumuna girmeye çalışacaklarını, bu nedenle aralarında görüşüp anlaşmaları gerektiğini bildirilmişti.

Mustafa Kemal Paşa ise verdiği cevapta, Türkiye devletinin şekil ve niteliğinin anayasa ile belli bulunduğunu bildirmiş. Türkiye’nin kaderine el koyan hükümetin sadece TBMM Hükümeti olduğunu açıklamıştı.

Bu nedenle, açılması yakın olan Barış Konferansı’nda Türkiye’yi ancak hükümetinin temsil edebileceğini iletmişti.

27 Ekim 1922 Cuma günü müttefik devletlerden beklenen konferans çağrısı alınmıştı. Fransa, İtalya, İngiltere hükümetlerinin kendi dillerinde yazılmış notaları Ankara ve İstanbul hükümetlerine verilmişti.

Sözlü bildiri niteliğinde olan bu notalarda, Barış Konferansı’nın 13 Kasım 1922’de Lozan’da toplanacağı bildiriliyor, her devletin delegelerin tam yetkili olması isteniyordu.

Sadrazam Tevfik Paşa, çağrı üzerine, bir kere de Meclis Başkanlığına başvurarak birlikte hareket edilmesi, bunun için de önceden buluşulup görüşülmesini istemişti.

Tevfik Paşa’nın bu telgrafı bunca mücadelenin, bunca gaflet ve dalaletin farkında olmayan bir anlayışı simgeliyordu. Zafer kazanıldığına göre, Ankara ve İstanbul arasında ikilikte ortadan kalkmış demekti.

Padişah sarayında olduğuna göre, İstanbul hükümetinin emirlerine uyulup Lozan’a birlikte gidilmeliydi. Tevfik Paşa, TBMM’nin elde ettiği başarıları küçültüp, anlamsız kıldığının farkında değildi. Bu nedenle de, Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa, bu konuyu Meclis gündemine taşıdı.

Meclis, bu konuyu kökünden halletmenin zamanı geldiğine inanarak, Padişahın elinde toplanmış olan yönetme gücününün aslında millete ait bulunduğu esasına dayanarak milli iradeyi devlet yönetiminin tek gücü ve sahibi olarak kabul etme yoluna gitti.

saltanatın kaldırılması hakkında yapılan görüşmeler

Saltanatın Kaldırılması Hakkında Yapılan Meclis Görüşmeleri

TBMM’nin 30 Ekim 1922 Pazartesi günlü oturumu Musa Kazım Efendi başkanlığında açıldı. İlk sözü İsmet Paşa’ya verdi.

Cephe görevi sona eren ve Dışişleri Bakanı da olan İsmet Paşa, alkışlar arasında kürsüye gelmişti. Ardından Hamdullah Suphi’nin teklifi üzerine Doğu Cephesinden dönen Kazım Karabekir Paşa davet edildi.

O da kısa bir konuşma yaptı. Bunun ardından her iki paşaya da teşekkür konuşmaları yapıldı. İkinci oturumda, “düşmandan kurtarılan bölgelere olağanüstü heyetler gönderilmesi hakkında kanun” görüşüldü.

Esas görüşmeler öğleden sonraki üçüncü oturumda başladı. Saat üçte açılan oturumu bu sefer Mustafa Kemal Paşa yönetecekti.

Katiplikte Muş Vekili Mahmud Said Bey vardı, Meclis locası tamamen doluydu. Gündem, Lozan’da Türkiye’yi kim temsil edecekti?

Mustafa Kemal Paşa önce Tevfik Paşa’nın gönderdiği mektup ve telgrafları ve buna verdiği cevabı okuttu. İstanbul hükümeti ile TBMM hükümetini karşı karşıya getiren bu yazışma ve telgraflardan vekiller ilk defa haberdar oluyorlardı.

ismet inönü meclis konuşması

İsmet İnönü’nün Meclis Konuşması

Olay, cephedeki görevini bitirerek Meclis’e katılıp Dışişleri Bakanlığı’na seçilmiş olan Edirne Vekili İsmet Paşa’nın mecliste bir konuşma yaptığı gün başladı.

Uzun bir konuşma ile askeri durumu özetleyen İsmet Paşa, daha sonra Mudanya Konferansı görüşmelerini açıkladı.

Lozan Konferansı’na davet edilişi söz konusu etti ve İstanbul’dan delege gitmesini kabul etmenin imkanı olmadığını belirtti.

Türk milletiyle bir barış konferansı yapabilmek için, Türkiye’nin meşru ve gerçek temsilcileriyle karşı karşıya bulunmak gerekir… Yazık ki gaflet içindedirler. Barışı geciktirmek, milletin çilesini uzatmak ve arttırmak tehdidiyle karşımıza çıkıyorlar. Bugün barışı geciktirmek tehdidinde bulunanlar, yalnız bu telgrafın sahibi olanlardır… Türkiye’nin barış konferansına ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilci göndereceğini ve Türkiye temsilcisi olarak başka yerlerden temsilci gelecek olursa, onların katılmasını bizim katılmamıza engel sayacağımızı ve Mudanya Konferansı hükümelerinin ihlal edilmiş olacağını söyledik… Bütün millet ve bütün gerçeği kavrayanlar, bizimle beraber olcaktır. Dışişleri Bakanı İsmet İnönü

kazım karabekir meclis konuşması

Kazım Karabekir’in Meclis Konuşması

İsmet Paşa’dan sonra, cephedeki Doğu Komutanlığı görevini bitirerek meclise katılan Edirne Vekili Kazım Karabekir Paşa söz aldı. Kısa konuşmasında savaş sonrasına atıfta bulunarak, açıklamalarda bulundu.

İnşallah milli zaferlerimiz tamamen amacına vardıktan sonra ordularımız barış durumuna geçirken, yine milli birliğimiz sayesinde bilim orduları da seferberliğe başlar. Ve bizi dıştan sarmak isteyen esaret zinciri gibi, aynı surette içerden saran yoksulluğa ve bilgisizliğe karşı, aynı şekilde her yanda saldırırız. Böylece de sonsuz mutluluğa erişiriz. Kazım Karabekir Paşa

Aynı toplantının üçüncü oturumunda, başkanlık görevini Mustafa Kemal Paşa alarak Tevfik Paşa’dan gelen telgrafları ve bunlara verilen cevapları okuttu. Üzerlerinde görüşme açtı ve ilk sözü Antalya Vekili Rasih Efendiye verdi.

Rasih Efendi’nin (Kaplan) Meclis Konuşmaları

Rasih Efendi, İtilaf Devletleri ile padişahın birlikte hareket ettiklerini belirtti. Avrupa’dan gelen telgraf ile İstanbul’dan gelen telgrafların aynı kopyadan ibaret olduğunu açıkladı. İkisinde de “Ankara Büyük Millet Meclisi” ifadesinin geçtiğini, “Türkiye Büyük Millet Meclisi” nin ifade edildiğini belirtti.

Oysa ki “Ankara Büyük Millet Meclisi” değil, “Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir” dedi.

Eski anayasamızda babadan evlada geçme hak olduğu belirtiliyor. Bu madde eski Avrupa’nın papalarına, krallarına ait anayaslardan kopya edilmiştir. Ne İslamlık esasları ile, ne hukuk ile, ne mantık ile ilgisi yoktu. Çünkü aynı madde, başa geçecek olanın kutsal ve sorumsuz olduğundan söz ediyor. Oysaki bizim dinimizde başa geçen, çoban gibidir. Gözettiğinden sorumludur. … Dinimizde başa geçecek olan için şartlar konmuştur. Bu şartlara bakılmadan babadan evlada kalma usulü ile başa geçenler memleketi çiftlik ve içindekileri köle hatta demirbaş eşya gibi kullandılar. …Bugüne kadar Avrupalılar hep aynı silahı kullanmışlar, daima karşımıza Büyük Millet Meclisi ile İstanbul hükümeti ikiliği meselesini çıkarmışlardır. …İstanbul’dakilere diyelim ki, artık siz çekilin, alet olmayın, gölge etmeyin. Antalya Vekili Rasih Efendi (Kaplan)

kazım karabekir meclis konuşması

Hüseyin Avni Bey’in Meclis Konuşması

Rasih Efendi’nin ardından Hüseyin Avni Bey (Ulaş) meclis kürsüsüne gelmiştir. Tevfik Paşa’nın telgrafına paragraf paragraf cevap vermiştir.

Tevfik Paşa elindeki sadrazamlık mührünü kimden aldı? O mühür, benim memleketimin çiftlik gibi zorla alınmasında kullanılan cinayet mührüdür. Meşrutiyet diyerek zorbalık yoluyla amirlik iddia eden bu mühür, milletin idam kararı olan Sevr Antlaşması’nı mühürlemek cinayetini de işledi. Tevfik Paşa, kendi onaylamadığı bu antlaşma üzerinde duran mühre el sürmemeli idi. Sultanlığa alışmış olan hükümdarlar, ulusal egemenlikten canavar gibi korkarlar. Fakat kim olursa olsun, artık hükümdarlar ulusal egemenliğe gireceklerdir. Ulusal egemenliğin belirli kuralları ve koşulları vardır. Bunun dışında onların varlığını tanımak bizim için imkansızdır. Buna aykırı olanlara karşı, millete musallat olmuş beladır diye mücadele ederim. Erzurum Vekili Hüseyin Avni Bey (Ulaş)

Hüseyin Avni Bey’den sonra Rıza Nur (Sinop), Yahya Galip (Kırşehir), Mazhar Müfit (Hakkari), İlyas Sami (Muş), Müfit Efendi (Kırşehir) söz aldılar. Kimisi Tevfik Paşa’yı kimisi Vahdettin’i eleştiriyordu.

rauf orbay ve meclis konuşması

Rauf Bey’in Meclis Konuşması

Bakanlar Kurulu Başkanı Rauf Bey’in alacağı pozisyon, Mustafa Kemal Paşa için önemliydi. Rauf Bey bir kaç önce Refet Paşa’nın evindeki görüşmede hanedana bağlılık sergilemişti.

Rauf Bey, bir gün Mustafa Kemal Paşa’nın odasına giderek kendisiyle görüşmek istemiş, paşayı Refet Paşa’nın Keçiören’deki evine davet etmişti.

Daveti kabul eden Mustafa Kemal Paşa’ya, Rauf Bey Meclis’in padişahlığı, belki de halifeliği ortadan kaldırılabileceği düşüncesinde bulunulduğu kaygısıyla üzgün olduğunu bildirir. Rauf Bey’in padişahlık ve halifelik konusundaki düşüncesinin ve kanısının ne olduğunu soran Mustafa Kemal Paşa’ya, Rauf Bey:

Ben, padişahlık ve halifelik katına vicdan ve duygu bakımından bağlıyım. Çünkü benim babam, padişahın ekmeği ile yetişmiş, Osmanlı Devleti’nin ileri gelen devlet adamları arasında geçmiştir. Ben iyilik bilmez değilim ve olamam. Padişaha bağlı kalmak borcumdur. Bunlardan başka, genel görüşlerimde vardır. Bizde genel durumu tutmak güçtür. Bunu ancak, herkesin erişemeyeceği derecede yüksek görülmeye alışılmış bir makam sağlayabilir. O da padişahlık ve halifeliktir. Bu makamı kaldırmak, onun yerine başka nitelikte bir varlık koymaya çalışmak, yıkıma yol açar ve büyük acı doğurur; bu hiç uygun olmaz. Rauf Bey (Orbay)

Rauf Bey bu sözleri saltanat meselesi ortaya çıkmadan söylemişti. Bakanlar Kurulu Başkanı Rauf Bey meclis kürsüsündeki sözlerini şöyle tamamladı:

İstanbul’daki bölgesel bir yönetim kurulu gibi çalışanlar ve bütün dünya bilmelidir ki, İslam ve Türk milleti esir olmayacaktır, İslam ve Türkiye halkı bağımsızlığını almıştır, kimseye vermemiştir ve vermeyecektir. Gerekirse, her türlü araca başvurarak ve kısa zamanda elde etmiş olduğu bağımsızlığını bir kere daha dünyaya ispat edip belgeletecektir. Rauf Bey (Orbay)

Oturumu yöneten Mustafa Kemal Paşa önergeleri üçlü tasnife tabi tutarak birbirine benzeyen önergeleri birleştirmişti.

En sonunda, “Padişah ve hükümet hakkında kanuni muamele yapılmasını isteyen önerge” kabul edildi. Bu önerge hakkında Çolak Selahaddin Bey ile Mustafa Kemal Paşa arasında itiraz ve söz düellosu yaşandı.

dr. rıza nur ve saltanat önergesi

Dr. Rıza Nur Bey ile 78 Arkadaşının Önergesi

Saltanat bir kanun ile değil TBMM’nin heyeti umumiye kararı ile kaldırıldı. Dayanağı da Sinop Vekili Rıza Nur’un hazırladığı önergedir. 78 kişi tarafından imzalanan bu önergeyi Birinci Grup vekilleri hazırlamıştı. Buna göre verilen önerge şu şekildedir:

  • Osmanlı İmparatorluğu otokrasi sistemiyle beraber ortadan kalkmıştır.
  • Türkiye devleti adı ile genç, dinç, mili hak hükümeti esasları üzerinde kurulmuş Büyük Millet Meclisi Hükümeti olmuştur.
  • Yeni Türkiye hükümeti, yıkılan Osmanlı İmparatorluğu yerine geçmiş olup ulusal sınırlar içinde tek mirasçıdır.
  • Anayasa ile hükümdarlık hakları millete verildiğinden İstanbul’daki padişahlık yok olmuş ve tarihe geçmiştir.
  • İstanbul’da yasal bir hükümet bulunmayıp İstanbul ve çevresi de Büyük Millet Meclisi’ne aittir. Bundan ötürü oraların işlerinin yönetimi de Büyük Millet Meclisi memurlarına verilmelidir.
  • Türkiye hükümeti yasal hakka sahip olan halifelik makamını esir bulunduğu yabancıların elinden kurtaracaktır.

Rıza Nur Bey ve arkadaşlarının vermiş olduğu bu önergeye Hüseyin Avni Bey önerge de eksiklik bulunduğu gerekçesi ile karşı çıkmıştı.

Hüseyin Avni Bey’e göre, Rıza Nur’un önergesi, Teşkilatı Esasi Kanuna bir ekleme ve “kanun layihası anlamında olduğu için, Layiha Encümenine gönderilmesi gerekiyordu.

Rıza Nur söz alarak önergesini savunmuştur. Rıza Nur’a göre, “dokuz yüz seneden beri burada bir Türk devleti vardı. Selçuklularla başlayan hanedan yıkılmış, onun yerine Osmanlı saltanatı geçmişti.

Bugün o da yıkılmış, millet kendi hükümetini kurmuştu. Resmen Türkiye devleti bu demekti, başka bir şey yoktu, önerge bunu açıklamaktan ibaretti.

Rıza Nur’un önergesi ad okunarak oylanmış, ancak yeterli çoğunluk elde edilememiştir.

132 beyaz (evet) oya karşılık, 2 kırmızı (ret), 2 yeşil (çekimser) olarak 136 oy kullanılmıştı. Çoğunluk için 25 oy eksikti. İkinci Grup salonu terketmiş; olumsuz oy kullanmak isteyenler Mustafa Kemal Paşa’yı karşılarına almamak için oylamaya katılmamıştı. Böylece görüşmeye karar verilmesi için bulunması gereken üye sayısının 161’e ulaşması engellenmiş oldu.

Saltanatın Sonu

30 Ekim 1922 oturumunda görüşme yeter sayısı sağlanamadığı için ertesi güne bırakıldı. Ertesi gün 31 Ekim Salı günü Meclisin toplantı günü değildi. Bu yüzden görüşmeler 1 Kasım 1922 Çarşamba gününe bırakıldı.

Birinci ve ikinci grup kendi odalarına çekilip sabaha kadar toplantı yaparak konuyu tartışmışlardır. Durum ertesi güne bırakılıp önergeler hazırlandı.

1 Kasım 1922 görüşmeleri Dr. Adnan Bey başkanlığında açıldığında, Ziya Hurşid’İn itirazı geldi. Rıza Nur’un önergesinde imzası bulunan Adnan Bey’in Dahili Nizamname gereğince divandan çekilmeliydi. Bundan dolayı Adnan Bey çekilerek, yerini İkinci Başkanvekili Musa Kazım Efendi’ye bıraktı.

Yapılacak iş, geçen birleşimde çoğunluğu bulamayan oylamanın bu oturumda yapımasından ibaretti. Fakat Başkan, “dünkü önergenin altıncı maddesini değiştiren bir önerge vardır” dedi ve okuttu. Buna göre:

  • Hilafet Türklere, Osmanlı ailesine aittir. Türkiye devleti halifelik makamının dayanağıdır. Halifeliğe, TBMM’nce bu ailenin bilim ve ahlak bakımından dine ve doğruluğa en yakın ve uygun olanı seçilir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, hakkı meşru olan halifelik makamını esir bulunduğu yabancılar elinden kurtaracaktır.

Rıza Nur ve arkadaşlarının bu değişiklik önergesi ile, halifeliğin Osmanlı padişahlık ailesine ait olduğu açıkça hüküm altına alınıyordu.

Bu önergenin okunmasının ardından, Erzurum Vekili Hüseyin Avni Bey, “bir değişiklik daha var o da okunsun” dedi. Hüseyin Avni Bey ile arkadaşları tarafından verilmiş olan değişiklik önergesi de şu şekildedir:

  • Anayasa ile Türkiye halkı egemenlik hakkının gerçek temsilcisi olan TBMM’nin tüzel kişiliğinde bırakılamaz ve kimseye devredilemez şekilde temsil edilir, kullanılır. Milli iradeye dayanmayan hiçbir kuvveti ve kurulu tanımamaya karar verdiğinden, Misakı Milli sınırları içinde TBMM hükümetinden başka hükümet şekli tanımaz. 16 Mart 1920 gününden beri kişisel egemenliğe dayanan İstanbul’daki hükümet şekli tarihe geçmiştir.
  • Halifelik, Türk devletine ve Osmanlı padişahlık ailesine ait olup halifeliğe TBMM’nce, sonra evlattan evlada geçmek üzere bu ailenin bilim ve ahlak bakımından dine ve doğruluğa en yakın ve uygun görüşme çoğunluğunun üçte ikisi ile seçilir. Halifelik makamının dayanağı ancak Türkiye devletidir.

Anayasa-Adalet-Din İşleri Karma Komisyonlarına Gönderilen Teklif

Her iki teklif Anayasa, Adalet ve Din İşleri Komisyonlarından oluşan Karma Komisyona gönderilmişti. Burada bütün önergelerin incelenip tek bir metin hazırlanması kararlaştırıldı. Saat gece yarısını gösterirken başkan, birleşime ara verdi.

Gece yarısı olmasına rağmen komisyonlar hemen toplanıp çalışmaya başladı. Başkanlık kürsüsünde İkinci Başkan Dr. Adnan Bey vardı. Üç komisyonun birlikte düzenledikleri rapor ve yayınlanmasını istedikleri bildiri okundu. İki maddelik halindeki bildirinin metni şöyle idi:

  1. Anayasa ile Türkiye halkı, hükümranlık ve egemenlik haklarını gerçek temsilcisi olan TBMM’nin manevi kişiliğinde; bırakılması, parçalanması, başkasının üzerine geçirilmesi mümkün olmamak üzere, temsil etmeye ve kendisi kullanmaya ve milli iradeye dayanmayan hiçbir kuvveti ve kurulu tanımamaya karar verdiğinden Misak-ı Milli sınırları içinde TBMM Hükümeti’nden  başka hükümet şekli tanımaz. Bundan ötürü Türkiye halkı kişisel egemenliğe dayanan İstanbul’daki hükümet şeklini 16 Mart 1920’den itibaren beri ve sonsuzluğa kadar tarihe geçmiş sayar.
  2. Halifelik, Osmanlı padişahlık ailesine ait olup halifeliğe, TBMM’nce, bu ailenin bilim ve ahlak bakımından iyi, uygun, yararlı ve yol gösterici olanı seçilir. Türkiye Devleti, halifelik makamının dayanağıdır.

Birinci Grup’tan Mustafa Kemal Paşa ile İkinci Grup’tan Erzurum Vekili Hüseyin Avni Bey’in kısa konuşmalarından sonra komisyon tarafından hazırlanmış olan metin üyelerin oyuna sunuldu.

Birkaç oturumda söz almak isteyip de alamayan ve buna sinirlendiği anlaşılan Rize Vekili Ziya Hurşid’in, söz talebi de kabul edilmeyip oylamaya geçildi. Oylamanın ardından, alkışlar arasında oybirliği ile Saltanatın kaldırılması kabul edilmişti.

Oylamada Rize Vekili Ziya Hurşid ayağa kalkarak, “ben muhalifim, oybirliği ile değil oy çokluğu ile zabta geçsin” diye bağırmıştır.

Saltanatın Kaldırılmasının Sonuçları

Lozan Konferansı dolayısıyla padişahın idaresindeki İstanbul Hükümeti’nin sebebiyet vermek istediği ikilik bu şekilde, padişahı ve İstanbul Hükümeti’ni kökten ortadan kaldırıyordu. Bundan sonra millet kendi kaderine kayıtsız ve şartsız kendi egemenliğini ilan etmiş oluyordu. Buna göre:

  • Cumhuriyete doğru yönelişin en büyük aşamalarından birisi gerçekleşti.
  • Osmanlı saltanatı resmen sona ermiş oldu.
  • Padişahın kişiliğinde toplanmış olan sultanlık ile halifelik birbirinden ayrıldı.
  • Padişahın sultanlık yetkileri ortadan kalkınca, bu yetkiye dayanarak kurduğu hükümetin de varlık sebebi ortadan kalktı.
  • Ankara’daki Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti varlığı olan tek hükümet olarak görevine devam etti.
  • Lozan Konferansı’nda Türkiye’yi Ankara Hükümeti delegelerinin temsil etmesinin önünde engel kalmadı. (İtilaf devletlerinin Lozan Konferansı’nda Türk tarafını bölme girişimi engellendi)
  • İstanbul Hükümeti istifa etmiş, son Osmanlı padişahı Vahdettin, 17 Kasım 1922’de ülkeden ayrılmıştır.
  • Vahdettin’in ülkeden ayrılması üzerine halifelik makamına 148 oy ile Şehzade Abdülmecit Efendi getirildi.
TBMM’nin Saltanatın kaldırılma kararı Ankara’nın İstanbul temsilcisi Hamit Bey (Hasancan) tarafından Sadrazam Tevfik Paşa’ya 2 Kasım 1922 günü resmen tebliğ edilmiştir.

Devlet düzeninde bu gelişmeler yaşanırken Mudanya Askeri Antlaşması gereğince Doğu Trakya düşman işgalinden kurtulmuş ve Edirneliler anavatanlarına kavuşmuşlardı.

Lozan’daki görüşmeler başlamış olup hızla ilerliyor ve Bakanlar Kurulu Başkanı görüşmeler hakkında Meclis’e bilgi veriyordu.

Saltanatın kaldırılarak sadece halifeliğin devam ettirilmesi ve bu şekilde ulusal egemenliğin millet elinde bulundurulması suretiyle Meşrutiyet döneminden Cumhuriyet dönemine doğru büyük bir adım atılmış oluyordu.

Yararlandığım Kaynaklar:
  • Saltanatın Kaldırılması – Vikipedi 
  • Atatürk ve Rauf Orbay Kavgası – Osman Selim Kocahanoğlu
  • Milli Mücadele Tarihi IV 1921-1922 – Mahmut Goloğlu 
  • Lozan Günlüğü – Bilal Şimşir 
  • Lozan – Ali Naci Karacan

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Instagram Hesabımı Takip Et, Yeni İçerikleri Kaçırma