fbpx
Osmanlı Tarihi

Osmanlı ve Avrupa Arasındaki Etkileşim

Ortak Değerler

Osmanlı ve Avrupa arasındaki etkileşim hep kendini savaş alanlarında mı göstermiştir?.  Tarihi biz gençler hep savaşlardan ibaret olduğunu sanırdık.
Ama bu farklı iki kültürün mücadele dışında da etkileşimi muazzam bir boyutta idi.

Şimdi arkamıza yaslanıp iki kültürün birbirini hediyeler ile nasıl etkilendiğini okuyalım.

İki Kültürün Arasındaki Ortak Nesneler

İki kültür Osmanlı ve Avrupa tarih boyunca mücadele içinde savaşmışlar. Aslında iki tarafında da savaşlardan çok daha farklı etkileşim boyutu vardı. Bunların başında kiliselerde papazların giymiş olduğu cüppeler ile İstanbul’da sarayda kullanılan ipekli kadifeler ortak bir ürün idi.

İpekli Kadife

İki tarafında kullandığı ipekli kadifelerin ortak noktası bunların İstanbul’da dokunuyor oluşuydu. Kısaca amansız iki düşmanlardı ama kumaşları ortaktı. Avrupa Noel Ayini için Müslüman kadifesini tercih ediyordu.

Buna karşılık Türk’lerin giydiği kaftanın ipekli kadifesinin menşei Venediklilere aitti. Sultanın sarayında bu kumaş Bursa ipekine tercih ediliyordu. bu durum bizlere iki kültür arasında Demir bir perde olmadığını gösteriyor.

 

Seramik

Seramik sanatının Türkiye’de gelişimi 15. YY’da gelişmeye başlamıştır. Meşhur İznik atölyelerinin şöhreti yayılmıştı. Bu atölyelerde üretilen meşhur parlak kırmızıyı tanıtan renk paletinin zenginliği Venedik’le yapılan ticarette önemli bir kalemi oluşturuyordu. O dönem Venedik saraylarında kullanılan Osmanlı ürünleri şunlardı;

  • Tepsiler
  • Tabaklar
  • Kaseler
  • Kupalar bunların hepsi İznik’ten geliyordu.

İznik çinileri

Zamanla Venedikliler bunları kopyalamışlar ve kendi çinilerini yapmışlardır. Bu etkileşimler ilişkileri zenginleştiriyordu. Kültürel boyut oluşmaya başlamıştı her iki toplum arasında. Bu nasıl oluyordu peki ? elbette Avrupalı ve Osmanlı diplomatları arasında ki değiş tokuş ile verilen hediyeler iki toplumu yakınlaştırıyordu. Avrupa’da Türk halıları ve lale gibi bilinmeyen çiçeklere ilgi artmıştı. Bu durum Türk’ün titiz , hünerli ve zanaatkar olduğunu gösterdi.

Osmanlı İmparatorluğu’na Verilen Diplomatik Armağanlar

1546 senesinde 1. François’in elçisi efendisi tarafından Sultandan 5. Karl’a saldırmasını istemişti. Bunun içinde elçisine Sultana sunulmak üzere armağanlar yollamıştır. Kanuni Sultan Süleyman’a dönemin en güzel duvar saati yollanmıştır. Bu hediye o döneme göre çok pahalı bir yapıttı.

Fransa kralı Francois

 

Venediklilerin 3. Murat’a özür anlamında yolladığı dört ipekli kadife kaftanı, iki koltuk, akdoğanlar, cam bardaklar, kristalden sandıklar okka okka şeker ,peynir yolladığını biliyoruz.

padişah murad

O yıllarda Osmanlı sarayı ile ilişki kurmanın yolu armağanlardan geçen bir unsurdu. Bu armağanlar ile yetkililerle temasa geçmek oldukça kolay oluyordu. Fazla değersiz armağanlar ise hakaret olarak kabul edilebiliyordu. Bunu en yapanlar ise Venediklilerdi.

Avrupa diplomatik armağanların sadece diplomasi ile olmadığını kısa zamanda anlamıştı. Dağıtılan bazı armağanlar sosyetede ticari siparişlere dönmeye başlamıştı. Devlet makamı ve Padişahın haremi sık sık siparişler vermeye devam ediyordu.

Osmanlı harem hayatı

Padişahın Taçı

Kanuninin taçı artık olmasa bile o dönemde Süleymanın sadrazamı tarafından Venedik’de imal edilmişti. Bu miğfer sultana yüz on altı bin düka karşılığında satılmıştır. Aslında takılmak üzere değil sultanın önemli şahsiyetlerle olan toplantıları için satın alınmıştı. Sonuçta bir şatafat nesnesiydi. Padişahın dünya imparatorluğunu yansıtan bir ritüel idi.

Osmanlıların Avrupalılara Armağanları

Halı Alışverişi

Venedik ülkesindeki hayırsever zengin tüccarlar ihtiyaç sahipleri için seferber olsalar bile beğenileri yüksek bir sanat takipçisiydiler. 1541 senesinde on metre boyunda 4 metre eninde Memluk halısını satın almışlardı.

Memluk halısı olan bu ürün Osmanlıların elinde bulunan Kahire’de üretilmişti. Sultanın isteğine göre motiflenen bu halı Avrupa’da kullanılıyordu o dönemde. Bu elbette sıra dışı bir durumdu. Venediklilerin Türk halılarındaki rolü o günlerde doğuya açılan bir pencere idi.

Avrupa’ya giden Türk halılarının geçiş yolu o dönemde Venedik limanları idi.

Bergama , Gördes , Ladik halıları 13. YY’da dünyanın en iyi halıları idi. Küçük seccadelerdeki motifler o yıllarda Avrupada orta boy kilimlerde kullanılıyordu. Bu iki farklı dine mensup olanlar için o yıllarda çok muhteşem bir durumdu.

Elbette lüks bir ürün olan halıları padişahlar diplomatik armağan olarak verebiliyorlardı. Fatih Sultan Mehmet ve 2. Beyazıd krallara halı hediye etmişlerdir.

Venedikliler nüfuzlu politikacılara ve diplomatlara armağan olarak halı vermişlerdir. Bu armağanlar bir müddet sonra şehrin ticaret hayatına katkı sağlamıştır. Venedik’in tanıtımı yapılıyordu o dönemde halılar ile.

Satın alınan ve armağan edilen halılara şark halısı denilmekteydi. Avrupalılar şatafatlı törenlerinde Türk halılarını kullanmaktan zevk alıyordu. Bu durum iki toplum arasındaki etkileşimlerin sadece savaşlardan ibaret olmadığını da bizlere göstermektedir.

 

Elbette ki bu kültürler arası etkileşim sadece iki toplum arasında değildi. bunun başka örnekleri için daha önce yazmış olduğum Petro yazımada bakmanızı çok isterim.

eski osmanlı halısı

 

Lale Çılgınlığı

Batılı bir gezgin İstanbul’da dolaştığı dönemde eline hediye olarak mutlaka çiçek hediye ederdi. Diplomat sultana çıkacaksa hoşgeldin olarak çiçekler verilirdi. Bu durum güzel kokunu yanında hiyerarşide üstün olana verilen bir saygı ifadesiydi.

Türkler çiçeklere karşı sevgi besliyorlardı. Çiçeklerin dili olduğunu söylemişlerdir.

  • Sümbüller
  • Beyaz yasemin
  • Kokulu menekşeler en revaçta olan çiçekler idi.

Ama lale kadar revaçta olan bir çiçek yoktur. Allahın çiçeği olarak da bilinir. Laleyi göçebe oldukları zamanda keşfettmişler Anadoluya girdiklerinde tarlalarda yetiştirmeye başlamışlardı.

Bu çiçeğe olan sevgi adeta kara sevda gibi olmuştur Türklerde. Bahçelerde vazolarda günlük hayatın tamamına da girmiştir. Kumaşlara kaftanlara motif olan bu çiçek bütün topluma yayılmış durumdaydı.

Burada sorulması gereken bu çiçek Hollandaya nasıl geçmiş simgesi olmuştur? Bu konu hakkında tam bilgi olmasada 1. Ferdinand’ın elçisi tarafından Avrupa getirildiği belirtiliyor. Hollanda da tam bir lale furyası başladığı bilinmekte o yıllarda. 1630 senesinde tek bir lale soğanının iki ev fiyatına kadar çıktığı biliniyor. Lale Hollanda’da İstanbulda ki kadar uç noktada olmasa bile talep hiç bitmemiştir.

Vezirlerin sultanın gözüne girmek için arazilerinde lale soğanlarını hediye etmeleri neredeyse gelenek halini almıştı. Zaman içinde nadir soğanlara kota koyan sultanlar bir müddet sonra lale soğanlarını ithalata başlamıştı.

 

Öyle ya da böyle Avrupalılar her ne kadar haçlı ruhunu hep taze tumuş olsa bile hep hayranlık vardı içlerinde. Sonuç olarak değer verilen bir toplum olarak gözüken Osmanlı imparatorluğu Rönesansa kadar girmiş ve orada hep yer almıştır.


İlgili Makaleler


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Başa dön tuşu