fbpx
Türk Tarihi

Erzurum Kongresi Sonunda Yaşanan Önemli Olaylar

Erzurum Kongresi, 23 Temmuz- 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum’da gerçekleşen kongredir. Vatanın bütünlüğünü ve milletin bağımsızlığını amaç edinecek kadar genelleşen Erzurum Kongresi, varmış olduğu başarılı sonuç ve kararlar almayı başarmıştı.

Ulusal egemenliği amaçlayan Anadolu’daki kongreler, zaten çok zararlı kabul edilen çetecilik ve silahlı direnme hareketlerinde saray açısından tehlikeyi oldukça arttırmaktaydı.

Bundan dolayıdır ki, İstanbul, 5 Ağustos’ta İtilaf devletlerinden “İttihat ve Terakki”ye karşı sert tedbirlere başvurulması uyarısını da alınca, acımasız bir mücadele başladı. Bu uyarılar karşısında hükümetin başlatmış olduğu şu girişimler göze çarpmaktadır:

  • Kuvayi Milliye’nin dağıtılması.
  • Ulusal hareketin telgraf ile haberleşmesinin engellenmesi.
  • Anadolu hareketinin bütün ulusu içine alacak biçimde bütünleşmesini önlemek.
  • Askeri ve mülki görevlere, güvenilen kişileri getirmeye, ulusal harekete bağlı kişileri etkisiz durumda bırakmaya çalışmak.
  • Araştırma heyetleri göndermek.
  • Sivas Kongresi’ni zorla dağıtmak (Ali Galip olayı).

kuvayi milliyenin dağıtılması emri

Kuvayi Milliye’nin Dağıtılması Emrini

8 Ağustos 1919 tarihinde İçişleri Bakanı Adil Bey bir genelge yayımlamıştı. Mülki örgütlere gönderilen genelgede, hükümetin siyasal girişimleri sonucunda, Paris Barış Konferansı’nın, Yunanlıların “geçici” işgallerinin sınırlarını belirlemek ve Yunan zulmünü soruşturmak amacıyla İzmir’e karma bir komisyon göndermiş olduğunu belirtiyordu.

Gönderilecek komisyonun başkanı olan General Milne, ısrarlı bazı istekler öne sürmüştü. Alınması istenen önlemler şu şekildedir:

  • Soruşturma görevi ile bölgeyi dolaşmak zorunda olan subaylara gerekli kolaylıkların gösterilmesi
  • Yunan işgal bölgesi dışında bulunan çetelerin acil olarak dağıtılması
  • Halkın bu çetelere olan yardımlarının engellenmesi

General Milne’in bu isteği, hükümetin önceden beri Milli Teşkilatın dağıtılması konusundaki isteğinin ne kadar yerinde olduğunu gösteriyordu. Fakat hükümetin kendisi, ülkenin içinde bulunduğu durumu anlayacak güçte olmadığı için, bu durumda İngilizlerin isteği olan siyaseti yürütebilirdi.

Bundan yüzden de, kabine dışındaki askeri ve mülki kişiler, ne kadar yetenekli olurlarsa olsunlar, bu işleri hükümet kadar iyi yürütemezlerdi. Hükümet zaten, ülkenin kaderinden sorumluydu ve yakında toplanacak olan meclis önünde hesap vermek durumundaydı.

Savunma Bakanlığı’da askerlere bu yolda talimat verdiği için, mülki görevliler bu kişilerle işbirliği yapacak ve verilen uyarılara rağmen, bu emirlere uymayıp kışkırtmalara devam edenler tutuklanacaktı.

Genelge, hükümetin işgali sınırlandırma ve Yunan zulmünü soruşturma kararından oldukça yararlanmak istediğini gösteriyor. İstanbul, bütün bilgilere sahip olduğunu düşündüğünden, doğru kararları alabileceğine inanıyordu. Bunun yanında, ülkenin geleceğinden sorumlu olan, yakında toplanacak meclise karşı hesap verecek olan da hükümetin kendisiydi.

Milli akımın ulusal nitelikte bir teşkilatlanmayı başaramamış olduğu dönemde, hükümetin bu tekel iddasını haklı gösterir gibiydi. Sivas Kongresi bunlara cevap verecekti. Bunun için de Sivas Kongresi’nin önlenmesi İstanbul açısından çok önemliydi.

Sonuç olarak İstanbul hükümeti, Kuvayi Milliye’yi dağıtma girişiminde başarılı olamadı. Bunun yanında, çeşitli açılaradan yapılan baskıların sonucu olarak, Kuvayi Milliye büyük oranda pasif duruma sokuldu. Kuvayi Milliye’de bulunan bazı İttihatçıların ayrılmasında başarı sağlandı.

İstanbul Hükümeti ileride izlediği siyaseti değiştirerek, Ege Kuvayi Milliye’sinin Mustafa Kemal  hareketi ile birleşmesini önlemek üzere, ona sahip çıkma yolunu tercih etti.

telgraf haberleşmesi

Telgraf Haberleşmesinin Yasaklanmaya Çalışılması

Posta ve Telgraf Müdürlüğü, “Milli Teşkilat”, “Kongre” adlarıyla telgraf çekenlerin ve bunları kabul eden memurların cezalandırılacağını bir genelge ile 8 Ağustos 1919 tarihinde açıklamıştı. Eğer baskı yüzünden telgrafların çekilmesi gerekiyorsa kabul edilmesi, fakat çekilmeden önce genel müdürlüğe gönderilmesi istendi.

Aynı amaçla verildiği hissedilen şifreler çekilecek, fakat kopyaları genel müdürlüğe bildirilecekti. Bunun için, başmüdürlük ve bütün telgraf merkezlerinde, kabul edilen ya da transit geçen bütün telgrafları denetlemek üzere denetim kurulları kurulacaktı. Bu görevi kabul edecek kişiler de, daha fazla maaş ve ikramiye alacaklardı.

Refik Halit Karay, bu emrin her bölgede etkili olduğunu, Erzurum’un bundan dolayı ciddi bir çember altına alındığını bildirmiştir.

Fakat bu çemberin zayıf halkası Sivas olmuş ve bir müddet sonra Karay’ın oradaki müdürü görevden alıp yerine başka birini atamaya çalışması da etkisiz kalmış, eski müdür görevine devam etmiştir.

Genelgenin gönderildiği müdürlükler, İstanbul, Sivas, Trabzon, Diyarbakır, Konya, Ankara, Kastamonu, Hüdavendigar’dır. Buna karşılık, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları o güne kadar olduğu gibi, gereken telgrafhanelerin denetim altında bulundurulmasını ve hükümetin emrini yerine getirmeye kalkışacakların Divanı Harbe verilmesini kararlaştırdılar.

İstanbul hükümeti bu sırada bir hamle daha yapmayı gerekli görmüştür. Refik Halit Karay’ın başarılı olarak açıkladığı “telgraf haberleşmesinin engellemesine” ek olarak komutanlar arasında şifreli haberleşmenin çoğalması milli mücedeleye yapılan engellemenin bu yoldan atlatıldığını belirtiyordu.

Bunun üzerine 15 Ağustos 1919 tarihinde Harbiye Bakanı Süleyman Şefik Paşa, yayımladığı bir emirde, kolorduların aralarında şifreli haberleşmelerini yasakladı. Emre göre kolordular ve askerlik şubesi başkanlıkları, şifreleri sadece bakanlıkla haberleşmelerde kullanabileceklerdi. Aralarında şifre ile yapacakları resmi haberleşmeleri doğrudan bakanlığa yapacaklardı.

kazım karabekir
Kazım Karabekir Erzurum’da – 1919 – (erzrurumarsivi.com)

Telgraf Genelgesine Ordunun Verdiği Tepki

17 Ağustos 1919’da Kazım Karabekir Paşa, Harbiye Bakanı’ndan şifre ile haberleşmeyi yasaklayan 15 Ağustos tarihli emri geri almasını istedi. Göreve gelen Harbiye bakanlarının komutanlara olan güvensizliğinden dolayı şikayette bulunan Kazım Karabekir, şifreli telgraf çekmeyenleri divanıharbe verileceğini de açıklamıştır.

Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a çıktığı günden itibaren emirlerini kolorduların şifreleri ile veriyordu. Görevden alındıktan sonra da bu şifreler ile haberleşmeye devam ediyordu.

Ayrıca Süleyman Şefik Paşa’ya uzun ve ağır bir protesto telgrafı çektiği gibi, onu Sadrazam’a da şikayet etti. Ülkeyi işgal eden düşman askeri karşısında açık telgraf çekmenin ihanet olduğunu bildirmişti.

Süleyman Şefik Paşa’nın almış olduğu bu karara karşı şiddetli bir tepki de Ali Fuat Paşa’dan gelmiştir. Bakanın aldığı bu karara karşı başta yirminci kolordu olduğu halde diğer kumandanlar da tepki göstermişlerdir. Süleyman Şefik Paşa kolorduların bu direnişine önem vermek istemiyor, ikaz ve uyarılara karşı inatla direnç göstermeye devam ediyordu.

Şifreli haberleşmeyi yasakladığınız için gizli emirler alt makamlara verilemiyor, bunlar açık telgraflarla verildiği takdirde birçok askeri sırlarımız açığa çıkacaktır. Bu durumun daha fazla sorumluluğunu üzerimize alamayacağız. Yirmi dört saate kadar şifreli haberleşmeye izin vermediğiniz takdirde bütün telgrafhaneler askeri işgal altına alınarak haberleşmeye eskisi gibi devam edilecektir. Ali Fuat Cebesoy

Ali Fuat Paşa’nın göstermiş olduğu bu tepki karşısında, verilmiş olan hükümet 21 Ağustos 1919 tarihinde bu emri kaldırılmıştır. İçişleri Bakanlığı’nın Posta ve Telgraf Genel Müdürlüğü’ne gönderdiği yazıda, kumandanların şifreli haberleşmeye devam etmelerinin. zorunlu görüldüğü belirtilmiştir.

milli mücadele yıllarında türk piyadeleri

Milli Mücadelenin Birleşmesini Önleme Girişimi

İstanbul Hükümeti için Ege bölgesindeki Kuvayı Milliye hareketi, Mustafa Kemal Paşa ile arkadaşlarının meşrutiyetçi kongrecilik çalışmalarının yanında daha az zararlı duruma gelmişti. Batıda oluşan Kuvayi Milliye hareketleri ile Doğu’daki gelişen hareket arasında belirgin farklılıklar bulunmaktaydı.

Aslında, bu öyle bir durum almıştı ki, 29 Temmuz’da, Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey’le Hacı Şükrü ve Demirci Efe’nin tutuklanması kararlaştırılmışken, Batı Anadolu’daki “yasal” Kuvayı Milliye hareketinin Mustafa Kemal’in hareketi ile birleşmesini önlemek üzere, hükümet özellikle Kuvayı Milliye’ye yakınlık göstermeye başladı.

Çünkü İstanbul hükümeti, Ege ve Marmara’da oluşan ulusal hareketler ile Doğu ve İç Anadolu’daki ulusal hareket arasında önemli farklar olduğunu anladı. Bu farklar kendisini şu şekilde ortaya çıkarmıştı:

  • Siyasal düzenle ilgili farklı görüş açılarının bulunması
  • Doğu’daki hareket üzerinde ordu komutanlarının etkin rolleri
  • Birlikte savunma ve direnme konusunda farklı düşünmeleri

Siyasal Düzen İle İlgili Taleplerin Farklı Olması

Öncelikle, Batı’da kurulmuş olan Kuvayı Milliye örgütlerinin iç siyasal düzenin değişimesi ile ilgili hiç bir isteği bulunmamaktaydı. Mevcut saray mutlakiyetine karşı hiçbir itirazda bulunmamış, Meclis’in toplanması konusunda hiçbir düşünce ortaya koymamıştı.

Akhisar’daki İngiliz Kontrol Subayı’nın raporuna göre, bölgedeki Türk kuvvetlerinin mevcudu 33-34 bin, 22 bin de yedek asker bulunmaktaydı. Cepheler kendi başlarına mücadele ediyorlar ve ortak bir kumandana bağlı bulunmuyorlardı. Batı’daki hareket Mustafa Kemal Paşa’nın hareketi gibi siyasi bir nitelik taşımıyordu.

Oysa Doğu’daki hareket, demokratik taleplerde bulunuyordu. Ateşkesten sonra oluşan hükümetleri zayıf ve çaresizlikle suçluyor, çarenin Meclisin acil olarak toplanmasında görüyordu. Bu istek, Erzurum Kongresi kararlarında bulunduğu gibi, Padişaha’da Damat Ferit Paşa’yı şikayet ederek 24 Temmuz’da Mebuslar Meclisi’ni toplantıya çağırılması dileğinde bulunmuştur.

milli mücadele kurtuluş savaşı komutanları
Kurtuluş Savaşı Komutanları

Ordunun Oynadığı Etkin Rol

İkinci önemli fark, Doğu Anadolu’da ve İç Anadolu’daki hareketin halkın ileri gelenlere dayanmakla birlikte bunda ordunun ve özellikle ordunun komutanlarının oynadığı etkin roldür. Batı’da ordunun böyle bir etkin rolü bulunmamaktadır. Bunun başlıca nedenleri:

  • Çanakkale savaşından sonra, Batı bölgesinde bir cephenin bulunmamasından dolayı ordunun zayıf olması
  • Batı’da bulunan ordunun Doğu’daki gibi geleneksel bir istiladan koruyuculuk, hatta kurtarıcılık rolü üstlenmesi
  • İzmir’in işgali sırasında Ali Nadir Paşa, İzmir’de bulunan bütün subaylara İzmir’in işgal edileceğini duyurmuş, karşı konulmaması emrini vermiş bundan dolayı bölgede bulunan ordunun maddi ve manevi olarak çökmüş olması.

Batı’daki Kuvayi Milliye ve özellikle kongre faaliyetleri incelendiği zaman, halkın öncü bir faaliyet üstlendiği göze çarpmaktadır. 26 Temmuz’da toplanan Balıkesir Kongresi’nde hazır bulunan 48 kişiden 41’i halkın ileri gelenleri olarak imza atmışlardır.

Doğu’da ordunun önderliği, Batı’da da halkın ileri gelenlerinin öncülüğü ağır basınca, sarayın Doğu’da ordu önderliğinde oluşan kongre çalışmaları nedeniyle daha çok ürkmesine neden olmuştur.

Çünkü ordu daha örgütlü bir kurumdu ve gerektiğinde iktidarı tehdit etmek, iradesini ona kabul ettirmek üzere İstanbul’da da varlığını duyurabilecek imkanlara sahipti. Batı’daki eşrafın böyle bir iddası ve olanakları bulunmamaktaydı.

Erzurum Kongresi’nde bölgesel kurtuluşun ötesinde ulusal kurtuluş bilincinin yüksek olmasına karşılık, Batı’daki kongrelerin sadece bölgesel kurtuluş çabaları üzerinde durmakla yetinmişlerdir.

ingilizler tarafından el koyulan türk donanması
Gözaltına alınan Türk Filosu ve el konan arabalı İngiliz subayının bir kısmı (Alman Gezgini). © IWM Q 14170

Ortak Savunma ve Direniş Konusunda Farklılıklar

Erzurum Kongresi’nin 3. maddesi “her türlü işgal ve müdahaleyi” Rumluk ve Ermenilik kurmak amacına yönelik sayarak, buna karşı birlikte savunma ve direniş esasını kabul etmiştir.

Bunun yanında Batı’daki kongreler sadece Yunan işgaline karşı çıkmışlar ve Yunanlıların bölgeyi boşaltmalarını istemişlerdi. Bu yüzden bir siyasi zorunluluk olarak görülüyorsa, İzmir ve civarının “medeniyet ve insaniyet ile bezenmiş” İtilaf devletleri askerleri tarafından işgal olunmasına taraftarlardı.

Erzurum Kongresi’nin bu konudaki görüşü daha önce Amasya Kararları’nda açıklanmış ve nitekim Samsun’da İngiliz askeri çıkartmasına karşı gelinmişti.

İstanbul hükümeti Batı ve Doğu arasındaki ulusal farklılıkları anlayınca, Batı’daki hareketin yanındaymış gibi gözükmüş, böylece onun Doğu’daki hareketle birleşmesini, özellikle Sivas Kongresi’ne katılmasını önlemeye çalışmıştır.

Damat Ferit hükümetinin Batı Anadolu ulusal hareketi ile iyi ilişkileri sonuna kadar devam edecektir. Böylece, General Milne’in arzusuna uyarak 8 Ağustos 1919’da ulusal örgütleri dağıtılmasını isteyen hükümet, bir ay geçmeden Anadolu’daki ulusal hareketlerin birleşmemesi amacıyla, bu hareketin bir kısmına yeşil ışık yakmış oluyordu.

Elbette, Batı Anadolu’da Kuvayi Milliye’nin başlattığı düzen İstanbul hükümeti tarafından sonuna kadar hoş görülemezdi. Hükümetin Kuvayı Milliye’yi daha pasif duruma getirmek ve en sonunda bazı yerel kongreleri kendi yönetimine almak istemesi açıkça biliniyordu.

İstanbul’un Komutan Atamaları

Amasya Genelgesi üzerine ordu, hükümeti yok saymaya başlamış bulunuyordu. Aslında mülkiye örgütü merkeze karşı daha ılımlıydı; ama, o da çoğu zaman ordu mensuplarının baskısı karşısında merkezi dinlememek durumunda kalabiliyordu.

Merkeze başkaldıran orduya verilecek, fakat uyulmayacak olan emirlerle hizaya sokmaya çalışmak boşuna bir çalışmaydı. Askeri örgütün başına milliyetçi yeni ordu komutanları yerine, eski ordunun komutanlarını getirmek taşradaki genç komutanları daha isyankar bir duruma da sokabilirdi.

O dönemde İstanbul hükümeti bu konuya el atarak, Anadolu’daki milliyetçi komutanları değiştirmeye, yerlerine kendine yakın olacak görevlileri atamaya çalıştı. Bu girişimlerden en önemlisi, Abdullah Paşa’nın 3. Ordu müfettişliğine atanmak istenmesidir. 

Mustafa Kemal Paşa görevden alındıktan sonra, buraya geçici görevle Kazım Karabekir Paşa getirilmiştir. İstanbul hükümetinin sadece Abdullah Paşa’yı görevi başına geçirebilmeyi başarmış olmasının bile ulusal hareketi yavaşlatacağı ihtimaline karşılık, Kazım Karabekir tepki göstermeyi gerekli görmüştür.

Bakanlar Kurulu 23 Haziran 1919 tarihli toplantısında, 3. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa’yı, Harbiye Bakanlığı’nın emrine uymayarak İstanbul’a gelmediği ve halkı Hükümet’e karşı kışkırttığı nedeniyle görevinden almayı, yerine eski Bahriye Bakanı Hurşit Paşa’nın getirilmesini, hiçbir görevi kalmadığı için Mustafa Kemal’in genelgelerinin dinlenmemesi konusunda illere genelge gönderilmesi işinin de İçişleri Bakanlığı tarafınca yapılmasını kararlaştırmıştır.

Kazım Karabekir Paşa 11 Ağustos 1919 tarihinde Harbiye Bakanlığı’na yazdığı bir yazıyla, Abdullah Paş’nın 3. Ordu Komutanlığı’na atanmasına karşı çıkmış ve bu atamanın Ali Nadir Paşa’nın İzmir’e atanmasına benzediğini belirtmiştir.

Gelen tepki üzerine Abdullah Paşa, görevinden ayrılmayı uygun bulmuş ve 14 Ağustos 1919’da istifa etmiştir. Bunun üzerine hükümet, 3. Ordu Komutanlığı’nı kaldırdı. Bir süreden beri bu komutanlığın başında geçici olarak bulunan Kazım Karabekir’i ordu komutanlığı yetkilerinden yoksun bırakmak için bu yola gitme kararı alınmıştır.

Bu arada, orduya söz geçirmek bu kadar zorlaşınca valilerin ordu müfettişliklerinin emrinde kalması hükümet için anlamsız duruma girdiğinden, 16 Ağustos’ta ordu müfettişlikleri de kaldırıldı.

İnceleme Kurulları

İstanbul’da sarayın milli mücedelenin önünü kesmeye çalışmasının başka önemli bir denemesi de, Bakanlar Kurulu  toplantısında, Anadolu’nun beş bölgeye ayrılarak her birine bir “inceleme kurulu” gönderilmesi olmuştur.

Kurullar, İçişleri Bakanlığı’ndan bir memur ve katiple Harbiye Bakanlığı’ndan yüksek rütbeli bir subaydan meydana gelecekti. İnceleme Kurulu Bölgeleri şu şekilde oluşturulmuştur:

  • Bursa-Balıkesir
  • Konya-Afyon-Antalya
  • Ankara-Kastamonu
  • Samsun-Sivas
  • Trabzon-Erzurum

İstanbul Hükümeti, saray mutlakiyetini ve İngilizci uysal siyaseti savunmak ve uygulatmak, taşradaki durumu merkeze bildirmek, ulusal harekete bağlı olan görevlileri tasfiye etmek amacıyla Anadolu’ya inceleme heyetleri göndermiştir.

Saray’ın bu girişimine karşılık, Ali Fuat Paşa’nın, bölgesine gelen inceleme heyetini tehdit sonucunda kaçmasına neden olmuştur. Bunu bahane eden İstanbul, Ali Fuat Paşa’yı görevinden almış ve yerine, Ahmet Hulusi Paşa’yı vekil atamıştır.

Ahmet Hulusi Paşa, göreve başlayamayacak, 31 Ağustos’ta Kolordu Kumandanlığı’na atanan Kiraz Hamdi Paşa da Ankara’ya gidemeyince Kolordu merkezi Eskişehir’e alınacaktır.

Ali Fuat Paşa Ankara bölgesine gelen inceleme heyetini kaçırttığı halde, Kazım Karabekir Paşa Ali Fevzi Paşa başkanlığındaki İnceleme Kurulu’nun Erzurum’a girmesine izin vermişti. 26 Ağustos 1919 tarihinde Erzurum’a ulaşan heyet ile görüşen Kazım Karabekir onları ikna etmeye çalıştı.

Bu görüşmeler sonucunda, Erzurum’da bulunan heyet büyük oranda milli görüşe yakın bir duruma gelmişlerdir. Bunun dışında, heyetten, aldıkları gizli talimat ve İstanbul’daki durum konusunda önemli bilgiler elde edilmiştir.

Sonuç

Padişah Vahdettin’in Damat Ferit Paşa hükümetini görevde tutuması için, bu hükümetin siyasetinde başarı göstermesi gerekiyordu. Yoksa, bütün hükümdarlar gibi padişahta kendisine yeni bir siyaset ve yeni bir hükümet bulmakta gecikmeyecekti.

Damat Ferit hükümetinin milliyetçi örgütlerin telgraf haberleşmesini önlemek gibi bazı geçici başarıları olmuştu. Ne var ki, istenen komutanların görevleri başına gitmesi sağlanamamış, Doğu Anadolu’daki ulusal hareket ve ve Sivas Kongresi engellememişti.

Esasen Damat Ferit Paşa bunları kendisine hedef almıştı. Damat Ferit’in umudu, Yunan işgalini sınırlandırılma ve Yunan zulmünü soruşturma girişimlerinin ulusal hareketi bir nebze olsa da gevşetip yavaşlatmasıydı.

Bir aralık Sivas Kongresi tehlikeye girer gibi olmuşsa da, sonuçta Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları bu tehlikenin üstesinden gelmeyi başaracaklar ve Sivas Kongresi’nin toplanmasını başaracaklardı.

Yararlandığım Kaynaklar:
  • Ali Fuat Cebesoy – Milli Mücadele Hatıraları
  • Sina Akşin – İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele – Cilt I – İş Bankası Kültür Yayınları
  • Zeki Sarıhan – Kurtuluş Savaşı Günlüğü II – Türk Tarih Kurumu Yayınları
  • Erzurum Kongresi Fotoğrafları – Erzurum Arşivi 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Instagram Hesabımı Takip Et, Yeni İçerikleri Kaçırma