fbpx
Osmanlı Tarihi

İstanbul Konferansı’nın Sebebi ve Sonuçları

İstanbul Konferansı Nedir?

İstanbul Konferansı, (Tersane Konferansı) 23 Aralık 1876 tarihinde, Osmanlı Devleti’nin Balkanlarda bulunan eyaletlerinin yönetim koşullarını düzenlemek üzere Avrupa ülkelerinin baskıları sonucu İstanbul’da 23 Aralık’ta Kasımpaşa’da Bahriye Nezareti binasında toplanmış uluslararası bir konferanstır.

İstanbul Konferansı Neden Toplanmıştır?

İstanbul Konferansı’nın toplanmasına neden olan olayların en önemlisi, Osmanlı Devleti’nin Balkan devletlerinin başlatmış olduğu isyanlar ve Balkan devletleri ile yapılan savaşlardır. II. Abdülhamit tahta çıktığı dönemde, Osmanlı Devleti Sırbistan ve Karadağ ile savaş halinde bulunmaktaydı. Bosna ve Hersek isyanı ile Bulgaristan olayları, Avrupa’daki devletlerin Osmanlı hükümeti yanında isyancıların lehinde girişimde bulunmaya sebeb olmuştur.

Belgrad’da basın açıkca Yugoslav birliği için yayınlar yaparak Sırpların, Hırvatların, Slovenlerin ve Bulgarların bağımsız bir hakimiyet altında toplanması fikrini savunmakta idi. Bu gibi yayınlar, Rusya ve Avusturya devletleri tarafında da tahrik edilmekte ve teşvik edilmekte idi. Rusya bu dönemde Balkan devletleri arasında, slavcılık propagandasını yaymaya çalışıyordu, hedefi Balkanlarda bulunan slavları Türk hakimiyetinden kurtarmak idi.

Avusturya, Avrupa’da, Almanya ve İtalyanlara mağlup olması sebebiyle kaybettiği toprakları geri kazanmak ve prestjini tekrar kazanmak istediği için Balkanlardaki siyasetini yeni temellere dayandırmıştı. Bu yeni politikasının hedefi, Bosna ve Hersek’i egemenliğine aldıktan sonra Arnavutluk ve Makedonya üzerinden Selanik’e kadar inmekten oluşuyordu.

Almanya, Balkanlarda herhangi bir mefaati olmamakla birlikte Fransa’nın, Avusturya ve Rusya ile anlaşarak kendisine karşı oluşan savaş politikasını engel olmak düşüncesi ile bu iki devletin Balkanlarda meşgul olmalarını hatta bu bölgedeki çatışmaları destekliyordu.

İngiltere ise, sözkonusu devletlerin, Balkanlardaki mevcut durumun değiştirmelerini istememekle birlikte, tek başına da bu durumu olduğu gibi savunması imkansız gördüğünden Balkan olaylarında Osmanlı hükümetini birtakım tavizlerde bulunmaya zorlamak suretiyle az da olsa, sakinlik sağlamak istemekte idi.

1876’da Avrupalı devletlerin politika ağırlık merkezi, Bosna ve Hersek isyanı sebebiyle Balkanlara taşınmış bulunuyordu. Osmanlı hükümeti, bu durumun farkında olması sebebiyle, çıkan isyanı hızlı bir şekilde bastırmak için aldığı askeri tedbirler isyancıların gerilla tarzında savaşmalarından dolayı amacına ulaşamamıştı.

İsyancılarla anlaşma yolu denenmişse de Rusların ve Avusturya’lıların el altından isyanı kışkırtmaları sebebiyle bu deneme de sonuçsuz kalmış, Slavcılık propangandası yayılmaya devam etmiştir.

Slavcılık propagandasının etkisi ile Sırbistan ve Karadağ hükümetleri, Osmanlı devletine karşı düşmanca davranışlarda bulunuyor, Osmanlı Devletin’deki saltanat değişikliği, Çerkes Hasan olayı, ekonomik sıkıntıların yaşanması sebebi ile ayrıca bir kuvvet buluyorlardı.

Sırp ordusunun başına Slavcılık hareketinin ele başlarından Çernayef adında bir Rus generalinin getirilmesi ve Sırp askerlerinin bir takım sınır olaylarına sebebiyet vermeleri yüzünden, Osmanlı Devleti bu olayların Sırbistan hükümetinden açıklamasını 9 Haziran 1876 tarihinde istedi.

Sırbistan prensi Milan’ın sadrazama verdiği cevapta, Sırbistan’ın Bosna ve Hersek isyanı sebebiyle ekonomik olarak zarara uğradığı ve ayrıca isyan bölgesinden gelen sığınmacıların barındırma ve ihtiyaçlarını karşılamak konusunda çok zorluk yaşadığını söyleyerek şu teklifte bulunuyordu;

  • Bosna ve Hersek isyanının kesin şekilde sona erdirilmesi.
  • İsyanın bir daha olmaması için bu bölgede güvenliğin Sırp askeri tarafından sağlanması.

Buna sebeb olarak da Bosna ve Hersek, Sırplarla aynı ırktandır ve onlara isyan etmeyeceklerdir. Bu şekilde de Osmanlı Devleti’nin, Sırbistan üzerinde olduğu gibi Bosna ve Hersek üzerinde de hakimiyeti daha sağlam olarak devam edecektir.

Osmanlı Devleti, yapılan bu teklifi ve dayandığı sebebleri kabul etmeyi gerekli görmedi ve gerekli cevabı vermeden hemen önce de 1 Temmuz 1876 tarihinde, savaş hazırlıklarına başladı. Karadağ’da, Sırbistan’ın yanında müttefik olarak yer alınca, Osmanlı Devleti ile Sırbistan ve Karadağ arasında savaş başlamış oldu.

osmanlı sırbistan ve karadağ savaşıSırbistan ve Karadağ ile yapılan savaşlarda, Osmanlı kuvvetlerinin 29 Ekim 1876’da  başarılı olması ve Belgrad yolunun açılması üzerine Sırp prensi Milan, Rus çarına bir telgraf çekerek Sırbistan’ı kurtarmak için Allah’tan sonra size güveniyorum demekle, Rusya’nın müdahalesini istiyordu.

Rusya, Sırbistan’ın mağlup olması ile Balkanlar’daki gücünün zayıflayacağını anlamış ve gerekli girişimlerde bulunmaya karar vermiştir. 31 Ekim 1876’da İstanbul’da bulunan Rus elçisi İgnatieff, Osmanlı hükümetine 48 saatlik bir nota vererek, Sırbistan ve Karadağ ile iki aylık, şartsız bir şekilde ateşkes imzalanmadığı takdirde İstanbul’u bütün elçilik görevlileri ile birlikte terk edeceğini bildirmiş ve bu hareketin sorumluluğunun Osmanlı hükümetine ait olacağını belirtmiştir.

Böyle bir savaşta Osmanlı Devleti büyük devletlerin hiç birinden maddi ve manevi yardım bekleyemezdi. Bu durumda da savaşta tek başına kalacaktı, aslında askeri ve ekonomik durumu böyle bir savaşa girmeye de uygun değildi. Bu yüzden de Rusya’nın vemiş olduğu ültimatonu  kabul ederek Sırbistan ve Karadağ ile ateşkes yapıldı.

sırbistan askeri kampı

Rusya, vermiş olduğu nota ile ateşkes yapılmasını sağlamış ve Sırbistan’ın bu savaşta daha fazla mağlup olmasını engellemişti. Bu şekilde İngiltere’nin Balkan sorununun çözülmesinde de girişimini elinden almış ve Osmanlı Devleti karşısında başlıca muhatap durumuna gelmişti. Sıradali amacı, Bosna ve Hersek’in özerkliğini sağlamak ve Bulgaristan’da yenilik yapılmasını sağlamak kalıyordu.

Bu konuda daha girişimlere başlamadan önce Avusturya ile görüşmüş ve diplomatik girişimlerde bulunmaya başlamıştı. Rusya’nın Bulgaristan’ı işgal etmesi karşılığında da Avusturya’nın Bosna ve Hersek’i işgal etmesini kabul ediyordu. Bu sebeble İngiltere’nin karşı çıkmasını önlemek amacıyla da İstanbul’a bir donanma göndermek suretiyle Osmanlı hükümetini, konu edilen özerklik ve yenilik meselelerine ikna ettiği zaman buraların işgal edilmesine gerek olmadığını bildirdi.

Rusya’nın tek başına Balkan sorununu çözmeye çalışması veya Balkan’ları istila ile kontrol altına almaya çalışması durumunda, İngiltere’nin Hindistan yolu tehlikeye girecekti. İngiltere’nin doğu politikasının temeli Hindistan yolunun güvenliği üzerine kurulduğu için, Rus çarının düşünceleri İngiltere’de tepkiye sebeb oldu.

İngiltere Rusya’nın girişimlerini önleyebilmek ve özerklik, ıslahat meselelerinin devletlerarası bir toplantıda görüşülmesini teklif etti. 23 Aralık’ta İstanbul Konferansı’nın yapılmasına karar verildi.

Avrupa, Osmanlı Devleti’nin devamlı hakaretlerine katlanmaya hazır ise Rusya böyle bir duruma katılamaz. Böyle bir davranış Rusya’nın menfaatleri ile de uzlaşmaz. Eğer Avrupa cesaret ile hareket etmeye hazır değil ise, Rusya tek başına hareket etmek zorunda kalacaktır. Çar II. Aleksandr

rus çarı aleksandr

İstanbul Konferansının Amacı Nedir?

23 Aralık 1876’da ilk oturumu yapılacak olan İstanbul Konferansı’nı Osmanlı devletinin kabul etmesinin amacı, Rus hükümetinin savaş için bahaneler aramasıdır. İngiltere’nin, Balkanlarda yapılacak olan yenilik hareketlerini altı büyük devletin katılacağı bir konferansta görüşülmesi teklifini Rusya’ya böyle bir koz vermeme düşüncesi ile kabul etmiştir.

Osmanlı devleti bu konferansı kabul etmese veyahut konferansın çalışmaları hakkında ön şartlar teklif etmeye kalkışsa idi Rusya’yı tahrik etmiş olacağı gibi, diğer beş Avrupa devletinide gücendirmiş olacaktı. Bu sebeble yapılması teklif edilen İstanbul Konferansı görüşmelerini kabul etmek durumunda kalmıştır.

Bunun yanında böyle bir konferansın İstanbul’da toplanmasıda, devletin içişlerine bir müdahale olarak yorumlanmıştı. Bu konudaki düşüncesini Osmanlı Dış İşleri Bakanı, İngiliz elçisine bildirmiş ve bunun içişlerine bir müdahale amacı taşımadığı teminatını alınca, konferansın toplanmasını kabul etmiştir.

İngiltere’nin öncülüğünde toplanmasına karar verilen İstanbul Konferansı’nda İngiltere, Rusya’nın Balkanlarda tek başına etkili olmasını Hindistan yolu için tehlikeli buluyordu . Rusya’nın tek taraflı hareket etmesinin önüne geçebilmek amacıyla altı devletin katılımı ile İstanbul Konferansı’nın görüşülmesini teklif etti.

Osmanlı hükümeti, İngiltere’nin teminatı üzerine İstanbul Konferansı’nın toplanmasını kabul etti. Fakat konferansın devletin bağımsızlığı ile uzlaşma kabul etmeyen neticelere varmasını daima gözönünde bulundurduğu için bunlara karşı Kanuni Esasiyi ilan ederek kalkan olarak kullanmaya karar verdi.

İstanbul Konferansına Hangi Devletler Katılmıştır?

İstanbul Konferansı, ıslahat maddelerini karara bağlamak için yapılmıştır. Bu toplantıya daha önce Paris Konferansını imzalayan devletler katılmıştır. Bu devletler;

  • Osmanlı Devleti
  • Rusya
  • İngiltere
  • Fransa
  • Avusturya
  • Almanya
  • İtalya

İstanbul Konferansı’nda devletlerin iki delege tarafından temsil edilmesi kararlaştırıldı. Bu delegelerden birincisi, toplantıya katılan devletlerin İstanbul’daki elçileri olacaktı. Konferansın başkanlığını Osmanlı devleti adına Saffet Paşa yapacaktır. Toplantıya katılan devletleri temsil eden delegeler;

  • Osmanlı hükümetini, Dış işleri Bakanı Saffet Paşa ve Berlin Elçisi olan Ethem Paşa
  • Rusya hükümetini, Elçi General İgnatieff
  • İngiltere hükümetini, Sömürgeler Bakanı Salisbury
  • Fransa hükümetini, Kont Bourgoin
  • Avusturya hükümetini, Elçi Ziçi
  • Alman hükümetini, Elçi Verter
  • İtalyan hükümetini, Kont Corti, temsil edeceklerdi.

Bu şekilde kuruluş yönünden konferansa Elçiler Konferansı adı da verilmiştir. Konferansın 23 Aralık 1876’da Kasımpaşa’da Bahriye Nezareti binasında yapılmasına karar verilmişti.

bahriye nezareti binası

İstanbul Konferansının Maddeleri Nelerdir?

23 Aralık 1876’da konferansın yapılacağı salonda toplanan delegeler, konferansta görüşülecek maddeleri konuşurken dışarıdan şiddetli şekilde top atılmaya başlanmış ve bütün imparatorluğu kapsayacak olan Kanuni Esasi ilan edilmişti.

Efendiler, Haliç’in diğer tarafında atılan şu toplar halkın meşru isteklerine göre Padişah tarafından hükümette uygulanması gerekli görülen yeni idare sisteminin ilanı olduğundan ve meşrutiyet idaresi çeşitli Osmanlı topluluklarının bütünün kişisel hürriyetlerini kefalet altına aldığından bu inkilap karşısında toplantımız geçersiz kalmıştır. Dış İşleri Bakanı Saffet Paşa

Topantıda bulunan yabancı devletlerin delegeleri, böyle gösterişlere değer verilmeyip bugün için ortaya konulan maddelerin görüşülmesi ile işe başlamak lazım olduğunu bildirmiş, bunun üzerine Osmanlı delegeleri konferanstan ayrılmışlardır.

Habersiz şekilde meşrutiyetin ilan edilmesi, Osmanlı delegelerini konferansata zor durumda bırakmıştı. Osmanlı Devletine bazı durumlarda, İngiliz ve Fransız delegeleri yardımcı olabilirdi. İngiliz delegesi Salisbury, Balkan sorununun durumu hakkında Başvekil ile aynı görüşte değildi. Kısa bir süre içinde olsa Rusya’ya yanaşmayı gerekli görüyordu.

Fransa hükümetide, Alman baskısı sebebi ile Rusya’ya yaklaşmayı düşüyordu. Bu yüzden Rusya konferansta ipleri eline almayı başarmış, Rus elçiliğinde Osmanlı delegeleri olmadan kendi aralarında yaptıkları görüşmelerde konferans görüşmelerine dayanak edecek maddeler belli olmuş ve bu maddelerinbirlikte savunulmasına karar verilmişti. Bu ortak kararlaştılan maddeler şunlardır;

  • Bulgaristan’ın, doğu ve batı olmak üzere iki vilayet olarak düzenlenmesi
  • Bosna ve Hersek’te ve Bulgaristan’da İstinaf Mahkemeleri oluşturulması, hakimlerin altı devletin oyu alınmak suretiyle seçilmesi ve yaşadığı müddetçe tayin olunması, mahkemelerde Türkçe ve yerel dil kullanılması
  • Bosna ve Hersek ile Bulgaristan valilerinin, altı devletin oyu ile seçilmesi
  • Tütün ve gümrük vergileri resmi hazineye ait olacak, diğer vergilerin oranı belirlenecek ve bu belirlenen oranların sadece üçte biri hazineye ait olacak, gerisi yerel ihtiyaçlar için harcanacak, aşar vergisi kaldırılarak onun yerine arazi vergisi konulacak.
  • Askerlik hizmeti Müslüman olan halk için geçerli olacak, askerler belli şehirlerde ve kalelerde kalabilecek. Vilayetlerde milli asker oluşturulcak, bu askerler il dışına çıkmayacak, illerin Jandarma askerleri illerde yaşayan kişilerin çoğunluğuna göre Müslüman veya Hristiyan olacak
  • Söz konusu illerde yaşayanlar, gene padişahın halkı sayılmakla birlikte yerel idarelerinde bağımsız olacak

Yukarıdaki maddeler ile öne sürülen önlemlerin gerçekleştirilmesini  denetlemek üzere aşağıdaki teklifler de geçici olarak tespit edilmişti. Buna göre;

  1. Altı devlet bir yıl boyunca ıslahat hareketlerinin uygulanmasını denetlemek üzere karma bir komisyon kurulmasını talep ederler. Bulgaristan’da çalışacak olan bu komisyon adalet, ceza, idare yetkilerine sahip olacaktır.
  2. Kurulacak olan komisyonu korumak üzere, Belçika’dan 5000 kişilik bir askeri kuvvet getirtilecektir. İlleri, eskiden olduğu gibi gene Osmanlı askeri savunacaktır.

Osmanlı delegelerinin itirazı üzerine, bu yapılan tekliflerde bazı değişiklikler yapılmış ve son şekli ile kabul edilmesi için Osmanlı devletine bir haftalık müddet verilmiştir. Bu bir haftalık müddetin ardından eğer teklif kabul edilmez ise, elçilerin  ve delegelerin İstanbul’u terk edileceği bildirilmiştir.

İstanbul Konferansı ve Sonuçları Nelerdir?

Konferans delegeleri, bu ağır şartların kabul edilmesi için İngiltere delegesinin Osmanlı hükümeti nazarında girişimlerde bulunmasını istediler. İngiliz başdelegesi ilk önce, Padişah II. Abdülhamit’e bir ek sunarak yapılan tekliflerin neden kabul edilemesi gerektiği ve kabul edilmemesi durumunda olacakaları açıkladı. Salisbury, aynı amaçla Sadrazam Mithat Paşa’ya da özel bir mektup yazarak konferans tekliflerini kabul etmesi için ısrar etmiştir.

mithat paşa

Konferansta Osmanlı Devleti’ne teklif edilen maddelerin hakkında karar verilmesi için Sadrazam Mithat Paşa tarafından genel meclis toplanmış ve meclise iki yüzden fazla üye katılmıştır. Meclis toplantısına katılanların içlerinde;

  • Millet Vekilleri
  • Eski Vekiller
  • Ulema
  • Devlet Yetkilileri
  • Askeri Komutanlar
  • Katolik Patriği
  • Rum Patriği
  • Yahudi Hahambaşı ve daha bazı yüksek mevkilerde bulunan kişiler vardı

Konferansın içeriği hakkında meclise bilgi verildikten sonra, kararlar üzerinde tartışmaya geçilerek ne yapılması gerektiği konusunda tartışılmıştır. İstanbul Konferansı’nda Osmanlı Devleti’ne kabul edilmesi için sunulan kararların, devletin bağımsızlığı ve şerefine aykırı olduğu, bunların Kanuni Esasi ilkeleri ile de uyuşmadığı toplantıya katılan üyeler tarafından tartışılıp konferans tekliflerinin red edilmesine karar verilmiştir.

Bu arada Osmanlı hükümeti kabul edebileceği unsurları da belirledi. Bu unsurlar kısaca şöylece özetlenebilir;

  • Eşit sayıda müslüman ve hıristiyan üyelerden meydana gelecek iki komisyon kurulacak
  • Komisyonlardan biri Bosna-Hersek, diğeri Tuna ve Edirne illeri için görevlendirilecek
  • Bir yıl süreyle iş görecek bu komisyonlara şu görevler verilecektir;

1. Anayasa reformlarının gerçekleştirilmesine nezaret etmek.

2. Bu iller için alınacak tedbirlerin uygulanmasına nezaret etmek.

3. Zarar görmüş halka yardım için önlemler almak.

4. Türkiye tarafından oluşturulacak jandarma teşkilatının yardımı ile halkın tam güvenliğini sağlamak

Osmanlı Devleti’nin kabul edebileceği esaslar konferansın 20 Ocak’taki son oturumunda görüşüldü. Daha doğrusu ciddi bir müzakere konusu bile edilmeyen Türk talepleri konferansın göstermelik bir konusu olarak kaldı. Bundan dolayı büyük devlet temsilcileri ile elçileri Türk tekliflerini reddedip konferansın bittiğini ilan edip ve daha önce kararlaştırıldığı gibi yerlerine birer maslahatgüzar bırakarak İstanbul’dan ayrıldılar. Böylece İstanbul Konferansı sona ererken gelecekteki Osmanlı-Rus savaşının kapısı da açılmış oluyordu.

Bu Yazılarımada Göz Atmak İster Misiniz?
KAYNAKÇA

ENVER ZİYA KARAL, OSMANLI TARİHİ VIII. CİLT BİRİNCİ MEŞRUTİYET VE İSTİBDAT DEVİRLERİ 1876-1907, TÜRK TARİH KURUMU


İlgili Makaleler


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Başa dön tuşu