fbpx
Osmanlı Tarihi

Osmanlı-Alman İttifakı ve Tarihsel Gelişimi

Osmanlı-Alman İttifakı Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı öncesinde Alman İmparatorluğu ile kurduğu ilişkiler ve bu ilişkilerin neticesinde kurulan resmi savaş ittifakıdır.

II. Abdülhamit döneminde, Osmanlı-Alman ittifakı aşırı önem kazanmış ve Osmanlı Devleti’nin Avrupa devletleri ile sürdürmüş olduğu ilişkilerin temel prensiplerinin değişmesine sebep olmuştur. Bu değişim Osmanlı Devleti’nin dış politikasında da bir dönüm noktası oluşturmuş, İmparatorluğun dağılmasına kadar da devam etmiştir.

Osmanlı-Alman ilişkilerinin bu yapısını anlayabilmek için üç bölümde incelenmesi gerekmektedir.

  1. Alman milli birliğinin kuruluşundan önce, Osmanlı-Prusya ilişkileri
  2. Alman birliğinin kurulmasından, Bismarck’ın yönetimden çekilmesine kadar olan dönemdeki Osmanlı-Alman ilişkileri
  3. II. Wilhelm ile II. Abdülhamit dönemindeki Osmanlı-Alman İlişkileri

Osmanlı-Prusya İlişkileri

prusya askerleri

Osmanlı İmparatorluğu, Orta Avrupa’ya yaptığı seferlerde tarih boyunca Avusturya’nın direnişi ile kaşılaşmıştır. Avusturya İmparatorluğu kuruluş bakımından Alman olmakla birlikte, yapısı ve siyasal amaçları yönünden Alman değildir. O dönemde, Almanya henüz bir coğrafi terimden ibarettir.

Almanya kelimesinin akla getirdiği topraklar üzerinde irili ufaklı yüzlerce Alman devleti yaşamış ve bu devletler, Avusturya’nın başkanlığında bir Cermen devletler birliğini oluşturmuşlardır.

XVI. yüzyıldan itibaren, Rönesans ve Reform hareketleri ile Alman milletinde, milli benliğin oluşmasına etki yapan duygu ve düşünceler ortaya çıkmaya başlamıştır. Modern Almanya gün geçtikçe gelişen bu duygu ve düşüncelerin üzerine kurulmuştur.

Bu kuruluşun tarihi ve siyasi akışını yönetmek ve tamamlamak Avusturya’ya değil Prusya’ya ait olmuştur. Prusya devletinin kuruluşu ve gelişmesi ile Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşu ve gelişmesi arasında, sıkı benzerlikler görülmektedir.

Osmanlı Devleti ile Prusya Arasındaki Benzerlikler

Osmanlı Devleti Anadolu’nun siyasal birliğini geniş ölçüde temsil etmekte olan Anadolu Selçuklu İmparatorluğu’nun zayıfladığı ve yıkılmaya başladığı bir dönemde, Anadolu’nun batısında kurulmuştur.

Anadolu’nun batısında, Bizans İmparatorluğu sınırı boyunca kurulmuş ve aynı anda da Bizans’a karşı mücadele etmesiyle maddi ve manevi kazançlar sağlamış ve bu şekilde de Anadolu’nun birliğini kurmaya çalışmıştır.

Prusya’da Almanya’nın batısında, Avusturya’nın Almanya üzerindeki egemenliğinin zayıfladığı bir dönemde, Fransa sınırı boyunda kurulmuştur. Ezeli düşmanı sayılan Fransızlara karşı girdiği savaşlarla maddi ve manevi üstünlük sağlarken, Avusturya’ya karşı savaşlarla da Alman birliğini gerçekleştirmeye çalışmıştır.

1701 tarihinde Kutsal Roma-Cermen İmparatoru ve Lehistan-Litvanya Birliği kralı Brandenburg-Prusya bölgesinin Prusya Krallığı adı altında, I. Frederick tarafından yönetilmesine izin vermiştir. Prusya, toprakları ve nüfusu az olduğu halde, bu kral ile oğlu II. Frederick döneminde oldukça kuvvetli bir devlet durumuna gelmiştir.

Avusturya veraset savaşlarında (1740-1748) başarıları ve yedi yıl savaşlarında (1756-1763) Avusturya, Fransa ve Rusya’ya karşı kuvvetli direnişi ile büyük devlet konumunu elde etmiştir.

Prusya’nın yükselişi, Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme dönemine denk gelmiştir. Avusturya ve Rusya, Osmanlı İmparatorluğu üzerine sürekli saldırılmaları sonucunda düşman komşu devletler haline gelmişlerdir.

Osmanlı Devleti’nin o dönemde kendi askeri gücü ile bu devletlere karşı gelmesi zorlaşmıştır. Avrupa devletleri arasındaki denge politikasından yararlanmak şekliyle Rusya ile Avusturya’nın düşmanı sayılan devletler ile anlaşması gerekmiştir.

Bu yüzden, Prusya’nın savaşlarda aldığı zaferler İstanbul’da olumlu karşılanmıştır. Prusya’nın Osmanlı Devleti ile ortak sınırı bulunmadığından dolayı Osmanlı topraklarında yayılması da söz konusu olmamıştır. Bütün bu faktörler, Osmanlı İmparatorluğu ile Prusya’nın dost ve müttefik olması için ortak zemin hazırlamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu dış politikada yalnızlık prensibine bağlı olduğu için böyle bir dostluk olması için ilk adımı atmak Prusya’ya düşmüştür.

Osmanlı-Prusya İttifakı

osmanlı prusya ittifakı

Prusya Kralı II. Friedrich Wilhelm, Rusya’nın ve Avusturya’nın Osmanlı İmparatorluğu aleyhine olarak genişlemelerine karşı çıkmıştır. Böyle bir genişleme ile bu devletler daha da güçlenecekler ve Avrupa dengesini kendi menfaatleri doğrultusunda değiştirme imkanına sahip bulunacaklardı.

Böyle bir değişimden Prusya’nın herhangi bir menfaat sağlaması mümkün olmayacağından, düşmanlarının kuvvetlenmiş olması sebebiyle zarar görmeside doğaldı. II. Friedrich bu düşüncelerle ve bir ittifak sağlamak üzere, danışmanlarından Rexin’i elçi olarak İstanbul’a 1761’de göndermiştir.

Osmanlı hükümeti ittifak yapmaktan çekinmiş, bununla beraber Prusya ile ilk defa olmak üzere, kapitülasyon hükümlerini kapsayan bir ticaret anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşma II. Friedrich’in beklentilerine cevap vermemişse de, İstanbul’daki Prusya elçisi büyük nüfuz sahibi olmuştur.

Prusya, 1778’de Bavyera veraseti yüzünden Avusturya ile yapmış olduğu savaşta ve 1748’de Kırım’ın Ruslara bağlılığın tanınması sırasında Osmanlı Devleti’ne yeni bir ittifak teklif etmişse de bu teklifte kabul edilmemiştir.

Osmanlı Devleti, arada yazılı bir ittifak olmadan, Prusya ile dostluğunu devam ettirmeye ve onun yardımını sağlamaya çalışmıştır. 1787’de II. Katerina’nın Büyük Grek Projesi kurmak konusundaki siyaseti yüzünden, Osmanlı Devleti, İngiltere ve Fransa’nın çabaları sonucunda Kırım’ı geri almak için Rusya’ya savaş ilan etmiştir.

Avusturya bu savaşta Rusya’nın müttefiki olarak yanında yer almış, Prusya kararsız bir dönemden sonra Osmanlı hükümetine, bir ittifak anlaşması daha teklif etmiştir. III. Selim’in çabaları sonucu 30 Ocak 1790’da Osmanlı Devleti ile Prusya arasında bir ittifak anlaşması imzalanmıştır. Buna göre:

  • Prusya, askeri kuvveti ile birlikte Avusturya ve Rusya’ya karşı savaşa girmeyi ve Türkler için barış imkanı oluşana kadar savaşmayı kabul ediyor.
  • Osmanlı Devleti’de buna karşılık olarak Avusturya’yı, son Lehistan paylaşımında elde ettiği yerlerle Galiçya’yı, Lehistan’a geri vermeye zorlayacağını.
  • Prusya ile Avusturya ve Lehistan arasındaki anlaşmazlığın Prusya çıkarına çözülmesi için var gücüyle çalışacağına söz veriyordu.
Bu siyasi ve askeri ittifak Osmanlı Devleti’nin bir Avrupa devleti ile karşılılı şartlarda imzaladığı ilk ittifaktır.

Prusya Elçileri Sayesinden Bilgi Edinme Çalışmaları

Fransız İhtilalinin yarattığı Avrupa krizi sırasında, Osmanlı Devleti tarafsız kalmıştır. Fransa’nın Avusturya ordularına karşı kazanmış olduğu başarılar İstanbul’da olumlu karşılanmış ve Fransa’ya karşı olan sempatinin kuvvetlenmesine neden olmuştur.

Fransa’nın başarılar elde etmesine karşı, Fransız elçilerinin, Osmanlı İmparatorluğu’nu, Prusya ile Avusturya’ya karşı, Fransa ile ittifak yapma çabalarını sonuçsuz bırakmıştır. 1795’de Prusya’nın Fransa ile barış yapması İstanbul’da olumlu karşılanmıştır.

Osmanlı hükümeti, bu dönemde ilk defa olmak üzere Berlin’de sürekli elçilik açmış bulunuyordu. Napolyon’un Mısır seferi (1797-1801) Prusya’nın dostluğunun değerini daha da arttırmıştır.

Mısır’ın Fransızlar tarafından boşaltılmasından sonra Fransa ile tekrar normal diplomatik ilişkiler başlaması üzerine, Paris’e gönderilen Osmanlı elçilerine, bu şehirdeki Prusya elçileri ile sıkı ilişkilerde bulunulması talimatı verilmiştir.

1805’de Paris’e elçi olarak gönderilen Muhip Efendi’ye verilen talimatta, Prusya ile ilgili şu cümleler dikkati çekmektedir.

Prusya devletinin iyilikleri ve konumu sebebiyle daima Osmanlı Devleti’ne iyiliksever iddasında olduğu ve Fransızların ve gerek diğer devletlerin gizli tedbirlerini öğrenmek için Muhip Efendi Paris’te olan Prusya Elçilik çalışanları ile görüşerek, Osmanlı hükümetinin Prusya hakkında olan samimiyetlerinden bahsetmesi şekliyle bütün devletlerin niyet ve amaçlarını anlamaya çalışmalıdır. III. Selim Sandıkları, Muhip Efendi’ye Talimat

Bu cümlelerden anlaşıldığına göre, Osmanlı hükümeti, Prusya elçilik görevlileri aracılığıyla Avrupa devletlerinin siyasi hedeflerini öğrenmeye çalışmıştır.

Prusyalı Subayların Osmanlı Ordusunda ki Çalışmaları

general graf hellmuth von moltke

II. Mahmud döneminde Osmanlı hükümeti Prusya ile daha yakın ilişkiler kurmak istemiştir. Bunun sebepleri şu şekildedir:

  • 1827’de Fransa, Rusya ve İngilizlerin Navarin’de Osmanlı donanmasını tahrip etmeleri ve bu olayın ardından gelen Osmanlı-Rus savaşında İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı Devleti aleyhine sessiz kalması.
  • Edirne Anlaşması ile meydana gelen bağımsız Yunan devletini tanımaları.
  • 1830’da Fransa’nın Cezayir’i ele geçirmesi.

Bu nedenler Osmanlı hükümetin, Prusya ile dost olmaya yöneltmiştir. II. Mahmud modern bir ordu oluşturmak konusunda Prusya’nın desteğini istemiştir. İlk defa olmak üzere, Moltke’nin başkanlığında, Alman subayları Türkiye’ye gelerek hizmet vermeyi kabul etmişlerdir.

Bu şekilde Osmanlı-Prusya ilişkilerinde yeni bir dönemin, sonraları gelenek halini alacak olan temeli atılmış oluyordu.

Moltke’nin, Türkiye’deki görevi sırasında edinmiş olduğu izlenimlerini, Prusya’ya döndükten sonra bir kitap halinde yayınlaması, Alman kamuoyunun, Osmanlı İmparatorluğu ile ilgilenmesi yolunda bir başlangıç vazifesi görmüştür.

Prusya, Moltke’nin Osmanlı hizmetine girdiği dönemden 1871 tarihine kadar dikkatini Almanya’da gerçekleşen olaylara yöneltmiş olmasından dolayı II. Friedrich ve III. Friedrich dönemlerinde ilişkiler durağan seyretmiştir.

Bununla beraber Osmanlı İmparatorluğu’nun uluslararası nitelik alan sorunlarının görüşüldüğü konferanslara, Avrupa büyük devlet sıfatı ile katılarak Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü savunmuştur. Bu şekilde de tarihi Osmanlı-Prusya dostluğu Alman birliğinin gerçekleşmesine kadar devam etmiştir.

Bismarck Döneminde Osmanlı-Alman İlişkileri

Bismarck’ın Avrupa siyaseti ve sömürgeler hakkındaki görüşleri Almanya’nın Osmanlı İmparatorluğu’na karşı davranışı üzerinde de etki yapmıştır. Bu dönemde büyük devletlerin Osmanlı toprakları ile ilgili hırsları ve menfaatleri “Doğu Meselesi” olarak ifade edilmiştir.

Bismarck Siyasetinin Temelleri

otto von bismarck

Bismarck, Prusya’nın başbakanı olduğu dönemde, bütün dikkatini ve enerjisini Alman milli birliğinin gerçekleşmesi üzerine yoğunlaştırmıştır.

Bu birliğin sağlanmasının “Kan ve Ateşle” meydana gelebileceği yolundaki sözü Prusya’nın, Avusturya’ya (1866) ve Fransa’ya karşı (1869-1870) yapmış olduğu savaşlarla doğrulanmıştır.

Prusya’nın Avrupanın bu güçlü ve köklü devletlerini yendikten sonra Alman İmparatorluğu’nu oluşturması, Avrupa’da dengeleri bozmuş ve yeni bir dengenin kurulmasını gerekli kılmıştır.

Alman İmparatorluğu’nun başbakanı olarak ülkenin dış politikasını yürüten Bismarck dengelerin, Alman menfaatlerine göre kurulmasına ve Alman etkisi altında devam etmesine önem vermiştir. Bunu başarabilmek içinde her şeyden önce, Alman dış politikası için bazı temel prensipler belirlemiştir.

Bu prensipler şu şekildedir:

  • Avrupa’da barışın korunması.
  • Barış sayesinde teşkilatlanıp elde etmiş olduğu toprakların korunması.
  • Fransa’nın Alsace-Lorraine‘i geri alması amacı ile intikam savaşı yapmasına imkan vermemek.
  • Avusturya ile Rusya’nın, Almanya’ya karşı ittifak yapmalarına engel olmak.
  • Bu iki devlet arasında, Almanya’nın da karışmasını sonuçlandıracak bir savaşa engel olunması.
  • İngiltere ve diğer sömürgeci devletler ile çatışmamak için Almanya’nın sömürge politikası bulunmadığını dünyaya inandırmak.

Bismarck, 1871’den sonra Fransa’yı dış politikada soyutlamaya ve Almanya ile Avusturya ve Rusya arasında dostluk sağlama konusunda başarılı olmuştur. Bunun dışında sömürge siyasetinin donanmaya sahip olmadığı için, Almanya için zayıflık yaratacağını açıklamıştır.

Bismarck’ın Doğu Sorununa Bakışı ve Gizli Amaçları

XX. yüzyılda Avrupa devletleri, Osmanlı topraklarına olan ilgilerini “Doğu Meselesi” olarak adlandırmışlardı. Bismarck, doğu meselesine Almanya’nın karışmasını o dönem için olumlu karşılamamıştır.

Almanya’nın doğu sorununa pay almak için girmesi durumunda, büyük devletler arasında, devamını istediği denge siyasetini bozabilir, bu yüzden belki de bir savaş meydana gelebilir diye yorumlamıştır. Aslında Bismarck savaş istemiyordu.

Bismarck’ın en büyük endişesi Rusya ile Fransa’nın aralarında anlaşması ve Almanya’yı iki cephede birden savaşmaya mecbur etmeleri olmuştur. Bismarck, Almanya’nın, şark meselesine karışmasını Avrupa barışı için olduğu gibi, Almanya’nın kontrolü altında bulunan denge siyaseti için de zararlı görmüştür.

Şansölye Bismarck, Avrupa dengesinin Alman çıkarlarına göre ayarlanması ve Alman nüfuzunun etkisi altında devam etmesini istediği için Osmanlı İmparatorluğu ile pek ilgilenmedi.

Bismarck, Avusturya ve Rusya’yı yanına alarak Fransa’yı Avrupa’da yalnız bırakma yoluna gitmişti. Alman şansölyesi her ne kadar “Şark Meselesi bir Alman erinin kemiklerine bile değmez”, “Tekmil Türkiye, medeni Avrupa milletlerinin bu uğurda büyük harplerle birbirlerini mahvetmeye değecek kıymete sahip değildir” açıklamaları ile Doğu’ya olan ilgisizliğini belirtmeye çalışmışsa da, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında toplanmasına öncülük ettiği Berlin Kongresi’ndeki tutumu, bu görüşleri ile tam bir çelişki oluşturmuştur.

Berlin Kongresini takip eden yıllarda, Almanya’nın sanayi ve ekonomisinde meydana gelen gelişmeler, Bismarck’ın dış politika prensiplerini gözden geçirmesine ve değiştirmesine sebep olmuştur.

Sömürge siyasetine karşı çıktığını açıklamasına rağmen kamuoyunun etkisi altında Almanya, Güney ve Batı Afrika’da sömürgeler elde etmeye başlamıştır. Avusturya’nın Balkanlar’daki büyüme çabalarını, Alman menfaatlerine uygun bulmuş, bu yüzden Avusturya’yı Rusya tercih etmiştir.

Bu durum, Rus-Alman ilişkilerine olumsuz etki yapmaktan uzak durmamış ve Rusya’nın Fransa ve İngiltere ile yakınlaşmasına sebep olmuştur.

Osmanlı Devleti’nin Almanya’ya Yakın Durma Çalışmaları

osmanlı devletinin yıkılması

Bismarck döneminde, Almanya’nın, Osmanlı İmparatorluğu ile ilgisiz kalmak istemesine rağmen Osmanlı devlet yetkililerinin, Almanya’yı Osmanlı Devleti’nin geleceği ile ilgili ilişkilendirmek istedikleri görülmüştür.  Bilindiği gibi, Osmanlı devleti 19. yüzyılın başından itibaren gerilemesinin bir sonucu olarak, devamını Avrupa devletleri arasındaki dengeden faydalanarak sağlamıştır.

Osmanlı Devleti, Yakın Çağın başından itibaren, olayların yapısına ve hedefine göre sırasıyla İngiliz, Fransız ve Rus dostluk ve ittifaklarından faydalanmıştır.

Fakat Almanya’nın kurulmasından itibaren, bu üç devlet arasındaki siyasi problemler azalmıştır. Bu devletler Almanya tehlikesine karşı zamanı geldiğinde birleşmek durumunda kalacaklarını anlamışlardır. Bu yüzden, eskiden olduğu gibi “Doğu Meselesi” yüzünden birbirleri ile savaşma ihtimalleri azalmıştır.

Bu nedenlerle artık, Osmanlı Devleti, bu üç devletten biri ile sürekli olarak ittifak yapması beklenemezdi. Almanya’nın yanında yer alması kaçınılmaz olacaktır. Bu zorunluluk da Almanya’nın sadece askeri yönden kuvvetli bulunmasından kaynaklanmamıştır. Almanya aynı zamanda güçlü bir ekonomiye de sahip olmuştu.

Osmanlı devlet adamları, Osmanlı ekonomisini, Osmanlı ordusunu olduğu gibi Alman yardımı ile kalkındırmayı düşünmüşlerdir.

Bismarck’ın Sömürge Politikasında Yaşanan Değişim

Bismarck’ın sömürge konusundaki düşünceleri ve tutumu, özellikle 1880’den sonra kamuoyunu tatmin etmemeye başlamıştır. Alman nüfusunun hızla artmaya başlaması, Alman sanayisinin ve ticaretinin gelişmesi, basında sömürge politikası lehinde geniş ölçüde yer almasına sebep olmuştur.

İngiltere’nin Mısır’a yerleşmesi ve Fransa’nın da Tunus’a yerleşmesi basında çıkan yayınların, hükümet üzerinde etki edecek bir dereceye gelmesine sebep olmuştur. Ocak 1882’de “Alman Sömürge Cemiyeti” kurulmuş ve özel girişim olarak ilk sömürgecilik faaliyetlerine de başlamıştır.

Afrika kıyılarında, Atlas Okyanus adalarında, Yeni Gine’de, ilk Alman yerleşmeleri meydana gelmiştir. Alman Başbakanı Bismarck, bu hareketlerin etkisi altında kalarak Alman dış siyasetini sömürgecilik çalışmalarına çevirmeye mecbur kalmıştır.

Bu şekilde Togo, Kamerun sömürgeleri kurulduğu gibi (1885), Güneybatı Afrika’da (1886) ve Doğu Afrika’da (1889) Alman nüfuzu yerleşmeye başlamıştır. Bu ilerlemeler Almanları tatmin etmemiştir.

Bismarck’ın başbakanlıktan çekilmesinin ardından Alman İmparatoru II.Wilhelm’in dış politikayı, tek başına idare ettiği dönemde, halk ve hükümet, sömürge faaliyetleri ile daha çok ilgilenmeye başlamışlardır.

II. Wilhelm Döneminde Osmanlı-Alman İlişkileri

alman imparatoru wilhelm

II. Wilhelm döneminde, Alman kamuoyu, dikkatini Osmanlı İmparatorluğu ve en çok Anadolu bölgesi üzerinde yoğunlaştırmaya başlamıştır. Almanya’nın nüfusu 1871 yılına göre sekiz milyonluk bir artış ile 49 milyona varmıştır.

Bismarck döneminde elde edilmiş olan sömürgeler, yerleşime elverişli bölgelerde olmamıştır. Almanlar fazla olan nüfuslarına yaşam alanı yaratabilmek için gözlerini Anadolu’ya çevirmişleridir. Anadolu’nun, Alman ekonomisi açısından da çekici bir kuvvet olduğunu öne sürmüşlerdir.

Almanya’nın sanayisi gelişmiş ve ticaret hacmi de büyümüş, bu yüzden fabrikalar için hammadde ve ürünleri içinde pazar bulmak zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Alman iş adamları, bu konunun çözülmesi için Anadolu’da Alman nüfuzunun yerleşmesini zorunluluk olarak görmüşlerdir.

Almanya’nın ekonomi yönünden geleceği İstanbul’un kaderine bağlıdır. Leopold von Ranke

Alman askeri otoriteleri, Anadolu’nun önemini askeri açıdan dikkate almışlarlar ve onu Osmanlı İmparatorluğu’nun bünyesinden ayırmayarak düşünmüşlerdir.

Almanlar, dünya çapında artan ticaretleri ve güçlenen donanmaları sebebiyle yakın gelecekte, İngiltere ile olabilecek savaş ihtimalini imkan dahilinde görmüşlerdir. Rusya ve Fransa’nın İngiltere’nin yanında olacağı böyle bir savaşın, Almanya için ölüm kalım savaşı olacağını planlamışlardır.

Böyle bir savaşta Almanya çember içinde kalacak, hammadde kaynakları ve sömürgeleri ile de bağlantıları kesilecektir. Almanya’nın İngiltere’yi kendi evinde de mağlup etmesi imkansız olduğu için, İngiltere’yi en can alıcı noktasında mağlup etmesi gerekecekti.

İngiltere’yi kalbinden vurmak için tek çıkar yol, Mısır’ı ele geçirmek ve Hindistan ile olan ticareti bağlantısını koparmaktan geçmektedir.

Bunun sağlanması ise, Osmanlı İmparatorluğu’nun dostluğunun sağlanmasına, onun aracılığı ile İslam dünyasının el altında tutulmasına, Berlin’i Anadolu’ya, Anadolu’yu da Suriye ve Mezopotamya’ya bağlayacak olan demir yolu inşasına bağlı olacaktır.

II. Wilhelm bu düşünceleri kabul ediyor ve Alman siyasetine, bu düşünceleri gerçekleştirmek için dinamizm kazandırmaya çalışıyordu. Almanya siyasi, ekonomik ve stratejik yönlerden Osmanlı Devleti ile çok yakından ilgilenmeye başlamıştı.

Bu düşüncelerini gerçekleştirme konusunda başarılı olabilmesi ise, Osmanlı imparatorluğunda uygun bir zemin bulması ile mümkün olabilecekti.

Osmanlı Devleti’nin Alman Dostluğunu Elde Etme Çabaları

Yakın çağın başlarından itibaren, Osmanlı İmparatorluğu uluslararası denge siyasetinden faydalanmak şekliyle varlığını devam ettirmeye çalışmıştır.

III. Selim döneminde ilk defa olarak 1790 tarihinde Prusya ile Avusturya’ya karşı askeri ittifak imzalamış, Napolyon’un Mısır’ı işgali karşısında, Rusya ve İngiltere ile anlaşarak Fransız tehlikesini uzaklaştırmıştır. II. Mahmud Mısır valisi Mehmet Ali Paşa’nın İmparatorluğu tehdit eden askeri gücüne karşı, Hünkar İskelesi Anlaşmasını imzalamak suretiyle Rus himayesini sağlamıştır.

II. Abdülhamit, Rus himayesi yerine Fransız ve İngiliz yardımını tercih etmiş, 1871’de Fransa’nın Prusya’ya yenilmesi üzerine Abdülaziz, tekrar Ruslara yakın durmaya mecbur kalmıştır. Fakat Mithat Paşa ve arkadaşlarının, Abdülaziz’i tahttan indirdikten sonra, meşruti bir idare kurmak için çalışmaları ile Rus etkisi sona ermiştir.

Osmanlı-Rus savaşının sonuçları da bir kez daha Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasette yalnız kalmasının sakıncalarını göstermiştir. Berlin Kongresini takip eden sıralarda, İngiltere’nin Mısır’a, Fransa’nın Tunus’a yerleşmesi, Osmanlı Devleti için bağımsız bir dış politika uygulama imkanına sahip olmadığını göstermiştir.

Zamanın şartlarına ve gereklerine göre bir Avrupa devleti ile ağır şartlar pahasına da olsa anlaşma zorunluluğu olduğu ortaya çıkmıştır. Prusya’nın, Avusturya’yı ve Fransa’yı mağlup ederek Alman İmparatorluğunu kurması il olarak, Osmanlı İmparatorluğu için olumlu sonuç doğurmuştur.

Rusya, 1856 Paris Anlaşmasının Karadeniz ve Boğazlar ile ilgili hükümlerini değiştirmeyi başarmıştı. Bismarck döneminde Almanya, Rus dostluğuna önem vermesine ve Osmanlı İmparatorluğu’nu küçümsememesine rağmen, Osmanlı devlet adamları, Rus baskısını, Alman dostluğunu sağlamak suretiyle elde etmeye çalışmışlarıdır.

II. Abdülhamit ve Almanya

II. Abdülhamit, Alman dostluğuna herkesten daha fazla önem vermiştir. BundaRusya’dan nefret etmesi, İngiltere’den çekinmesi ve Fransa’yı da küçümsemesi etkili olmuştur. Rusya’nın devamlı şekilde Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışması da etkili olmuştur.

II. Abdülhamit bu üç devlete karşı bir sempati beslemediği halde Almanya karşı büyük ilgi göstermiştir. Bu hayranlık da, şehzadeliği döneminde Abdülaziz’le ile beraber Avrupa’ya yapmış olduğu seyahat sırasında başlamıştır.

Bu seyahatten İstanbul’a döndüğü zaman, Prusya ile Fransa’nın arasında bir savaş çıktığı takdirde, Fransızların kazanacağını iddia eden doktoru ile Prusya’nın kazanacağına dair iddiaya girmiştir.

II. Abdülhamit, Almanların karakter itibari ile biraz ağır olmasına rağmen sadık ve çalışkan olduklarını, bir işe başlamadan önce gerekli bilgileri elde etmeye önem vermelerine, Fransızlar gibi politika ile uğraşıp vakitlerini boş yere harcamadıklarından dolayı takdir etmiştir.

Türk-Alman Yakınlaşması

türk alman askeri işbirliği

II. Abdülhamit’in, Almanya hakkındaki bu fikirlerinin, Türk-Alman yakınlaşmasında büyük etkisi olmuştur. Bu yakınlaşma ilk olarak 1880 tarihinde kültür alanında başlamıştır. Almanya’ya eğitim ve staj için subaylar gönderilmiş ve Alman İmparatoru’nun izni alındıktan sonra, Türk ordusunu modernize etmesi için İstanbul’a bir askeri heyet yollanmıştır.

Birkaç yıl sonra da Von der Goltz başkanlığında (1883-1895) başka bir Alman heyeti eğitim amaçlı Osmanlı Devleti’ne gelmiştir. Bu dönemde İngiltere’nin Mısır’a Fransa’nın da Tunus’a yerleşmesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun bu iki devletle arasını açmış ve Almanya’ya yakınlaşmasını sağlamıştır.

Alman ekonomisi bu durumdan faydalanmış ve Deutsche Orient Bank İstanbul’da bir şube açmıştır.

deutsche orient bank

Alman elçi Kont Radowitz döneminde elçilik, Türkiye’de Alman ekonomisinin yayılması için adeta etüt merkezi haline gelmiştir. İlk iş olarak Alman askeri heyetinin de etkisi Almanya’nın savaş sanayisi ürünleri Türkiye’ye gelmeye başlamıştır.

1888’de  Deutsche Bank ile başka bir Alman bankası adına hareket eden Alfred Kaulla adında bir maliyeci, Osmanlı hükümeti tarafından yaptırılmış olan Haydarpaşa-İzmit demiryolunun işletmesini ve İzmit-Ankara demir yolunu inşa etme imtiyazını elde etmişleridir.

Bir sene sonra Alman İmparatoru II. Wilhelm Yunanistan’a yaptığı bir ziyaret sebebiyle İstanbul’a da uğrayarak II. Abdülhamit’i de ziyaret etmiştir. O dönemde Osmanlı Devleti, Girit isyanı ile uğraşmaktadır.

İlk defa olarak bir Avrupa hükümdarı Osmanlı Padişahının başkentine gelmiş ve kendisini ziyaret etmiştir.

Alman İmparatoru’nun Osmanlı Devleti’ni ziyareti, Almanya’nın maddi etkisine paralel olarak manevi nüfuzunu da Osmanlı topraklarında yaymaya başlamıştır.

1890’da Bismarck’ın başbakanlıktan ayrılmasının ardından 24 Ağustos 1890’da Osmanlı Devleti ile Almanya arasında yeni bir ticaret anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşma, Almanya’nın iktisadi, mali ve ticari girişimleri için geniş ve yararlı imkanlar sağlamıştır.

Demiryolu Siyasetinin Özellikleri

tren istasyonu

Almanya’nın Osmanlı İmparatorluğu’nda başlatmış olduğu girişimlerden siyasi alanda en kuvvetli tepkiyi demiryollarını inşa etme girişimi olmuştur. Gerçekte, Osmanlı devlet adamları demiryollarının önemini daha Abdülmecit döneminde anlamışlar ve bu konuda yabancılara imtiyazlar vermeye başlamışlardır.

Abdülaziz döneminde de demir yolculuk girişimleri devam etmiştir. Fransız ve İngiliz şirketleri Batı Anadolu limanlarına getirdikleri ürünlerini iç bölgelere götürmek ve bu bölgelerinin hammaddelerini kolaylıkla gemilerine nakletmek için, demiryolu inşa etmeye başlamışlarıdır. Bu düşünce ile inşa edilen ilk hatlar şunlardır:

  • 1860 İzmir-Aydın demiryolu hattı İngilizler tarafından yapıldı.
  • 1865 İzmir-Kasaba demiryolu hattı döşendi.
  • 1869-1877 Şark demiryolu (Rumeli Hattı)
  • 1872 Anadolu Bağdat demiryolu daha sonra Mekkeye bağlandı.
  • 1892 Mudanya Bursa demiryolu
  • 1899 Horasan Sarıkamış Askeri tren hat
Anadolu’daki demiryolu tarihi 23 Eylül 1856 yılında ilk demiryolu hattı olan 130 km’lik İzmir Aydın hattının bir İngiliz firmasının ilk kazmayı vurmasıyla başlamıştır. İmtiyaz İzmir Valisi Mustafa Paşa zamanında, 1857 yılında “İzmir’den Aydın’a Osmanlı Demiryolu” kumpanyasına devredilmiştir.

Abdülaziz döneminde, Von Pressel adında bir Alman mühendisi, İstanbul’u Anadolu’nun büyük şehirlerine ve onları Suriye, Irak ve Hicaz merkezlerine bağlayacak olan geniş ölçüde bir program oluşturmuşsa da bunu hükümete kabul ettirememiştir.

1890’dan sonra Almanlar Von Pressel’in tasarısını benimsemişler ve II. Abdülhamit’e  kabul ettirmişlerdir.

bağdat demiryolu hattı

Almanya’nın Demiryolu Siyasetinden Beklentileri

Almanya ve Osmanlı Devleti, bu tasarının gerçekleştirilmesi ile kendi menfaatleri için siyasi, stratejik ve ekonomik sonuçlar almayı düşünmüşlerdir.

Almanya Rusya, İngiltere ve Fransa’nın kendisine karşı yapacakları bir savaşta çember içine alınmaktan, ancak Türk dostluğu ile kurtulabileceğini ve Berlin’den başlayıp Basra’da bitecek demiryollarından ve istasyonlarından faydalanmak şekliyle İngiltere’ye, Mısır’a ve Hindistan’a giden yollar üzerinde kuvvetli bir darbe indirebilecekti.

Bunun dışında, Anadolu’nun Dicle ve Fırat havzasının hammaddeleri ve doğal kaynakları ile Alman sanayisini beslemek mümkün olacaktı. Bu büyük girişimler sayesinde de gittikçe artan Alman nüfusunun bir kısmı da Osmanlı İmparatorluğunda yaşama imkanı bulabilecekti.

Osmanlı  Devleti’nin Demiryolu Siyasetinden Beklentileri

Osmanlı Devleti, demiryolu girişimleri için şu şekilde düşünmüştür:

  • Almanya, uzun demiryolları inşa ederek ekonomik açıdan Osmanlı İmparatorluğu’na bağlanacak.
  • İmparatorluğun devamı konusunda Türkiye’ye siyasi krizler olsun, askeri savaşlar olsun, yardım etmeye mecbur kalacak.
  • Bu demiryolları Osmanlı ordusunun hızlı seferberlik yapmasına imkan sağlayacak ve büyük kuvvetlerin bir yerden gerekli yerlere kolaylıkla taşınmasına imkan sağlayacak.
  • Suriye, Irak ve Hicaz bölgelerinde sık sık meydana gelen isyanlar artık olmayacak, meydana gelecek olursa da hızlı bir şekilde önlenebilecek.

II. Abdülhamit Mısır’a yerleşmiş olan İngiltere’nin, Mezopotamya, Suriye ve hatta Anadolu kıyılarını tehdit etmesi durumunda da bu hatlardan faydalanmak şekliyle başarılı bir savunma savaşı yapabileceğini düşünmüştür.

Padişah, demiryollarının geçtiği bölgelerde, halkın refah seviyesinin hızla yükseleceğine, tarım ürünlerinin kolay ve ucuza taşınması sayesinde ülkenin bazı bölgelerinde görülen yüksek fiyatların azalacağını planlamıştır.

Haydarpaşa-Bağdat Demiryolu

haydarpaşa tren istasyonu

Osmanlı hükümeti tarafından inşa edilmiş olan Haydarpaşa-İzmit demiryolunun işletme imtiyazı iki Alman bankasına verilmiştir. Bunun dışında, İzmit-Ankara demiryolunu yapmak imtiyazı da aynı bankalara verilmişti.

Bu iki banka, demiryolu inşasını gerçekleştirmek üzere, Alman sermayesi ile “Anadolu demiryolları şirketini” kurmuşlarıdır. Üç sene sonra İzmit-Ankara hattı işletmeye açılmıştır. Bu başarı, Alman şirketine istediği yeni imtiyazların verilmesine neden olmuştur. Bu yeni hat  imtiyazları şu şekildedir:

  • Eskişehir-Konya hattı
  • Ankara-Kayseri hattı
  • Kayseri-Sivas hattı
  • Diyarbakır-Bağdat hattı

Ankara-Kayseri demiryolu tasarısı, arazinin elverişsiz olması sebebiyle ve çok pahalıya mal olacağı düşüncesi ile terkedilmiştir.

Büyük devletlerin İstanbul’daki elçileri, temsil ettikleri ülkelerinin mali kurumları için Konya’dan Bağdat’a oradan da Basra Körfezine uzanacak bir demiryolu imtiyazı almak için Osmanlı hükümetine müracat etmişlerdir. Alman İmparatorunun İstanbul’a gelmesi ve Kudüs ile Şam’ı ziyaret etmesi, rekabeti, Almanlar tarafına yöneltmiştir.

İmtiyazın, II. Wilhelm’in II.Abdülhamit üzerinde yaptığı etki ile Almanlara verilmesi, prensip itibari ile kabul edilmiştir.

Bağdat demiryolu projesi, uzun bir hazırlık aşamasından sonra 1903’de kesin şeklini almış ve imzalanmıştır. Sözleşmeye göre Anadolu demiryolları şirketine verilen imtiyazlar şu şekildedir:

  1. Haydarpaşa-Ankara ve Eskişehir-Konya hatlarını 99 yıl müddetle işletilecek.
  2. Konya’dan başlamak ve Bağdat üzerinden Basra’ya kadar devam etmek üzerine yaklaşık 2300 kilometre uzunluğunda bir demiryolu yapılıp işletilecek.
  3. Demiryolunun iki tarafında ve yirmişer kilometrelik bir alan dahilinde, imtiyazı henüz verilmemiş olan madenlerleri işletip, ormanlardan odun alınması kararlaştırılmıştır.
  4. Fırat’ta ve Şattülarap’ta, taşıma hakkına sahip olacak, Bağdat ve Basra kıyılarında limanlar inşa edip çalışmalarını düzenleyecek.

Bağdat Demiryolu İmtiyazının Almanlara Verilmesinin Tepkileri

bağdat tren yolu hattı

Bağdat demiryolu imtiyazının Almanlara prensip olarak verilmesinin kabul edilmesinden (1889) sözleşmenin imzalanmasına kadar geçen zaman süresince (1903) ilgili devletlerin kamuoyu ve siyasi çevreleri dikkatlerini bu imtiyaz üzerinde toplamışlardır.

Almanya’nın, Bağdat hattından elde etmek istediği sonuçlar Rusya’yı ve İngiltere’yi endişeye düşürmüştür. Rusya en çok Kuzey Anadolu’da, Almanlara demiryolu inşa imtiyazının verilmesinden çekinmiştir.

II. Abdülhamit’in sınır bölgesinde demiryolu inşa edilmesinin söz konusu olmadığını açıklamasına rağmen, Rusya bunu yeterli bulmamıştır. İstanbul’da bulunan Rus elçisi, bu sözün garantisini elde etmek için hükümete baskı yapmaya çalışmıştır.

Nisan 1900 tarihinde Berlin anlaşması ile tespit edilmiş olan savaş tazminatından ödenmesi ileri tarihe bırakılmış olan 57 milyon frankın ödenmesini istemiştir. Osmanlı hükümeti, bu parayı ödeyecek gücü olmadığı için, bir ferman ile Karadeniz’de yapılacak demiryolu imtiyazlarının, Rusya’ya verildiğini açıklamıştır.

İngiltere’nin Bağdat Demiryolu Tepkisi

İngiltere’de Rusya gibi Bağdat hattını, doğudaki menfaatleri açısından tehlikeli görmüştür. Demiryolu hattının İngiliz sermayesi ile yapılmasını elde etmede başarılı olamayınca, bazı tavizler karşılığında Almanlar tarafından yapılmasını kabul etmek zorunda kalmıştır.

Bu tavizlerin başında, Fransa ve İngiltere’nin de demiryolu inşası için gerekli olan sermayenin tamamının üçte biri ile girişime katılmasıdır. Almanlar bu isteği kabul etmişlerdir.

Diğer yandan Almanya, İngiltere’ye dostluk göstermekteye devam etmiştir. 1890 ve 1895’de İngiltere’ye ziyaretlerde bulunulmuştur. Bu tarihlerde İngiltere ile imzaladığı anlaşmalarla İngiltere’nin Afrika’daki menfaatlerini kabul etmiştirlerdir.

Aynı dönemde İngiltere ile Rusya arasında Afganistan yüzünden büyük bir anlaşmazlık ortaya çıkmıştır. İngilizler, bütün bu sebepler yüzünden Bağdat hattı girişimini kabul etmek zorunda kalacaklardır.

Bağdat demiryolu inşaatının ilerlemesi, Basra yönünde devamı için de gerekli araştırma hareketlerine girişilmesi üzerine İngiltere, Rusya ve Fransa’nın dikkatlerini tekrar bu hat üzerine toplamalarına neden olmuştur.

Almanya, üç devletin bu bölgede bulunan menfaatlerini tehdit edecek bir konuma gelmiş bulunuyordu. Bu nedenle hat, ekonomik yapısından daha çok, söz konusu üç devletin, Osmanlı Devleti hakkında, yıkıcı siyaset takip etmelerine sebep olan büyük bir politik sorun halini almıştır.

Bu Yazılarıma da Göz Atmak İster Misiniz?
Kaynakça

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Instagram Hesabımı Takip Et, Yeni İçerikleri Kaçırma